Kayıp, acı, ağıt, intikam

Kayıp, acı, ağıt, intikam
Kayıp, acı, ağıt, intikam
Kim Ki-Duk'un Altın Aslan'lı filmi 'Acı', çarpıcı hikâyesiyle bizi bir yandan 'sert', diğer yandan da 'kırılgan' bir yapıyla yüzleştiriyor... Tabii ki kendine has bir ritimde.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

En ünlüsü Michelangelo’nun Vatikan’daki St. Peter Kilisesi’ndeki heykeli olan ‘Piéta’lar, Meryem Ana’nın Hz. İsa’nın cansız bedenini kucağında tuttuğu bir ‘yas’ imajının sanatsal yansımaları. Hıristiyan inanışında önemli bir yer tutan bu görüntü, ‘ermiş sinemacı’ Kim Ki-duk’un Altın Aslan ödüllü filmi ‘Pieta / Acı’nın da afişinde kendine yer buluyor, iki başrol oyuncusunun canlandırmasıyla. Bu resmin filmde yer almadığını, ama hikâyenin ruhunu aktarması açısından önemli olduğunu da belirtelim.
Filmin küçük ama çarpıcı hikâyesi, bizi bir yandan ‘sert’, diğer yandan da ‘kırılgan’ bir yapıyla yüzleştiriyor... Bir tefecinin tahsilatçısı olan genç kahramanımız, borçlarını ödeyemeyenleri sakat bırakarak onların sigorta paralarıyla karşılıyor alacaklarını. Kurbanlarının beddualarıyla yoluna devam eden bu yalnız karakter ,
günün birinde annesi olduğunu iddia eden bir kadınla karşılaştığındaysa roller değişiyor ve kısa zamanda ‘anasının kuzusu’na dönüşüyor. Bunun bir intikam hikâyesine evrilmesiyse ‘cellat’ın kaderini tayin ediyor...
Kim Ki-duk, oğlunun ölümünün ardından ağıtlar yakmanın ötesine geçiriyor ‘Acı’daki anneyi ve Güney Kore sinemasının ‘ekstremist’ kanadının temel uzantılarından intikamla şekillendiriyor filmini. Ancak bu intikamın da Kim Ki-duk’vari bir ritmi var kuşkusuz; her zamanki gibi yukarılardan bir yerden bakıyor yönetmen kavrama. Kurduğu şiirsel yapı, bir tragedyanın ipuçlarıyla donanmış bir insanlık sorgulamasıyla anlam kazanıyor. Bu sorgulama, genç adamı olduğu kadar anneyi de ameliyat masasına yatırıyor; her ikisinin de insani defolarının üzerine yükleniyor. Hikâyenin ‘acı’sı, annenin yüzünden bir an olsun düşmüyor, olanca ağırlığıyla omuzlarımıza yükleniyor. Aynı zamanda genç adamı da zorlayarak dönüştüren bu acı, intikamla buluşup form değiştirdiğindeyse yapacak bir şey kalmıyor. İnsanlık, çağlar boyunca girdiği sınavlarda olduğu gibi burada da sınıfta kalıyor, durduğu yerden taviz vermeyen ‘kıyıcılık’ kazanıyor bir kez daha. ‘Acı’ysa daha da güçlenerek çıkıyor bu sınavdan, yapışıyor ruhumuza...