Kâğıt üzerinde iyi filmler!

Kâğıt üzerinde iyi filmler!
Kâğıt üzerinde iyi filmler!
Festivalin üçüncü gününde gösterilen 'Cennetten Kovulmak' ve 'Kısa Film', kâğıt üzerindeki doğru bakış açılarını ve yaklaşımları peliküle aktarırken zorlanan yapımlar olmuş
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Önce ‘Açılış resepsiyonu’, ardından ‘Açılış töreni’ derken festival ritmini yavaş yavaş buldu ve ‘Ulusal yarışma’ya dahil filmler sahne almaya başlayınca eksen yine AKM’deki gösterilere ve film sonrası düzenlenen basın toplantılarına kaydı. Bu bölüme ilişkin daha önce ‘Sev Beni’ ve ‘Uvertür’ filmlerinin ‘ilk elden okumalar’ını paylaşmıştık, bugünün mönüsünde ise ‘Cennetten Kovulmak’ ve ‘Kısa Film’ adlı çalışmalar var.
Antalya, ilginçtir Kürt filmlerinin ilk gösterimlerinin yapıldığı merkez olarak ‘tarihsel’ bir öneme sahip. ‘İlk Kürtçe film’ unvanına sahip olan ‘Min Dit’ dahil birçok yapım, seyirciyle buluşma heyecanını bu festivalde tattı. Bu yılın yarışma bölümünde, ‘Kürt sinemasına dahil olabilecek’ iki yapım aynı gün (pazartesi) gösterildi. Bu toplam içinde ‘Cennetten Kovulmak’, çok uzun bir süredir kanayan bir yaraya ve sonuçta iki tarafa da her anlamda ağır kayıplar verdiren bir meseleyi kendisine dert ediniyor.
Acının iki yakası!
Bugün içinden geçtiğimiz ve sonucunda hayırlara vesile olmasını beklediğimiz (ama iktidarın hayatın diğer alanlarındaki ‘barış’ hamleleri yüzünden pek de ikna olamadığımız) ‘Barış süreci’nin uzağında, zaman dilimi olarak 2001’de geçen bir öyküye sahip ‘Cennetten Kovulmak’, acının her iki taraftaki etkilerini gösteren bir çalışma. Yönetmenliğini Ferit Karahan’ın (senaryoyu da kaleme almış) yaptığı film, temel olarak meseleye doğru noktalardan yaklaşıyor. Lakin filmin sinemasal erdemleri doğru bakışı kadar etkileyici değil. Evet, ortada yakıcı bir sorun var, evet ortada ocaklara düşen ateşler var ama ‘Cennetten Kovulmak’, aynı kulvardan daha önceden geçen filmler arasından sıyrılacak bir sinemasal çarpıcılığa sahip değil. Önümüze gelen çalışmanın bir ilk film olduğunu da düşünürsek, yönetmen Karahan adına temennimiz “Bu coğrafyanın sineması için hayırlı olsun, umarız daha iyi çalışmalarda buluşuruz” oluyor. Asker kardeşini Güneydoğu’da kaybedince şirazesi kayan Ayşe’nin, bir tür sevgi-nefret ilişkisi yaşadığı Kürşat’a karşı insani ve vicdani görevini yerine getirmek için Muş’a yollanması ise (bilmiyorum böyle bir niyet var mıydı ama) sanki Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Güneşe Yolculuk’una selam göndermek gibi olmuş. Final de etkileyici olmak adına kurgusal bir oyun sunuyor ama dediğim gibi sinemasal açıdan istenen çarpıcılık ve etkileyicilik sanki kâğıt üstünde kalmış gibi…

Fikir iyi ama!..
Günün ikinci adımı ‘Kısa Film’ ise ‘Kürt sorunu’ meselesini normalleştiren bir yapım olmuş. Diyarbakır ’da yaşayan bir kısa film yönetmenin ailesi ve yakın çevresi olan ilişkilerinin yanı sıra başına bela olan ‘hemoroid’le olan mücadelesini de anlatan yapım, Ali Kemal Çınar’ın imzasını taşıyor. Çınar, rejinin yanı sıra senaryosunu yazdığı artı görüntü ve sanat yönetmenliğini üstlendiği ve dahi kurgusunu yaptığı bu ilk uzun metrajlı ‘Kısa Film’inde, oyuncu kadrosunun bir kısmını da ailesinden oluşturmuş. Yani ‘teorik’ olarak yeni bir ‘Nuri Bilge’ var karşımızda!
Hoş bazı sinema yazarı arkadaşlarımız ve seyirci filmi sevdi bu yüzden haksızlık yapmak istemem ama bence ‘Kısa Film’ Antalya gibi bir festival ölçüsünde fazla ‘öğrenci projesi’ kaçmış. Çınar’ın yapıtı da tıpkı ‘Cennetten Kovulmak’ gibi kâğıt üzerinde fikirleri peliküle aktarırken aynı etkiye sağlayamayan bir çalışma olmuş. Üstelik teknik açıdan da (özellikle ses konusunda) seyri zor bir çaba olmuş ‘Kısa Film’. Ama bu sempatik ve sıcak çalışma için yönetmen Çınar’a da ilerisi için, “Umarız daha iyi ekonomik koşullarla daha iyi film çekebilir” temennisinde bulunuyoruz. Üstelik bir filmi 900 TL’yi çekebilmek ve Antalya’da gösterebilmek herkesin harcı değil. Bunu başaran Çınar, daha iyi koşullarda daha iyi işlere hayli hayli imza atabilir.