Karga karga 'gak' dedi!

Karga karga 'gak' dedi!
Karga karga 'gak' dedi!

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN FOTOĞRAFLAR: BENNU GEREDE

Erkek giyiminin en hatırı sayılır tasarımcılarından Hatice Gökçe, yeni koleksiyonunda bet sesli, parlak tüylü, aksi huylu bir hayvandan yola çıkıyor. Ama 'Karakarga' adını verdiği koleksiyonunda bu kuşun iç açıcı özelliklerini de unutmuyor
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Kargaları nasıl bilirsiniz? Uğursuz, kurnaz ve kötücül hayvanlar mı? Gizemli, sadık ve iyilik timsali yaratıklar mı? ‘Erkek giyimi’ denince memleketin akla ilk gelen tasarımcısı Hatice Gökçe, kargaya atfedilen iyi-kötü tüm özellikleri alıp 2011 kış koleksiyonuna kondurmuş. Gökçe’nin uzun bir aradan sonra ilk kez kadın grubunu da dahil ettiği, baştan ayağa kara koleksiyonu ‘Karakarga’, İstanbul Fashion Week kapsamında, Perwoll’un sponsorluğunda ve Bilge Tuğsuz’un koreografisiyle bu akşam Santralistanbul’da görücüye çıkıyor. Bu, çoklukla ürkütücü kuşun, kumaş toplarının arasında ne aradığını sormayı bahane ettik, Gökçe’den son tasarımlarını dinledik...       

Nedir karganın hikmeti, nasıl kondu aklınıza ve koleksiyonunuza?
Karga, kuşların arasında insan zekâsına en yakın hayvanlardan. Bilinenin aksine olumlu yönleri de var. Bir yandan alaycılığı, oyunbazlığı, kurnazlığı da var. Kargalar çok uzun zamandır dikkatimi çekiyordu, özelliklerini insana çok benzetiyordum. Karakarga da karga türlerinin en iyi bilineni. Rengi çok çarpıcı, siyahı çok seviyorum zaten. Onun dışında tasarım hayatımda daha protest bir tavır, daha provokatör bir tavırla varlık göstermek istiyordum. Karga da böyle bir hayvan özünde. O çok sevilmeyen çatlak sesi mesela... Uğursuzluk da atfedilir kargaya ama kendini çok sevdiren bir tarafı da vardır. Bu kontrast heyecan verici. Hayatımızda her şeyin çok uyumlu olması mümkün değil, o kontrastlar bizi zenginleştiriyor, hayata bağlıyor gibi geliyor bana. 

Siyah bir koleksiyon diye yola çıktınız da kargaların arasında mı buldunuz kendinizi, yoksa koleksiyonu karartan kargalar mı oldu?
Tamamen kargayla başladı. Kargadan yola çıkmasaydım başka bir şey olacaktı muhakkak. Yaz koleksiyonum çok renkliydi, tamamen siyaha geçmiş oldum. Anlatmak istediklerimi en doğru ifade eden baskın karakter, tek hayvan oydu. Mutlaka bir hayvan olması gerekmiyordu tabii ama karga o sırada ilgimi çekiyordu, yakından tanıma şansı bulduğum bir hayvan oldu. Etkileyici özelliklerinden biri de sadık olması. Bir kere beraber olduğu kargayla ölene kadar devam ediyor. Ve çok uzun ömürlü oluyorlar. Giysilerimi tercih edecek kişilerde  sadakat duygusunu uyandırmak adına bir özdeşleştirme durumu da var. Önümüzdeki yüzyılda belki de sadakate her açıdan ihtiyacımız olacak. Kadın-erkek ilişkilerinde değil sadece... O duyguya da atıfta bulunmak istedim. Simsiyah bir koleksiyon ama tek ton değil. Parlaklıkları, matlığı, yarı parlaklığı, bütün yüzeylerde görebileceğiz. Normal tekstil, el örgüsü ve deri ağırlıklı olmak üzere üç farklı grup var. 

Karganın, renk dışında kıyafetlerinizin çizgisine nasıl   etkisi oldu?
Erkekler için biraz özgür olmalarını sağlayacak formlar yaratmaya çalıştım. Gün içinde de rahatlıkla kullanabilecekleri el örgüsü pantolonlar, kazaklar ve elbiseler hazırladım. İşe giderken giyemezler ama belki haftasonu rahatlıkla giyebilecekleri bir grup. Defile esnasında şovu desteklemek üzere bir takım aksesuvarlarımız da var; karga gagalarından broşlar, düğmeler...

Daha önce de erkekler için elbise yapmıştınız...
Evet, uzun gömlekler de tasarlamıştım. Ama burada konseptle birlikte biraz daha farklı bir yere kayıyor.
Şanlıurfalı olmanızın elbise tasarımlarınıza etkisi olmuş mudur diye merak ettim. Güneydoğu’da entari erkeğin geleneksel kıyafetidir, malum. 

Ben Urfa doğumluyum ama bir yaşından beri İstanbul’dayım.
Urfa ile çok bağlantım yok. İki yıl önce GAP’la yaptığımız projeyle tekrar ziyaret etme şansım oldu.
Ama tabii ki birtakım şeyler etkilemiştir. Mesela İstanbul’da beraber yaşadığımız dayımda, küçüklüğümde gördüğüm en önemli şeydi. Haftasonunu elbiseyle geçirirdi dayım. Ama bu onun daha feminen olmasına sebep olmuyordu, hiç de tedirginlik yaşamazdı, alışverişe bile onunla gidebilirdi. Bu Doğulu ifadesiyle değildi; şehirli, kendine özgü bir durumdu. Herhalde korkuları olmayan bir erkekti ki böyle bir giyim tarzına sahipti. Ki 25 yıl önceden bahsediyoruz.

Sizi erkek koleksiyonlarınızla biliriz ama bu sefer kadınları da giydirmişsiniz...
Erkek koleksiyonlarındaki hatları kadınlara da çok yakıştırıyorum. Oluşturmaya çalıştığım, haute couture’den uzak bir kadın algısı yaratmak. Biz o anlamda Ortadoğu’ya çok yakınız. Farklı bir kadın ortaya çıkarmak adına, bundan sonra da bu şekilde devam edecek kadın koleksiyonlarım. Hem erkekte, hem kadında o masküleniteyi göreceğiz. 

‘Moda blogunda farklı göz şart’ 
Dünyada artık moda haftalarında blog yazarları da en ünlü moda yazarlarının yanına yerleşiyor. İstanbul Fashion Week’te de blog yazarlarına akreditasyon verildi...
Her önüne gelenin kendi keyfine göre yorumluyor olması rahatsız edici bence. Davet ediliyor olmalarına bu anlamda biraz daha sert bakıyorum. O moda blogunun, başkalarının görmediği neyi ifade ettiğine bakmak lazım. Yurtdışında kişilere zarar vermeden, yapılan iş üzerinden hareketle yorumlarını çok başarılı bir şekilde yapabiliyorlar. Ama Türkiye’de bu yorumların yerinde yapılabildiğini zannetmiyorum, biraz kişisel olduğunu düşünüyorum bazı şeylerin. Blog yazarının kimsenin göremediği bir noktayı görüp, gösteriyor olması gerekiyor... Türkiye’de bu anlamda çok az sayıda blog yazarı olduğunu düşünüyorum.