Kent Fısıltıları

Bu bayram, sol sosyetenin önemli isimleri tatili İstanbul'da geçirmeye karar vermişti.

Bu bayram, sol sosyetenin önemli isimleri tatili İstanbul'da geçirmeye karar vermişti. E, havalar da ilk iki gün gayet iyiydi. Bunu fırsat bilen yazar-çizerler de bayrama Cihangir'de kahvaltı ederek başladı. Bayramın ilk günü kuşkusuz en göze çarpan isim, Savoy'dan kendine yiyecek bir şeyler alıp daha sonra Firuzağa Camii'nin kahvesinde
tek başına oturan şair-yazar Murathan Mungan'dı. Halen Yüksek Topuklar kitabını yazan Mungan, çalışmasından çaldığı vakitle güzel havanın ve sakin İstanbul'un tadını çıkarıyordu. Ama ne yapsın, modası geçmiş yazarlar gibi eve kapanacak değil ya. Hem Milliyet'teki köşesi için de dışarıdan malzeme toplamalı. Mungan'ın yakın arkadaşlarından biri ise aynı günün gecesinde, onun bayram günlerinde çok hüzünlü olduğunu anlattı.
Firuzağa Camii'nin konukları arasında ünlü akademisyen Ünsal Oskay da vardı aynı gün. Havalar henüz tam olarak ısınmadığından motosikletini kullanmaya başlamamış, bir de İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma kaskının okulda çalınmasına üzülmüş. Şimdi sarı bir kask kullanıyormuş. Ünsal Hoca, Nişantaşı'ndaki evinde bazı tamiratlar yapmak için erken ayrıldı. Bulaşık makinesinin yanlarını boyayacakmış.
Firuzağa hala o kadar popüler ki, Tuğrul Eryılmaz bile Bodrum-Gümüşlük'ten dönüşte eve gitmeden önce buraya uğradı ve içlerinde gazeteci Şengün Kılıç'ın da olduğu kalabalık bir grupla oturdu.
Bu arada sol sosyetenin önemli duraklarından Kaktüs de hareketli akşamlarına devam ediyor. Geçen gece üç sakallı yan yana oturuyordu: Kemal Gökhan Gürses, Fatih Özgüven ve Mensur Akgün. Sonunda modern dünyanın sağlık-güzellik politikalarına Fatih Özgüven de teslim olmuş ve tam bir 'fatist'e dönüşmüş. Doktor Üstün Korugan'a gidip onun verdiği sıkı rejimi uygulamaya başladığından beri Özgüven de insanları 'şişmanlar' ve 'zayıflar' diye ayırıyor. Korugan'ın verdiği programın sonuçlarını almak için henüz erken. Ayrıca Özgüven de yemek listesini açıklamıyor ama doktoruna "Bir marul yaprağı daha görmek istemiyorum!" diye isyan ettiğini anlatıyor.
Kaktüs'teki bir başka sakallı da Kültür Üniversitesi'nden Uluslararası İlişkiler Doçenti Mensur Akgün'dü. Bilenler Akgün'ün uluslararası kriz dönemlerinde sakalını
uzattığına dikkat eder. En son 'Apo krizi'nde sakallıydı Mensur Hoca, şimdi de 11 Eylül'ün etkisi geçmediğinden sakallarını kesmemiş.
Hafta sonu Kaktüs'e gelenler arasında ise
tiyatrocu-televizyoncu Pelin Batu vardı. Dantel eldivenlerini çıkarırken lisansüstü eğitim görmek istediğini ama İngiliz Dili ve Edebiyatı okuduğundan, bunu ancak yurtdışında sürdürebileceğini söylüyordu. Fakat bu aralar CNN Türk'te program sunup Türkiye pazarında da adını duyurduğu için her şeyi bırakıp okula dönecek hali olmadığını tahmin edersiniz. "Maddî olarak Türkiye'de kalmam gerekiyor," diyordu.
Beyoğlu'nda son günlerde yıldızı parlayan Coco Palace da hayli hareketliydi. Mehmet Teoman, romantik şarkıların ardından Seda Sayan ve Ebru Gündeş'in popüler parçalarını çalınca herkes coştu. Tam o esnada Celal Başlangıç ve Güler Kazmacı birlikte geldiler.
Beyoğlu'nun biraz uzağında, Levent'teki People'da ise Arto vardı ve hayli mutsuzdu. İzzet Çapa'nın tanımıyla '8 karakterli' olan Serdar Ortaç, televizyon programlarında Arto'ya hediye ettiği şarkısına 50 bin dolar isteyip araya mahkemeleri falan da sokunca, ufak bir kriz doğmuş. Arto ne yapacağını şaşırmış, büyük umutlarla hazırladığı albümünün gecikmesinden
üzüntü duyuyordu. "Ne olur yardım edin," diyordu masadaki arkadaşlarına.
Ve meraklısına Beşiktaş cephesinden doğrulatılmış iki haber: Hayır, İlhan Mansız tabii ki Çağla Şıkel'e o evi tutmamış. Tümer de Selin Denizli'yle birlikte değilmiş; Tümer'in eşi Cansu ve Selin zaten iyi arkadaşmış ve hep birlikte gezerlermiş.