Kent Fısıltıları

New York'da yeni yeni popülerleşmeye başlayan ve Starbucks'a rakip Cosi Cafe'lerin Strand kitapçısının karşısında kalan şubesinde iki Türk konuşuyorlar.

New York'da yeni yeni popülerleşmeye başlayan ve Starbucks'a rakip Cosi Cafe'lerin Strand kitapçısının karşısında kalan şubesinde iki Türk konuşuyorlar. İçlerinden New York'a bir sene önce yerleşeni, Türk popüler kültür figürlerinin bir anda nasıl anlam kaybettiğini anlatıyor. "Mesela HAŞMET BABAOĞLU, kelime olarak da hiçbir anlam ifade etmiyor buradan bakınca," diyor, "Hatta SEZEN AKSU bile." Yanındaki arkadaşı da ekliyor; "Sahiden, bir tek Türkçe kelime olarak ORHAN PAMUK anlam ifade ediyor." Sonuçta AHMET ERTEGÜN de artık İngilizce bir kelime...
Unfaithful filminde DIANE LANE'in arkasından gördüğümüz Strand kitapçısında da kitaplarını bulabileceğiniz Pamuk, aralık ayında New York'a gidiyor. Eğer yolunuz düşerse, hem Strand'e uğrayın, hem de birkaç blok gerideki New School Üniversitesi'ne.
Özellikle 11 Eylül'den sonra hararetlenen İslam tartışmalarına katkı amacıyla, üniversitenin üç gün boyunca düzenlediği bir konferans serisi var ve dünyadan hatırı sayılır, isimleri önünde saygıyla durulacak isimler konuşmacı olarak katılıyor.
7 Aralık'ta, 13:00'te Orhan Pamuk da bir konferans verecek. "Film ve romandaki kimlikleri" çözümlemeyi konuşacaklar.
New School'un İslam konferansına katılan tek yakın tanıdığımız Orhan Pamuk değil. Bir gün önce de, sabah 10:30'da Paris ve İstanbul üniversitelerinin popüler hocası, bu ülkenin ruhunu çözen sosyolog NİLÜFER GÖLE'nin konuşması var. Gerçi o da artık Fransızca bir kelime sayılır, ama olsun...
* * *
Boğaziçi Üniversitesi'nden, Göle'nin en parlak öğrencilerinden EMRE AKÖZ ise haftanın her günü yazdığı köşesinin dışında, bir başka alana daha gönül vermiş. Bir süredir Sabah gazetesinde, tam da Aköz'ün köşesinin yanında her geçen gün merakla takip ettiğimiz bir çizgi roman var. SERHAT GÜRPINAR çiziyor ve gündemle alakalı birtakım konulara değiniyor: AK Parti'den Beyaz Türk'lüğe kadar.
Çizgi romanın yazarı olarak da adı duyulmamış biri geçiyor. İşte o imza sahte, o öyküyü kuran kişi ise Emre Aköz'den başkası değilmiş. Bilgilerinize.
* * *
Nişantaşı civarlarında pek göze çarpmasalar da, alışveriş meraklısı futbolcular bu semtte dolanmayı gizliden gizliye pek sever. Sadece İstanbul'daki birtakım yıldızların pahalı mağazalarda dolaştığını düşünenler büyük yanılgı içinde.
Mesela Maçka-Teşvikiye hattının Gaziantep'ten büyük bir hayranı var: MAXIM RAMASCHENKO. Gaziantepspor'un başarılı Rus oyuncusu (orta adı da YURI) her fırsatını bulduğunda soluğu İstanbul'da alıyor ve aylık 50 bin dolar maaşını Nişantaşı mağazalarında harcıyor.
Geçenlerde de Emporio Armani'den elinde poşetlerle çıkıp, öğle yemeğine gidiyordu. Seçtiği yer ise İstanbul'un en iyi Japon lokantası Ninja. Yani adaptasyonun bu kadarı olur. Öğle yemeğinden sonra da Aşşk Cafe'ye cappuccino içmek için uğradı. Burayı da çok sevmiş; bir kere hiç Antep gibi değilmiş, her şeyden önce kızlar varmış.
Bu arada Moskova'daki eşi ve iki çocuğu için de, oradan bir daire almak üzere bugünlerde. Ancak fiyatı 300 bin dolarmış ve o ülke standartlarına göre çok, ama çok pahalıymış.
* * *
Ramazan ayı dolayısıyla İstanbul'da açılması beklenen mekânların tarihi ertelendikçe, bohem burjuvazinin mensupları da vakitlerini geçirecek geçici yerler arıyorlar. Bu süreçte en iyisi yine Nişantaşı'nda Touchdown gibi görünüyor ama orası da nispeten erken bir saate kadar hareketli olduğu için bir aşamadan sonra yine "Nereye gidelim?" diye ortada kalınıyor.
Asıl sorun belli tabii ki: Safran'ın yokluğu. Neyse, merak etmeyin. ASLI ALTAN ne yapıp edecek, 1 Aralık'ta, yani doğum gününde cennet gibi yeni Safran'ı açacak.