Keşke 'sağ' olsaydınız...

Keşke 'sağ' olsaydınız...
Keşke 'sağ' olsaydınız...
'Sağol' başlıklı sergisinde bayrak/flama şeklindeki çift taraflı asker portrelerinde şüpheli asker ölümlerini sorgulayan sanatçı Eşref Yıldırım, "Ölümün bu kadar kolay olduğu bir yerde başka şey düşünmenize olanak yok" diyor. Yıldırım, sergide Roboski'yi de hatırlatıyor.
Haber: SİBEL ORAL - sibelo@gmail.com / Arşivi

Yer: Türkiye . Abdurrahman, Barış, Mehmet, Muharrem, Masum, Seyfettin, Sergen ve niceleri… Askerlik görevlerini yaparken ‘şüpheli’ şekilde ölmüş ve ‘kim’, ‘neden’ sorusu sorulmamışlar, katilleri bulunmamışlar…
Yer: Türkiye. Şervan, Cemal, Salih, Haki, Orhan, Fadıl, Nadir, Bedran. Yani Roboski’de öldürülen 34 kişi… Katilleri bulunmamış…
Yer: Türkiye. İçi 90’lı yıllarda beyaz reno marka arabalara bindirilip kaybedilen insanların cesetleriyle dolu bir kuyu… Katilleri bulunmamış…
Hiçbirinin katili adalete teslim edilmemiş. Hiçbiri sağ değil ve Eşref Yıldırım onlara yine de ‘Sağolun’ diyor, içinden ise “Keşke sağ olsaydınız” diye mırıldanıyor. Sanatçının Galeri Zilberman’ın üçüncü katında açılan sergisi hepimizin vicdan meselesi aslında. Hele ki yaşadığımız bu günlerde geriye dönüp bakıp ‘sağ olun’ demek istiyor insan. Ve “keşke sağ olsaydınız…”
Zilberman’daki sergi alanında çift taraflı, bayrak şeklinde asılmış şüpheli bir şekilde öldürülen askerlerin portreleriyle karşılaşıyoruz önce. Yıldırım katman katman yapmış resimleri. Hepsi bir asker gibi dizilmişler; hepsi ölü askerler… Karşı duvarda ise izleyiciyi takip eden 34 tane göz bandı var. Takipsizlik kararlarıyla, delil yok kararlarıyla, kim vurduya gittilerin bedenleriyle dolu bu toprakların yaşadığı taze acılardan biri olan Roboski katliamında hayatını kaybedenlerin gözleri bizi takip eden. Ülkenin gündeminde aylardır sorgulanan adalet ‘Sağolun’ sergisinde de sorgulanıyor.

Şüpheli asker ölümlerinden başlayalım önce. Ne oldu, nasıl geldin bu noktaya?

Bir önceki sergim ‘Hiç Kimsenin Ölümü’nde üçüncü sayfa haberlerindeki insanların portresini yapmıştım. O dönem ara ara asker ölümleri karşıma çıkıyordu, o konuya uygun değildi ama beni çağırıyordu. Konuşulmayan bir konu oluşu beni rahatsız ediyordu. Savaşın olmadığı, barış sürecinin konuşulduğu geçen sene bile basına yansıyan 30 asker var. Normal gelmiyordu.

Sevag Balıkçı’nın ölümünden sonra bu durumun ‘normal’ olmadığını anladık sanırım…

Sevag’ın ölümünün basına yansıması ve sonrası şüpheli asker ölümlerinin biraz daha konuşulmasını sağladı tabii. Kaza olmadığı ve bir cinayet olduğu çok açıktı. O zaman açılan dava sonucunda devletin sorumluluk almaması “istediğim kadar cinayet işleyebilirim, bana karışamazsın” demesi gibiydi. O zaman biri cezalandırılsaydı bu tekrar etmeyecekti.


Askerlik kutsal ve sorgulanamayan bir şey. Bu sergi ise sorguluyor…

Devlet, öğütücü bir makine gibi, kendi çocuklarını yiyerek besleniyor, öyle çalışıyor. Üstelik sadece bedenleri değil, ruhları da ölüyor. Bunu yararlı, gerekli bir şey gibi görüyor büyük bir çoğunluk. Kutsal bir şey evet, soru soramıyorsun.

Bu sorgulayamamak duvarını aslında biraz aştık gibi son aylarda…

Siyasetçi gibi konuşup büyük laflar etmek istemiyorum aslında; altı üstü bir sergi yaptım aslında. Eskiden daha korunaklı alanlarımızda hiçbir şeye bulaşmadan yaşayabiliyorduk. Ama artık görüyoruz ki sokakta yürürken ölebiliriz de. Bir taraftan o sessizlik ve kapanmışlıktan kurtulduk; sorgulayabiliyoruz, karşı çıkabiliyoruz.

‘Takip’ yerleştirmesine gelelim. Roboski’de yaşananlar ve sonrasındaki hukuki sürecin sendeki karşılığı nedir? Nasıl çıktı bu iş?

Yine bir önceki sergiye çalışırken oldu aslında. Roboski içimde dert oldu. Bu asker ölümleri işlerini yaparken de düşündüğüm bu ölümlerin soruşturulmuyor olmasıydı. Takip yok, ceza yok. Aynı şey Roboski’de de oldu. Ama bu daha büyük bir olaydı; devletin en büyük kurumlarından birinin yaptığı bir şeydi. Suçlular ortada ama mahkeme ‘kaza’ ya da ‘hata’ diye geçiştirebiliyor. Zaten bir katil kendi kendine ceza vermez, kendini yargılamaz.

34 tane göz bandı örmüşsün, bu ifade biçiminin alt okuması nedir?

Doğrudan portrelerini yapmak istemedim, farklı bir malzeme arayışım vardı. İp çok kullandığım bir malzeme. Roboski’de de insanların battaniyelere sarılmış cesetlerinin fotoğraflarından çok etkilenmiştim. İp ve dokuma fikri o battaniyelerden ortaya çıktı. Anlaşılmıyor aslında ama çok uzun bir iş. Tek bir tanesini sürekli ördüğünde 12 saat sürüyor. İzleyici önünde değil ama o da bir performans gibi sayılabilir.

‘Vicdani Kaset’ işinin bu sergideki rolü ne peki?

Tüm bu olan bitenden bir çıkış yolu gibi düşündüm. Bir dehşetin içinde yaşıyoruz ama bunu da normal karşılıyoruz. Olabilecek en insani tutumu gösteren insanları yani vicdani retçileri çok radikal, çok ayrıksı bir yerde tutuyoruz. Bazıları vatan haini, bazıları cesur diyoruz. O kasetin bandına vicdani retçilerin açıklamalarını yazdım. Bir de biliyorsun eskiden asker kasetleri vardı, doldurulurdu. Ona bir gönderme.

Ve ‘Kuyu’ işiyle ağırlıklı olarak OHAL zamanı kayıplarına gidiyoruz. Bir kitap ama gerçekten de kuyu gibi…

90’larda kaybolan insanları anlatan bir oyunun metni aslında. Kocaları öldürülen kadınların ağzından yazılmış metinler. İnsanlar emniyete alınıp kaybediliyor kuyulara atılıp öldürülüyordu. O metne görsel bir katkı yapıp bir kuyu gibi kurgulamaya çalıştım. Yine soruşturulmayan ve cezasız kalan suçlar…

Sergiye baktığımda yaşayan hiç kimse yok. Hepsi ölmüşler ve ‘Sağolun’ sergisinde sen ölümleri sorguluyorsun…

Ölümün bu kadar kolay olduğu bir yerde başka bir şey düşünmenize olanak yok. Diğer meselelere geçmeniz için önce sağlıklı olarak yaşayabilmeniz gerekiyor. Ama yaşayamıyorsunuz, birileri sürekli öldürülüyor.

Bu aslında bizim de insanlığımızın ölümü gibi…

O birinin ölümü olmuyor hepimizin ölümü oluyor. Oradan çıkabilmek pek mümkün değil. Oraya bakmadıkça o cinayetlere ortak oluyoruz çünkü.

Peki kime ‘Sağol” diyorsun?

”Merhaba asker” der komutan, askerler de “Sağol” der. Devlete “Sen sağ ol ben yok olayım” demek gibi bir şeydir bu. Askerin kimliği kişiliği önemli değildir. Sadece hizmet eder. Onu tersine çevirip o insanlara “Sağol” demek istedim. “Keşke sağ olsaydınız” demek istedim…
Eşref Yıldırım’ın ‘Sağol’ başlıklı sergisi 3 Mayıs’a kadar Galeri Zilberman’da.

ASKER GÜNLÜKLERİ

Şu sıralar asker resimleriyle ilgili ilginç bir sanal sergi de BantMag dergisinin internet sitesinde. Endüstriyel tasarımcı Mehmet Mert Sezer’in 6 aylık askerliği boyunca desen olarak tuttuğu ‘Askerlik Günlükleri’ne Bant Mag’in galeri bölümünden (http://bantmag.com/news/galeri-mehmet-mert-sezer/) ulaşabilirsiniz.