Kendi müzesi olan okul

Kendi müzesi olan okul
Kendi müzesi olan okul

Saint-Joseph Lisesi Direktörü Jean-Michel Tricart...

140 yaşına basan Saint Joseph Lisesi, kutlamalara bir hizmet de ekledi. Okulun içinde açılan Doğa Bilimleri Merkezi, tamamen öğretmen ve öğrencilerin eseri...
Haber: EYLEM URAL / Arşivi

Dört milyon yıl önceden Australopithecus Aferensis, dinozor iskeleti, bitki fosilleri, çeşit çeşit deniz kabukları... Bir bölüm sadece balıklara ayrılmış, bir asır önce İstanbul Boğazı’nda görülebilen Akdeniz fokuyla birlikte, şu an tükenme tehlikesi altında olan onlarca cins daha görebiliyorsunuz.
Bir oda tamamen bir ormana dönüştürülmüş. Anadolu ’nun türlü yerlerinden zamanında avlanmış hayvanların kimisi bugün müzelik durumda; arasanız bulamazsınız. Bir diğer oda kuşların; İstanbul’un çeşitli semtlerinde bir zamanlar böyle nadide kuş türleri görebilmenin şaşkınlığını yaşıyorsunuz. Böcekler ve kelebekler apayrı bir dünya , apayrı bir bölüm.
Bütün bunları bir okulun bünyesinde görebilmek öyle sık karşılaşabileceğiniz bir durum değil. Ama gerçek. Saint Joseph Lisesi, kurulduğu ilk yıllarda birikmeye başlayan hayvan, bitki ve fosil koleksiyonuyla Doğa Bilimleri Merkezi kurdu. Bu yıl 140 yaşına basacak olan okul, Doğa Bilimleri Merkezi’ni de kutlamalar çerçevesinde ziyaretçilere de açıyor üstelik.
Yıllar içinde tamamen öğretmen ve öğrencilerin kişisel gayretleri ve emekleriyle biriken bu koleksiyon, okulun biyoloji öğretmenleri Laurent ve Yaprak Chapdelaine’in proje tasarımı ve lisenin direktörü Jean-Michel Tricart’in katkılarıyla bugünkü haline ulaşmış. Açılışı bugün yapılacak olan merkezi 17.00-20.00 saatleri arasında gezmek mümkün. Daha sonrası için dbm@sj.k12.tr adresinden rezervasyon yaptırmanız gerekli.
Saint-Joseph Lisesi Direktörü Jean-Michel Tricart’a hazırlık aşamasını ve projenin detaylarını sorduk.
Bir okulu, Doğa Bilimleri Merkezi kurmak gibi ciddi bir işe yönlendiren nedir? Nasıl bir motivasyonla yola çıktınız?

Bu motivasyon aslında elimizdeki koleksiyonunun çok sıra dışı ve değerli olmasını bilmemizden kaynaklandı. Bu doğal miras gençlerimize de kalmalıydı. Koleksiyonu bundan 140 yıl evvel oluşturmaya başlayan dönemin kurucu öğretmenlerinin bu denli özenerek yaptıkları çalışma yok olup gitmemeliydi.
Merkezin ilk parçası hangisi? Bunun size kadar ulaşan bir hikâyesi var mı?
1880’lerden beri toplanmaya başlayan türlerden oluşan bu koleksiyon Saint-Joseph Lisesi’nde uzun zamandır bulunuyor. Bir ilk parçadan değil ama en eski ve nadide parçalardan birinden bahsedebiliriz. Doğa Bilimleri Merkezi’nin ‘Egzotik Salonu’nda bulunuyor. Bu, zamanında Anadolu’nun doğusunda da görülen bir Hazar Kaplanı. Şu anda nesli tümüyle tükenmiş bir tür. 100 yılı aşkın bir süre önce Osmanlı Sarayı’nda yerde halı olarak kullanılırken, dönemin sultanı tarafından koleksiyona bağışlanmış. Restore edilip içi özenle tekrar doldurulmuş.
Bu merkez gerçekten tamamen okulda ders veren öğretmenlerin katkılarıyla mı genişledi?
Evet, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin katkılarıyla oluşmuş bir koleksiyon. Düşünsenize bir asır önce öğretmenler lisede okuyan yatılı öğrencilerle doğa gezilerini çıkıyorlar. Marmara Bölgesi’ndeki tüm hayvan ve bitki örtüsünü inceleyip yıllar süren bir toplama sürecine girişiyorlar. Topladıklarını temizleyip, sınıflandırıp, içlerini dolduruyorlar ve saklıyorlar. 20 bin hayvan türünden söz ediyoruz, ki bu hiç de azımsanacak bir rakam değil. Aynı şekilde 30 bini aşkın bitki örneği toplamışlar.
Ölü bir hayvanı sergilenebilecek forma getirmek, işin teknik kısmı nasıl çözülmüş?
Hem proje hem de uygulama anlamında iki öğretmenimizin ismi ön plana çıkıyor. Laurent ve Yaprak Chapdelaine. Bunun haricinde eldeki eski koleksiyonun ekspertizini yapabilmek adına Paris Doğa Tarihi Müzesi’nden profesyoneller çağrıldı. Öte yandan eldeki hayvanların restorasyonunu yapabilecek kapasitede bir uzman getirmek gerekiyordu. Bu işi de yine Paris Doğa Tarihi Müzesi’nden taksidermist Xavier Filorou üstlendi. 2005-2010 yılları arasında bu devasa koleksiyon parça parça yenilendi. Türkiye ’de bu işe uygun materyal ve malzeme olmadığından renklendirme için gereken boyalar dahil her şeyi yurt dışından getirtmek durumunda kaldık. Restorasyon çalışmalarına katılan bazı öğrencilerimiz, bir kuşun gagasını boyamak için üç gün geçtiğini gördüklerinde gözlerine inanamadılar. Bu proje onlar için de çok faydalı bir eğitim süreci oldu. Okulun kurucuları ve ilk öğretmenleri dönemin şartlarına rağmen bu koleksiyonu çok ama çok iyi koruyup kollamışlardı. Bir asır geçmesine rağmen neredeyse hiç bozulmamış parçalar bile vardı.
Cehaletimizi mazur görün, bu bir biyoloji öğretmeninin zaten vakıf olduğu bir bilgi midir? Yoksa gönüllü destek verenler bu anlamda da kendilerini geliştirmişler mi?
Hayır, aslında bu tip teknik bilgileri biyoloji hocaları da süreç içinde öğrendiler. Amacımız bu zengin koleksiyonu pedagojik olarak kullanmak olduğundan, onlar da proje içine hızla dâhil olup kendilerini geliştirdiler.
Sizi şahsen en etkileyen bölüm, en etkileyen hayvan örneği hangisi?
Böyle özel bir örnek yok. Çünkü projenin bütününe hayranım. Bu koleksiyon doğanın önünde bir saygı duruşu niteliği taşıyor benim açımdan. Dünyanın üzerinde yaşayan canlıların aldıkları farklı biçimleri gösteren bir hazine. Bizim sorumluluğumuz ise bu biyoçeşitliliği korumak. Ama çok ısrar ederseniz kuşları balıklara tercih ettiğimi söyleyebilirim.
Merkezde yer alan canlı örneklerinden ne kadarının soyu tükenmiş durumda? Ne kadarı
tehlike altında?

Burada dünya üzerinde tamamıyla soyu tükenmiş Hazar Kaplanı gibi çok az sayıda canlı var ancak Anadolu faunasını oluşturan çeşitlilik yok olup gitmiş. Yani artık Türkiye’de bulunmuyor bu canlıların bir kısmı. Tehlike altında olan türler ise ‘Sualtı Dünyası Salonu’ dediğimiz alanda sergileniyor. Bir zamanlar Sarayburnu’nda avlanmış ve şu an Akdeniz’de sayıları çok azalmış Akdeniz foku, Caretta caretta’lar, yunuslar ve çeşitli mercan türleri tehlike altında olanlar.
Koleksiyona en son eklenen parça hangisi oldu?
En son eklenen parçalar Robert Koleji’nden gelen iskeletler ve birkaç balık çeşidi oldu. Onları da restore ettik, sergiliyoruz.