Kayıp filmler!

Kayıp filmler!
Kayıp filmler!
Bu yıl Altın Portakal'a 46 ilk film başvurdu, beşi seçilebildi. Peki diğerlerine ne olacak? Önceki yıllarda ne olduysa o. Yani kimse görmeyecek. Peki, her yıl neden bu kadar çok film 'kayboluyor'!
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Küçük Bütçe, Merdiven Altı, Lodos, Kraliçe Fabrikada, Bozkırda Bir Çiçek, Çeto: Onlar da Bir Zamanlar Çocuktu, Donkişot, Dört Sıvı: Kan, Gece Yolcuları Recep ile Selena, Para Para, Çoban, Kayıp Zaman… Liste uzayıp gidebilir.
Bu isimlerin ortak özelliği hepsinin son 4-5 yılda çekilen ve ‘kaybolan’ uzun metraj filmler arasında yer almaları. Bir başka özellikleri ise muhtemelen başvurdukları ulusal film yarışmalarının ön jürileri dışında hiç kimsenin izleme fırsatı bulamamış olması. Bu yıl Altın Koza Film Festivali’ne 47 film başvurdu. Bu filmlerin 12 tanesi ulusal uzun metraj film yarışmasında yer almaya hak kazandı. Yani 35 film ‘festival dışı’ kaldı. Altın Portakal’a başvuran film adedi ise 68, buraya dikkat: Bu filmlerden tam 46 tanesi ilk film! Bu filmlerden Altın Koza’nın ana yarışmasına seçilen filmler düşüldükten sonra 62 film değerlendirmeye alındı ve on film ulusal yarışma için seçildi.

Yani 50’nin üzerinde film ‘yarışma dışı’ kaldı. Kaba bir hesapla Altın Koza ve Altın Portakal’a gerçekleştirilen 115 başvurudan toplam 22 film yarışmaya hak kazandı. Çok çok iyimser bir tahminle 30-35 filmin her iki festivale de başvurduğunu düşünürsek elimizde 50’den fazla film kalıyor. Bu 50 küsur filmin, memleket koşulları gereği, en fazla 5-10 tanesinin başka bir festivalde gösterilme ya da vizyona girme şansı bulunuyor. O zaman yazının girişindeki iddiamızı güçlendirebiliriz: Yine en iyimser tahminle 2012 ve 2013 yılları arasında üretilen (çoğu ilk film olan) 40’ın üzerinde film kaybolup gidecek; yapım ekipleri ve festivallerin ön jürileri dışında kimse tarafından görülmeyecek.
Her yıl katlanarak artıyor
Bu durumun sadece bu yıla özgü olmadığını şöyle anlatalım: Örneğin geçen yıl Altın Koza’ya 42, Altın Portakal’a ise 44 film başvurmuştu. Bu durumun en azından son 3-4 yılda bu ortalamalarda seyrettiğini düşündüğümüzde onlarca filmin seyirciyle buluşamadan ‘kayıp’ hanesine yazıldığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.
Öncelikle yılda ortalama yüz film çekilen bir sektörde 46 ilk filmin çok sağlıklı bir duruma işaret etmediğinin altını çizmek gerekiyor. Daha acı olan bir gerçek de bu filmlerin büyük bir kısmının oldukça kötü olması. Son birkaç yıl içinde yukarıda anılan festivallerin ön jürilerinde yer alan isimler arasında küçük bir soruşturma, özellikle ilk filmlerin kalitesinin oldukça kötü olduğu sonucunu ortaya koyuyor. Görüştüğüm isimlerin hemen hepsi bulunan fikirlerin iyi olduğunu ama yeterince geliştirilmeden, çoğunlukla amatörce, aceleyle çekilmiş olduğunun altını çiziyor. Düşük maliyetli olduklarını da belirtelim. Burada bir noktaya dikkat çekmekte yarar var. Sinemada ‘amatör ruh’ ile amatörlük birbirine fazla karıştırılıyor sanki.
Hal böyle olunca da bu filmlerin büyük bir kısmı kaybolup gidiyor. Türkiye ’de en ucuz maliyetli filmlerin 400-500 bin TL’ye üretilebildiği düşünüldüğünde her yıl onlarca filmin gün yüzüne çıkma fırsatı bulamamasının yarattığı mali kayıp da cabası. İlk filmlerin maliyetini en iyimser tahminle 100 bin TL olarak hesaplasak bile 3-4 milyon TL’lik bir emek kaybı söz konusu. 

Teknolojik kolaylık bir zaaf

Peki, bu kadar çok film neden çekiliyor ve nasıl kayboluyor? İlk akla gelen nedenlerden birisi özellikle dijital teknolojinin gelişmesiyle birlikte ‘film yapma’nın teknik olarak kolaylaşması. İkinci neden olarak genç sinemacıların sabırsızlığını söyleyebiliriz. Kısa film olarak düşünülmesi gereken projelerin uzun metraj olarak çekilmesine yönelik heves; sanat, kostüm, ışık gibi profesyoneller tarafından yapılması gereken teknik işlerin eşle dostla halledilmesi formülü bu filmlerin niteliğini düşürüyor.
Bütün bunlar bir yana, asıl sorun bir türlü sağlıklı hal alamayan yapımcılık sisteminde gibi görünüyor. Özellikle komedi ve korku türünde bazı filmlerin beklentinin üzerinde seyirci yapıp çok para kazandırmaları, işi sinema olmayan sermaye sahiplerinin de iştahını kabartıyor. Ama yapımcılığın sadece para koymak olarak algılandığı bu durum, sinema bilgisi ve deneyimiyle birleşmeyince ortaya çıkan ürünlerin kalitesi de öngörülenin çok altında oluyor.
Öte yandan Kültür Bakanlığı desteklerine başvurma koşullarının yarattığı pratik bir probleme dikkat çekmeliyiz. Bir yapımcı bakanlıktan destek almışsa, onu btirmeden bir sonraki projeye başvuramıyor. Bir filmin yaratım süreci dikkate alındığında bir şirket, ancak iki-üç yıl aralıklarla bakanlık desteğine başvurabiliyor. Hal böyle olunca bakanlık desteği alan bir yapım şirketi, ertesi yıl çalışmayı düşündüğü başka bir proje için ‘yeni’ şirket kurmak zorunda kalıyor. Ortalık yalnızca bir yönetmen için film çeken atıl ve işlevsiz yapım şirketlerinden geçilmiyor. Deneyimli yapımcıların hemen hepsinin bakanlık destekli bir projesi olduğu için ellerinde iyi projeleri olan genç sinemacılar da kendi şirketlerini kurup yola yalnız devam etmek zorunda bırakılıyor.
Kültür Bakanlığı çok yerinde bir uygulamayla her yıl azımsanmayacak sayıda filme ‘ilk film’ desteği veriyor. Ancak bu genç isimlere rehberlik edecek kimse yok. Bir öneriyle bitirelim: Bakanlık ‘ilk film desteği’ alan yönetmen/yapımcılara daha deneyimli bir yapımcıyla çalışma koşulu getirebilir. Bunun örnekleri Avrupa ülkelerinin bir kısmında var. Ayrıca bizim sinemamızda son birkaç yılda dikkat çeken ilk filmlere baktığımızda da arkasında deneyimli yapımcıların varlığını görmek mümkün. Belki sektörün bütün sorunlarını çözmeye yetmez ama sinemanın ‘yapım’ ayağı daha sağlıklı bir hal almadıkça ‘kayıp filmler’ listesine her yıl onlarcası eklenecek gibi görünüyor.

Amatör ve ‘paragöz’ yapımcılar ciddi sorun


Reis Çelik / Yönetmen
Eski Sinema Destekleme Kurulu Üyesi

Bana göre böylesi bir ‘film patlaması’nın iki nedeni var. Bunlardan birincisi, bakanlık desteğidir. İkincisi ise sıcak para kokusu alan cebi paralı yatırımcıdır. Son 5 yıldır sinemaya destek vermeye başlayan Kültür Bakanlığı bir anlamda Türkiye’deki en büyük yapımcı konumuna geldi. Yılda ortalama 40 filme nakdi destek veriyor. İkincisi ise bazı filmlerin büyük iş yapması, cebinde para olanları bir anda sinemaya yönlendirdi. Bir anda ortaya yeni yapımcılar çıktı. Dolayısıyla bu iki faktörden oluşan ani film üretimi patlaması çok ham bir sinema piyasası oluşmasına neden oldu. Böyle bir ani oluşumdan belli bir çizgide veya belli bir sinema geleneğinde iş beklemek imkânsız.
Bakanlık desteğiyle çekilen her on filmden en az 5’i  ne yazık vasatın altında seyirciye ulaşamadan raflarda tozlanmaya aday oluyor. Sadece bu konuda verilen teşviklerin verme biçimini daha profesyonel kanala çekmemiz gerekiyor.  Bu konuda bence en büyük eksiğimiz, donanımlı, sinema kültüründen gelen ve bir projeyi her yönüyle okuyabilen yapımcı faktörünün zayıf olmasıdır. Özellikle ilk filmler konusunda okuduğun projeler ile gerçekleşmiş projeler arasında dikkatimi çeken en büyük ve ortak sorun, köklü bir yapımcı olmayışı ve bu yüzden projelerin büyük çoğunluğunun amatör kalmasıdır. Çünkü ilk filmini yapanların büyük bölümü yapımcılık görevini de üstleniyor. İlk yönetmenliğin yanına ilk yapımcılığı da koyduğunuzda karşınıza çıkabilecek sorunlar baştan bellidir. Böyle olunca da film yazıldığının yüzde 30’u olarak karşımıza çıkıyor. Bu projelerin çok azının gerçek yapımcıların eline ulaştığı ve onların ek paralar bularak projeyi büyüttüklerini gördüm ki onlar da uluslararası başarıları getiren filmler oldu. Tüm bunlar bizlere yeni bir sinema yasasının ihtiyacını ortaya koymaktadır. Meclis’te görüşülmeyi bekleyen yasa, tüm bu sorunları içeren önlemlerle birlikte, destekleme kurulunun bu sorunlar göz önüne alınarak düzenlenmesini içeriyor.

Neden film yapmamalıyız?


Ahmet Boyacıoğlu / Yapımcı
Ankara Sinema Derneği

Almanya ile Fransa arasında imzalanan bir ortak yapım anlaşması sonucu her yıl belirli sayıda, küçük bütçeli Alman - Fransız ortak yapımı film üretiliyor. Sinema çevreleri, alaycı bir şekilde, bu filmleri ‘Görünmeyen Filmler’ olarak adlandırıyor, çünkü küçük bütçeli, çoğu ilk yönetmenlik denemesi olan bu yapıtlar festivallere katılamıyor, ticari gösterime giremiyor, televizyon kanallarında kendilerine yer bulamadıklar gibi DVD’leri de satışa çıkamıyor. Oldukça tatsız bir durum.
Ülkemizde de 2000’li yılların başında yılda on-on beş uzun metrajlı film üretilirken bu sayı hızla arttı ve son yıllarda seksen-doksan film yapılır oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destek politikaları ve dijital teknolojinin getirdiği yeni olanaklar, film sayısında büyük artışa neden oldu. Ancak artık bizim de ‘Görünmeyen Filmler’imiz var. Birçok film gösterime çıkamadan, festivallere katılamadan kaybolup gidiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri de bu durumdan memnun değil. Yakın zamanda film destekleme politikalarında bazı değişiklikler yapılacağı kesin. Genç yönetmenlerin birçoğunun Cannes, Berlin gibi önemli festivallere katılma umuduyla film yaptığını biliyoruz. Ama bırakın tüm dünyadan beş-altı bin filmin başvurduğu bu festivalleri, İstanbul , Adana, Antalya gibi festivallerde yarışabilmek de artık hiç kolay değil. Çünkü başvuru sayıları çok yükseldi: 40, 50 hatta 60 film yarışmalarda yer almaya çalışıyor.
Film yönetmenin çocuğudur, eğer yaptıktan sonra cami avlusuna bırakılacaksa hiç yapmamak belki daha iyi. 200.000 TL’ye film yapılabilir mi? Belki 20.000 TL’lik bir bütçe ile de film yapılabilir. Ancak böyle bir filmin birçok eksiği olacaktır: Yapım sırasında yaşanacak sorunlar, amatör oyunculuk, görüntü, ses ve ışık yetersizliği, post prodüksiyonda ortaya çıkacak ek masraflar. Sonuçta bu koşullarda yapılmış bir film ile başarı elde etmek de hiç kolay olmayacaktır.
Eğer filminiz Cannes ya da Berlin’e seçilemezse, arkasından Türkiye’deki festivallerde de gösterilmezse, ticari sinemalarda kendine yer bulamazsa ya da yalnızca bin kişi tarafından izlenirse ne olacak? Bütün bu sıkıntıları göğüslemeye hazır mısınız? Cevabınız evet ise sizi kimse tutamaz.
Yine de genç yönetmen adaylarına önerim, bir projeye başlamadan önce bazı soruları kendilerine birçok kez sormaları: ‘Ben bu filmi neden yapıyorum?’, ‘Bu filmi kaç kişi izleyecek?’, ‘Sadece festivallere katılmak amacıyla film yapmak doğru bir karar mı?’ ve ‘Eğer filmim başarısız olursa ben bunu kaldırabilecek miyim?’ Eğer bu sorulara somut cevaplar veremiyorsanız bir durun ve her şeyi tekrar düşünün.

'Kayıp film' listesi daha da kabaracak