Karanlık Diva: Asia

Muhtemelen doğru telaffuz edemeseler de Asia Argento ismini artık Hollywood sayesinde herhangi bir Amerikan sinema seyircisi de biliyor ve küreselleşen dünyamızın merkezi Amerika olduğuna göre dünyanın dört bir yanında bu ismi bilenler artacak.
Haber: Kaya Özkaracalar / Arşivi

Muhtemelen doğru telaffuz edemeseler de Asia Argento ismini artık Hollywood sayesinde herhangi bir Amerikan sinema seyircisi de biliyor ve küreselleşen dünyamızın merkezi Amerika olduğuna göre dünyanın dört bir yanında bu ismi bilenler artacak. Oysa internette yapılacak hızlı bir arama, Asia Argento fan sitelerinin sayısının zaten azımsanmayacak bir sayıda olduğunu gösterecektir. Keza yerli malı Ekşi Sözlük'te de bir hayli uzunca bir Asia Argento maddesi zaten mevcut. Bütün bunlar XXX vizyona girmeden önce oluşmuş bir kültün göstergeleri. Asia'nın cazibesini belki de en iyi, Asia'ya hayranlığının 10 sebebini sayarken bir ekşi sözlük yazarının "gözaltlarına siyah baskın bir makyaj yaptığında, benimle uzağa tükürme yarışı yapabileceğine" inandığını kaydetmesi özetleyebilir. Sinema dergisinde Engin Ertan'ın belirttiği gibi Asia şimdilerde kült oyunculuktan starlığa terfi etmenin eşiğinde duruyor; XXX sayesinde Rolling Stone dergisine bile kapak oldu.
'Ucubeler'le büyüdü
Asia Argento herkesten önce korku sineması meraklılarının çok yakından tanıdığı bir isim. Çünkü İtalyan korku maestrosu Dario Argento'nun kızı ve pek çok filminin oyuncusu. 1975 doğumlu Asia, Dario Argento'nun nikâhsız eşi ve pek çok filminin başrol oyuncusu Daria Nicolodi'yle ilişkisinden dünyaya gelmiş. Asia'nın beyazperde deneyimi babasının yapımcı olarak imza attığı iki korku filmiyle başlıyor. Demoni 2 / İblisler 2'de (1986) iğrenç bir zombi güruhunun giriştikleri dehşetengiz katliamın ortasında kalmış bızdık bir Asia'yı izliyoruz. Babasının, bacak kadar kızının ruhsal durumunun böylesi sahnelerden olumsuz etkilenebileceği konusunda gönlü bir hayli ferah, çünkü kızını çok daha küçük yaşlardan alıştırıp pişmesini sağlamış: Asia'ya daha beş yaşındayken babası tarafından kötü-ünlü klasik Freaks / Ucubeler (1932) filmi izlettirilmiş; Asia, cüceler ve grotesk derecede bedensel özürlü insan 'ucubelerin' trajedisini anlatan bu başyapıtı o zamandan bu zamana en az 100 kez izlediğini söylüyor. Asia'nın İblisler 2'de nispeten küçük bir rolü var ama ardından gelen gotik tarzdaki La Chiesa / Kilise'de (1988) daha ön plana çıkıyor, lanetli kiliseden dışarı çıkış yolunu bilen esas kız olarak yardımcı role terfi ediyor. Babasının bu kez bizzat yönettiği Trauma / Travma'da (1993) ise Asia'yı başrolde görüyoruz. Bu arada Asia'nın, bu filmin bir sahnesinde -henüz 18 yaşına girmemişken!- üstsüz göründüğünü kaydedelim. Asia, bugün geriye dönüp baktığında "Elektra kompleksini gerçekçi bir şekilde yaşamış olduğunu" söylemekle yetinerek babasının bu yönlendirmelerini sorgulamaya girişmediğini söylüyor; baba-kız sohbetlerinin esas konusunu ortak sevgi ve ilgi alanları olan sessiz filmler oluşturuyormuş. Baba-kız Argento'ların yönetmen ve oyuncu olarak imza attıkları ikinci film olan La Sindromi di Stendhal / Stendhal Sendromu (1996) ise tam tersine korku-gerilim sinemasının son yıllardaki en önemli ürünlerinin başında geliyor kanımca. Asia, hem sanatta hem de cinsellikte haz ve dehşet arasındaki çelişkili birliktelikler üzerine derin altmetinlere sahip bu filmde, enselemeye çalıştığı sapık bir katil tarafından ırzına geçilmenin travmasını atlatamayan bir polis dedektifini canlandırıyor. Asia Stendhal Sendromu'nda çok başarılıysa da, baba-kızın birlikte çalıştıkları en son film olan Il Fantasma dell'Opera / Operadaki Hayalet'de (1998) aynı performansı sergileyemediğini itiraf etmek gerek. Yine de Asia'nın bu filmin bir sahnesinde operadaki hayaletin (Julian Sands) iri lağım fareleriyle oynaşmasını ve hatta bir tanesini pantalonun içine almasını bir perdenin aralığından dehşetle dikizlerkenki görüntüsünün korku sinemasının mükemmel ikonlarından biri sayılabileceğini kaydetmeden geçmek olmaz.
Asya'nın sinema kariyeri babasının filmleriyle, hatta korku filmleriyle sınırlı değil kuşkusuz: Onu Fransız yapımı La Reine Margot / Kraliçe Margot'da (1996) Margot'nun kocasına gözünü diken ama zehirli bir ruj sürerek acı içinde ölen İtalyan dilber olarak küçük bir rolde izlemiştik. Asia, Abel Ferrera'nın New Rose Hotel'inde (1998) de oynadı. Il Postino / Postacı'nın yönetmeni Michael Radford'un yönettiği B. Monkey'de (1998) ise başrolleri Rupert Everett ile paylaştı (bu filmin gözdolduran bir kapak tasarımına sahip vcd'si ülkemizde Tehlikenin Pençesinde adıyla mevcut).
Asia'nın bizzat yönetip başrolde oynadığı Scarlet Diva ise 'Scarlet Diva' adlı bir film çevirme hayalleri peşinde koşan Anna adlı genç bir oyuncunun öyküsünü anlatıyor! Anna'nın annesi rolünde de Daria Nicolodi oynuyor. Sık sık geriye dönüşlere yer verilen filmde Anna'yı seks, uyuşturucu ve rock'n'roll ile dolu bir yaşam içinde, dünyanın dört bir yanında kendini bulmaya çalışırken izliyoruz, en sonunda da hamile kalıyor (evet, Asia da bir süre önce bir rock şarkıcısından çocuk sahibi oldu). Film Anna'nın bir gece vakti açık havada bir merdivenin dibinde bîtap halde yatarken gözüne bir Meryem Ana figürü ilişmesiyle bitiyor. Asia, transgresif bir bakışla Meryem ile kendisini (veya Meryem'i kendisiyle!) özdeşleştiriyor anlaşılan!..
Vücudunun belden aşağısı önlü arkalı olarak dövmelerle kaplı olan Asia gerek bu yarı-otobiyografik filminde, gerekse röportajlarında klasik romantik anlamda bohem bir sanatçı portresi çiziyor. Onu Mary Shelley'nin modern versiyonu sayanlar var. Rolling Stone'daki röportajda, bir gece önce yeni tanıştığı biriyle birlikte olduğunu, belki de onu bir daha hiç görmeyeceğini söylüyor ve ekliyor: "Normal bir hayata sahip olabileceğime ilişkin rüyalarla kendimi kandırdığım zaman melankolik oluyorum." İster samimi, ister halkla ilişkiler amaçlı olsun, böyle bir imaj (baca gibi sigara tüttürüyor olması da cabası!) Asia'nın Amerika'da tutulmasına katkı yapar mı bilinmez ama hiç belli olmaz: Ingrid Bergman'ı veya ilk dönem Madonna'yı anımsayın.
Tek teselli
Asia, anavatanı hakkında hiç hoş düşüncelere sahip değil: "Eğer İtalya'da yaşamaya devam edecek olursam yüreğim bir soğana dönüşür endişesini taşıyorum: kokacaktır!" Kendini en fazla ait hissettiği yer olarak ise Paris'i anıyor.
Nitekim Asia'nın XXX'den önceki ve sonraki filmleri Fransız yapımı: Fragmanları erotik bir vampir filmi izlenimi veren Les Morsures de l'aube (2001) ve aksiyon dolu La Siréne rouge (2002). Bu arada Asia'nın Harvey Keitel'le birlikte oynadığı İtalyan polisiye filmi Ginostra'nın (2000) da, iki yıl tozlu raflarda bekledikten sonra karanlık divanın XXX sayesinde elde ettiği şöhretten istifade etmek saikiyle olsa gerek, yıl sonuna doğru vizyona sokulması planlanıyor. Umarız bu filmleri ülkemizde de izleyebiliriz. Evvelden beri Asia'nın hayran kitlesini oluşturanların, onu artık daha önce adını bile duymamış olan daha geniş kitlelerle paylaşmak zorunda kalmalarının tek tesellisi bu olacaktır.



XXX
Yönetmen: Rob Cohen Oyuncular: Vin Diesel, Asia Argento, Marton Csokas, Samuel L. Jackson Süre: 124 dk. Gündelik aktiviteleri 'extreme' sporlar ve bu tip aksiyonlara dayalı protesto eylemlerinden oluşan Xander Cage (Vin Diesel), polise karşı yakayı bir kez ele verince hükümetin zoraki ajanları arasına katılır. Ensesindeki üç adet 'X' dövmesinden yola çıkarak XXX diye anılan bu taze ajanın ilk görevi, Anarşi 99 adlı yasadışı bir örgütü araştırmaktır. Dünya düzeni ve barışı zararına çok fena planları olan bu örgüt, 'tabii ki' Ruslar'dan oluşmaktadır. Bir de bu adamların yanında çok güzel ve gizemli genç bir kadın da (Argento) bulunur. Daha önce de Fast and the Furious / Hızlı ve Öfkeli'de birlikte çalışan Vin Diesel ve yönetmen Rob Cohen, kendini ciddiye almadan aksiyon sınırlarını zorlayan ve eğlencelik bir sistem karşıtlığı sergileyen tarzlarını sürdürüyorlar.