Karanlığa davetlisiniz

Karanlığa davetlisiniz
Karanlığa davetlisiniz
'Dialogue in the Dark' (Karanlıkta Diyalog) İstanbul'da. Bu deneyimde görmeden uçağa binecek, köprüden geçecek, çay içeceksiniz...
Haber: MUHSİN TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Hiç görmeden yaşamayı deneyimlediniz mi bilemem fakat 20 Aralık itibariyle İstanbul ’da Gayrettepe metro durağında açılan ‘Dialogue in the Dark’ projesini görmelisiniz. Dev bir salonda elinizde bastonla karanlıkta yalpalıyorsunuz. Bu yalpalama sırasında da günlük rutin işlerinizi yapmaya çalışıyorsunuz. Bunları yaparken size yardımcı olacak çok fazla şey yok. Sadece hisleriniz ve yanınızdaki görme engelli rehberiniz. Bu deneyimde her şey tepetaklak. Görenler görmüyor, görmeyenler görüyor.
‘Dialogue in the Dark’ dünyanın önde gelen sosyal girişim projelerinden. Yaratıcısı Andreas Heinecke Almanya’da bir radyoda çalışırken tanıştığı görme engelli meslektaşından etkilenerek projeyi başlatıyor ve 1998’de ilk kez Hamburg’da hayata geçiyor. ‘Dialogue in the Dark İstanbul’un girişimleri sonucu bugünden itibaren TTNET sponsorluğu ve Dünya Göz Hastanesi’nin ortaklığıyla proje İstanbul’la buluşuyor.
Her şeyden önce belirtmekte fayda var; bu proje görme engellilere yardımcı olmak için bir şeyler yapmıyor. Gören insanlara yeni bir deneyim için fırsat sunup kısa süre de olsa farklı bir hayat yaşamalarını sağlıyor. Projenin karanlıkta gerçekleşen basın toplantısı bile enteresan deneyimler içeriyor. Örneğin, beklenmeyen birkaç saniyelik bir sessizlik olursa ortam bir anda geriliyor. Göremediğiniz için diğer duyularınızla bu eksiği kapatmaya çalışıyorsunuz ama diğer duyularınızdan evvel korku hissi devreye giriyor. Heinecke bu durumu da özetliyor: “Karanlıkta konuşmazsanız, yoksunuzdur.”
Karanlığın içinde kalmak insanın kalabileceği belki de en çaresiz durum. Gün içerisinde hayatı anlamlandırmaktaki en büyük yardımcımız gözlerimiz. Bu uzvumuzun işlevsizleşmesi her şeyi manasızlaştırıyor. Karşıdaki insanın fiziksel özelliklerini bile algılayamıyorsunuz. “Karanlıkta herkes aynıdır” diye boşuna denmiyor. Toplantıdan sonra yalpalaya yalpalaya, gazeteci arkadaşlarla çarpışa çarpışa bir parkın içinde buluyoruz kendimizi. Bitkilere dokunuyoruz, köprüden geçiyoruz, tramvaya binmeye çalışıyoruz. Ama hep bir yerlere çarpıyoruz. Ya bir insan oluyor çarptığımız, ya salona yerleştirilmiş arabanın aynası. Yine de vazgeçmek yok, bastonları sağa sola hareket ettirerek önümüzü tarıyoruz.
Yorulmaya başladığımız anlardan birinde dev İstanbul simülasyonunun kafesine hareket ediyoruz. Gözlerimiz görmeden sıcak çaylarımıza şeker atıp karıştırıyoruz. Bu ne büyük sınavmış, o ana kadar bilemezdik. Elimizi yakmadan, üzerimize dökmeden çaylarımızı içmeye çalışıyoruz.
Bir buçuk saat içinde kalacağınız etkinlikte yarım saatten biraz fazla vakit geçirdik. Kapıdan çıktığımızda gözleri kamaşan herkes burayı tekrar ziyaret etmeyi konuşuyordu. Sizin için de görme engellileri anlamak adına çok önemli bir eşik olabilir.