Kent Fısıltıları

Murathan Mungan çoktandır eve kapanmış, harıl harıl romanı üzerinde çalışıyordu.
Haber: MURATHAN MUNGAN / Arşivi

Murathan Mungan'dan mektup var
Murathan Mungan çoktandır eve kapanmış, harıl harıl romanı üzerinde çalışıyordu. Hatta bu uğurda Milliyet'teki yazılarına bile ara verdi. Yüksek Topuklar nihayet tamamlandı, çıkış tarihi olarak da 10 Mayıs saptandı. Billboard'lar, afişler, kampanyalar
da belirleniyor hızla. Mungan romanına son noktayı koyar koymaz yakın arkadaşlarına bir e-mail yollayarak, onları son durumdan haberdar etti. İşte noktasına virgülüne dokunmadan Murathan Mungan'ın e-mail'i...
Not: Bu mektubun yayınlanma şekli Karen Fogg'un mektuplarıyla belirgin bir farklılık taşır. Yazarının bilgisi dahilindedir.
* * *
Herkese merhaba,
3 Nisan gecesi 24.00'ü biraz geçe Yüksek Topuklar romanımın son noktasını koydum. Şu an kendimi uzay aracından çıkıp etrafta ne var ne yok diye bakan bir astronot gibi hissediyorum. O kadar kitaptan sonra böyle hissedebildiğime göre, belki astronotlar da o boşluğa attıkları ilk adımı, ilkmiş gibi hissedebiliyorlardır.
Burası neresi? Ben kimim? Asıl önemlisi, ya şimdi ben ne yapacağım?
Kitap beş günde geçen beş temel bölümden oluşuyor.
360 sayfalık ilk üç bölümü bir süredir kitap formatında dizilmiş bekliyordu zaten. Geri kalanının redaksiyonu, çapak ayıklaması gelecek hafta sonunu bulur. Zaten defalarca okunup gözden geçirilmiş bölümler bunlar, çok el alacağını zannetmiyorum.
Sanırım 10 Mayıs'ta ortalıklarda olacak.
1993 yılında başlamıştım. Kaç yıl olmuş. Zaman zaman dönüp baktım. Hızlandım, yavaşladım.
Son birkaç aydır da tam anlamıyla üstüne kapanmıştım. Tam bir cinnet temposuyla hızlandığım gibi, yirmi gündür sokağa bile çıkmıyor, günde on yedi-on sekiz saat çalışıyordum.
Umarım beğenirsiniz,
umarım eğlenirsiniz.
Kitabın kahramanı olan Nermin'in dediği gibi "Hayat bazı insanların kalbini daha fazla kırar."
Kitaplarımı biraz da bunun için yazıyorum galiba.
Onca şey yazdım ama, ilk kez roman diye başladığım bir şeyi bitiriyorum.
Roman malzemesinin hacmi ve soluğu arasındaki
ilişkiye dair çok şey öğrendim bu süreçte.
Bundan sonraki romanlarda, başta kendim olmak üzere kimseyi bu kadar bekletmeyeceğimi
sanıyorum.
Kitabın epigrafı, kahramanının bir cümlesi:
"Hayatım içimden geçen cümleler içinde geçti."
Üç Aynalı Kırk Oda'nın epigrafı da öykü kahramanlarından birinin bir cümlesiydi:
"Ne zaman içime fazla baksam yükseklik korkum depreşir."
Ne tuhaf, hâlâ içimde hiç dokunulmamış, kullanılmamış cümleler olduğunu düşünüyorum.
Siz seviyorsanız mesele yok, biliyorsunuz bazı "boğa"lar kendini çalışarak öldürür!
Trapezden inmiş gibiyim. Soluğumu düzene sokmaya çalışıyorum.
Heyecandan uyuyamadım. Sabah oldu.
Size söylemek istedim.
Esen kalın, iyi kalın, kalbimde kalın...