@ErkanAktug

Kent duvarları büyük ressamını kaybetti

Kent duvarları büyük ressamını kaybetti
Kent duvarları büyük ressamını kaybetti

Mavi Senfoni tablosu (solda) 2.2 milyon liraya satılarak rekor kıran Doğançay, gençliğinde Gençlerbirliği nde futbol oynamıştı.

84 yaşında hayata veda eden Burhan Doğançay, kent duvarlarıyla ilgili resim serileri ve 114 ülkeyi kapsayan 'Dünya Duvarları' fotoğraflarıyla alanında dünyanın sayılı sanatçılarından biriydi.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Burhan Doğançay’ınki başka türlü bir tutku hikâyesi... Sene 1964... Yaş 35... Üst düzey bir bürokrat olarak önünde parlak bir kariyer vardır Doğançay’ın. Türkiye ’nin New York Turizm Enformasyon Müdürü olan genç bürokratın tayini Paris’e çıkmıştır. Ama o ‘duvarlarına’ hasta olduğu, New York’u bırakıp Paris’e gitmek istemez. ‘Güvenli bir burjuva kariyer’ edinmesini isteyen babasına rağmen her şeyi elinin tersiyle itip önünde yeni ‘kapılar’ açacak hayatının kararını verir: Görevinden istifa eder. Ve küçük yaştan beri tutkusu olan resmi hayatının merkezine yerleştirir.
Dün 84 yaşında hayata veda eden Burhan Doğançay’ın hayatındaki kırılma anı böyle... Peki ya resimdeki kırılma anı... Her şey, 1963 yılında New York, Manhattan 86. Cadde’de dolaştığı bir gün gözüne takılan bir ayrıntıyla başlıyor: “Hayatımda gördüğüm en güzel soyut resimdi bu.” Bu görüntüyle çarpılan Doğançay, hemen cebinden eskiz defterini çıkarır ve gördüklerini defterine çiziktirir. Sonra hemen atölyesine dönüp çalışmaya başlar. Böylece kent duvarları aracılığıyla kendisini modern sanatın ana akımına yerleştirecek süreç de başlamış olur.
Doğançay’ın tema olarak kent duvarlarını şeçmesi elbette tesadüfi değildi. Bunu anlamak için onun çocukluk, gençlik yıllarında kısa bir gezinti yeterli. 1929’da İstanbul’da doğan Doğançay’ın babası, dönemin ünlü ressamı ve orduda harita subayı Adil Doğançay. Küçük Doğançay, dört yaşında çizim yapmaya başlar. Babası da oğlunu bu konuda teşvik eder ve birlikte çizim yapabilmek için onu sık sık Anadolu’daki iş gezilerine götürür. Ancak babası, Doğançay’ın sanat okuluna gitmesine izin vermez, eğitimini ‘burjuva kariyer’ edinecek şekilde devam ettirmesini ister.
Gençliğinde futbola da merak saran ve bir dönem Gençlerbirliği kulübünde profesyonel olarak futbol oynayan Doğançay, Ankara Üniversitesi’nden hukuk diploması aldıktan sonra Paris’e gider. Paris Üniversitesi’nde ekonomi doktorası yaparken bir yandan da La Grande Chaumiere Akademisi’nde resim çalışmalarına katılır. Yetersiz harçlığıyla geçinebilmek için filmlerde dublörlük, gece bekçiliği, kilisede yerleri süpürmek gibi ek işler yapar.
1955’te Ankara’ya döner dönmez Ticaret Bakanlığı’nda göreve başlar Doğançay. İşi gereği pek çok ülkeyi gezer. Bir yandan da resim yapmayı sürdürür, babasıyla birkaç ortak sergi açar Ankara’da. 1962’de Türk Turizm Ofisi Müdürü olarak New York’a atanır. Beşinci Cadde’deki ofisin manzarası, Doğançay’ın resim yapma isteğini daha da kamçılar. Manhattan siluetini resmetmek için gece geç saatlerde ofise döndüğü bile olur.
1964’te resmi görevinden istifa edip resmi hayatının merkezine yerleştirme kararı alır ama önünde başka ‘duvarlar’ da vardır. Göçmen ressam olarak 1960’lar New York’unun rekabetçi sanat ortamında ayakta kalmak o kadar da kolay değildir. Tam kendine güvenini kaybetmek üzereyken ünlü New York Guggenheim Müzesi’nin o dönemdeki yöneticisi Thomas Messer imdada yetişir. 1964’te tanışıp dost olduğu Messer’in kendisiyle yaptığı cesaret verici konuşma, Doğançay’ın umutsuzluğunu yenmesine yardımcı olur, aynı zamanda ona birçok kapı aralar. ‘Aşk Panosu’ adlı tablosu Guggenheim Müzesi’nin daimi koleksiyonuna dahil edilir.
‘Genel Kent Duvarları’ serisini, ‘Kapılar’, ‘Sapak’, ‘New York Metro Duvarları’, ‘Hücum’, ‘Kurdeleler’, ‘Koniler’, ‘Gemiler’ serileri izler.
‘Ortaya Çıkış’ adlı yapıtı UNICEF tarafından tebrik kartına basılan Doğançay’ın 1975’te çıktığı İsrail gezisi, ‘ Dünya Duvarları’ fotoğraf serisinin de başlangıcı olur. Zaman içinde 114 ülkeyi kapsayan ve 30 binden fazla fotoğrafı içeren dev bir belgesel arşiv oluşur. Alanında belki de dünyanın en büyük arşivi olan ‘Dünya Duvarları’ndan bir seçki, 1982’de ‘Fısıldayan Duvarlar’ başlığıyla Paris’teki ünlü Centre Pompidou’da sergilenir.
Daha ziyade yurtdışında parlak kariyer edinen Doğançay, 1976’da Türkiye sanat gündemine de tabir yerindeyse ‘bomba’ gibi bir giriş yapar. Türkiye’nin önde gelen galericilerinden Yahşi Baraz, Doğançay’ın 15 yıl aradan sonra İstanbul’daki ilk sergisini düzenler. Yapıtlar uluslararası galeri fiyatlarından satışa sunulur ve tamamı satılır. O dönemde Şakir Eczacıbaşı, bu serginin “Türk sanat ortamının olgunlaştığına işaret eden tarihi bir kilometretaşı” olduğunu söyler.
1980’li yıllarda Fransa’da ‘Kurdeleler’ serisindeki motiflerle 14 adet Aubusson duvar halısı üreten Doğançay, 1986’da büyük bir onarım geçiren ünlü Brooklyn Köprüsü’nün fotoğraflarını çeker. Bu fotoğraflar, New York kentinin 100. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında JFK Havalimanı’nda iki yıl boyunca sergilenir.
1995’te Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’yle onurlandırılan Doğançay, Türkiye’deki ilk retrospektif sergisini 2001’de Nejat Eczacıbaşı Vakfı sponsorluğunda Dolmabahçe Sarayı’nda açar. 2000’li yıllarda uluslararası müzelerin Doğançay’ın yapıtlarına olan ilgisi artar. Aralarında Victoria&Albert, Pompidou Center, British Museum ve Metropolitan’ın de olduğu 70’e yakın prestijli müze, koleksiyonlarına onun tabloları katar.
1987’de 1. İstanbul Bienali’nde sergilenen ‘Koniler’ serisinden üç büyük tablosundan ‘Mavi Senfoni’, 2009’da 2.2 milyon liraya satılır ve yaşayan bir Türk ressamının en yüksek bedelden satılan tablosu olarak Türk resim tarihine geçer. Bu tablo üzerine Kamran İnce, bir senfoni bile besteler. Türkiye’deki en büyük sergisi ise geçen yıl İstanbul Modern’de ‘Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay’ başlığıyla açılır.
Akademik sanat eğitiminden geçmediği için belli bir süre özellikle Türkiye’deki sanat ortamından dışlanan Doğançay, “Bugüne dek sanatçılarla hiç dostluk etmedim. Çünkü çok daha farklı bir çevreden geliyordum. Her zaman bireyci olup kendi yolumu bulmak istemişimdir. Kimsenin etkisinde kalmak istemedim” diyordu.
Duvarlar aracılığıyla çağdaş kent kültürünün dönüşümünü araştıran Doğançay’ı duvarlara çeken onların güzelliği, kendiliğindenliği ve dolaysızlığıydı: “İnsanların kendilerini özgürce ifade ettikleri tek yer duvarlardır”
Doğançay, dün sabah tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde 84 yaşında hayata veda etti. Şimdi dünyanın bütün kent duvarları yasta!
Doğançay’ın cenazesi yarın öğle vakti Teşvikiye Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından cumartesi günü Bodrum’da toprağa verilecek.

Türk resmine yeni ufuklar açtı


Oya Eczacıbaşı (İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı): 2012 yılında İstanbul Modern’de yarım yüzyıllık sanatsal kariyerini yansıtan retrospektifini sunduğumuzda, yıllardır özlemini dile getirdiği bir hayaline ortak olmuştuk. Sanatçı duruşuyla örnek teşkil eden, gelecek için çocukların ve gençlerin sanat eğitimine büyük önem veren, enerjisi, samimiyeti ve heyecanıyla herkesi etkileyen Burhan Doğançay ülkemizin yetiştirdiği önemli vizyoner kişiliklerden biriydi.
Bülent Eczacıbaşı (İKSV Başkanı): Türkiye’nin kültür sanat yaşamında doldurulması güç bir yere sahip, çok değerli dostum Burhan Doğançay’ı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim. Burhan Doğançay’ın çağdaş sanatımızın bugünkü konumuna gelmesindeki katkıları hiç unutulmayacaktır.
Levent Çalıkoğlu (İstanbul Modern Şef Küratörü): Keskin zekâsıyla insanları onurlandırmayı, her yaştan insanla samimi bir ilişki kurmayı çok iyi bilen, özel bir insandı Doğançay. Türkiye’nin kültür politikaları konusunda her zaman yol gösterici bir tutum sergiledi. Dünyanın en önemli müzelerine çalışmaları kabul edilmesine rağmen bunu kişisel bir tutum olarak değil Türkiye’nin başarısı olarak anlattı, dillendirdi. Sanat tarihimiz için çok büyük bir kayıp.
Hüsamettİn Koçan (Ressam): Yetişmesinin temel ve yerel akademik yapı dışında olması ve sanatçı kimliğini uluslararası ortamda kabul ettirmiş olmasından dolayı son derece önemli bir insandı. Sanatını deneyen, yenilik arayan, yenilikten vazgeçmeyen bir kimlik. Türkiye’de çağdaş sanatın popülerleşmesi, bilgi ve pazarın oluşması konusunda son derece önemli etkileri oldu. Çok önemli bir sanatçıyı kaybettik.
Mehmet Güleryüz (Ressam): Uzun bir süreye yayılan yaşamında da, sanatının bütün evrelerinde düşüncesinin gereği ve enerjik yapısıyla resminin düşüncesini ulaştırabilmiş önemli bir ressamdı. Umarım yapıtları kendinden sonra da gerekli ilgiyi görür.
Balkan Nacİ İslİmyelİ (Ressam): Burhan Doğançay’ın önemi Türk resmine ve onun yeni kuşaklarına büyük bir özgüven kazandırmasıydı. Onun mücadelesi sadece kendi resmi için değildi. Türk sanatını dünya çapında iyi yerlere getirmeyi amaçladı yaşamı boyunca. Bu konuda birçok kapıyı araladı. Üslubu, alternatif bir dil kullanması ve duvar resminin önemini vurgulayarak kendi geleneğimizle harmanlaması onu çok önemli kılıyordu.
Yahşİ Baraz (Galerici): Burhan Doğançay, galerimi açtığım yılın ertesinde, 1976’da ilk büyük sergisini açtığım çok önemli bir sanatçımızdı. O zamanlar çağdaş resme ilgi azdı, birlikte mücadele verdik bu konuda. Evrensel olabilmek için dünyanın sanat merkezlerinde atölye açıp oradaki sanat ortamına girmeye çalışmış, 50’nin üzerinde dünya müzesinde yerini almış, belki bu kadar büyük etkinlik yapmış tek sanatçımızdır.
Murat Ülker (Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı): Burhan Bey’i evvelden beri takip ederdim. Bende iki özel hatırası mevcut. Birincisi, aile bireylerimizin kendi çizimlerinden oluşan bir kolaj çalışması. Bir de eski reklam materyallerinden şirket için hazırladığı bir başka kolaj. Doğançay’ı tanımanın, onun özgün sanatçı yaklaşımına tanıklık etmenin hayata bakışımızı farklılaştırdığını düşünüyorum. Duvarlar için diyor ki: “İnsanların kendilerini özgürce ifade ettikleri tek yer duvarlardır. 20 bin yıl önce de böyleydi, bugün de.” Onun duvar çalışmalarını gördükten sonra kent duvarlarına başka bir gözle bakma alışkanlığını edinmemek mümkün değil.
İlhan Cavcav (Gençlerbirliği Kulübü Başkanı): Doğançay, Gençlerbirliği’nde Türk futbol tarihi için son derece önemli olan Orhan Şeref Apak, Halim Çorbalı, Sarı Kemal (Kaya) gibi isimlerle futbol oynadı. Kendisi dünyaca ünlü ressamımız, aynı zamanda da futbolcumuzdu.