Kent Fısıltıları

Kriz dönemiyle birlikte beyaz yakalı kesimin de gelirlerinin büyük ölçüde düştüğü biliniyor.

Kriz dönemiyle birlikte beyaz yakalı kesimin de gelirlerinin büyük ölçüde düştüğü biliniyor. Medya, finans, reklamcılık gibi parlak sektörlerde çalışan birçok insan işsiz kaldı, birçoğu sözleşmelerini değiştirdi, çalışma koşullarındaki rahatlık önemli ölçüde bozuldu. Eğlenme ve tüketim alışkanlıkları da azımsanmayacak ölçüde olan bu insanlar kendilerine ufak çözümler bulmaya başladı. Ekonomik krizin ilk aylarında yapılmaya başlanan ev partileri bunun bir örneğiydi.
Ev partileri ilk başlarda zorunluluktan doğmuş gibi görünse de, giderek önemli bir trend halini aldı. Sokaktaki eğlence yerleri boşalıp gece gezenlerin harcamaları düşerken, evlerdeki toplantıların yıldızı parladı. Ev partileri artık mecburen bir araya gelmiş insanların zorlunlu eğlenceleri değil, dışarıda kalanların da çağrılmak için uğraştığı görkemli davetlere dönüştü. Hatta birbirlerini sık sık gören arkadaşlar bile, sözgelimi bir cuma gecesi toplandığında bunu bir 'event'e dönüştürmekten kaçınmıyor.
Artık ev partileri de hayli masraflı olmaya başladı ama. Yeni trend evde toplanıp bir 'caterer' ya da aşçı çağırmak, onun özel olarak hazırladığı yemeklerin tadına bakmak. Changa gibi prestijli lokantalar orta büyüklükteki gruplara tabağı-bıçağı dahil catering hizmeti götürüyordu zaten ama artık bireysel olarak bu işleri üstlenenler var. En gözdesi de Refika'dan yeni ayrılan Coşkun. Ev sahibine önceden akşam yapılacak yemeklerin listesini yolluyor: Küçük pizzalardan lor peyniri toplarına, beyaz çikolatalı tartlardan portakallı kurabiyelere uzanan çok şık seçenekler. Tabii listeyi yollarken de önce bir süpermarkette piyasa araştırması yapıyor, onay alınca da malzemeleri satın alıyor.
Bütün yemekler, haşhaşlı kırıkkıraklar dahil, daveti veren kişinin evinde hazırlanıyor, gece boyunca da mutfakta mutlak bir hareketlilik gözleniyor. Coşkun bütün tepsileri, tabakları bizzat kendisi hazırlıyor ve evde dolaştırıyor. Adamına göre aldığı ücret de değişiyor.
Ev partilerini sık verenler ise son yıllarda İstanbul'da artmaya ya da daha gözle görünür hale gelmeye başlayan gay nüfusu. Yerli - yabancı ama mutlaka kalabalık, üst sınıf, önemli şirketlerde çalışan, kendilerine steril bir dünya kuran insanlar... Hani, Batı'da Queer As Folk dizisinde ya da Kırık Kalpler Kulübü/The Broken Hearts Club gibi filmlerde rastladığımız cinsten topluluklar. Sadece iyi yemek, iyi içki, iyi müzik isteyen ve erken dağılan grupların partileri son günlerde çok sık kulaktan kulağa dolaşmaya başladı. Ama büyük basının ilgisini çekecek 'marjinaliteden' yoksun maalesef. O yüzden de haber değeri yok...
* * *
Refika'dan ayrılan Coşkun'un mutlaka kendine ait gerekçeleri vardır. Kulaktan kulağa üç buçuk yıl boyunca sigorta yaptırılmadığı konuşuluyor ama işin içyüzü bilinmez. Neyse, garsonlarla beraber müşterilerin de burayı terk ettikleri bir gerçek. Tanımlarken 'agresif' kelimesinin hafif kaldığı Defne Koryürek'in işlettiği Refika'da geçenlerde ilginç bir olay yaşandı: Şarap fiyatlarından şikayetçi olup "The Marmara'da bile daha ucuza satılıyor" diyen müşterilerin kredi kartından mekanın sahibi 1 TL çekip herkesi oradan kovmuş. İnanılmaz gibi geliyor, değil mi? Ama bu Koryürek tarzı işletmeciliğin bir örneği sadece...