Kieslowski'yle güzel kadınlara bakardık!

Kieslowski'yle güzel kadınlara bakardık!
Kieslowski'yle güzel kadınlara bakardık!
Başta 'Mavi' olmak üzere Kieslowski filmlerinin müzikleriyle tanınan Polonyalı besteci Zbigniew Preisner, mayıstaki konseri öncesi İstanbul'a geldi. 'Ustalar kuşağı'nı yaşamış bir usta olarak Preisner'in dünyaya da bugünün sanatına da pek inancı kalmamış.
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

Uzun, dolambaçlı takdime gerek yok; Kieslowski filmleri canımızdan can alırken o ayine eşlik eden benzersiz müzikleri yapan adam olarak hepimiz biliyoruz Zbigniew Preisner’i. Elbette sadece o kadar değil; Agnieszka Holland ve Thomas Vinterberg başta olmak üzere pek çok yönetmenin filmine müziğiyle bambaşka bir ruh kattı. Son olarak da pazar gecesi en iyi yabancı film Oscar’ı kazanan ‘Muhteşem Güzellik’in müziklerine imza attı, geçen günlerde vizyona giren ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ filminin müziklerinin bestecisi Arvo Part’la birlikte.
Preisner, mayıs ayında 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda son çalışmasını Lisa Gerrard’ın vokali eşliğinde, 8 Mayıs’ta İstanbul Kongre Merkezi’nde sunacak İstanbullulara. Soykırım Müzesi’nde gördüklerinden etkilenerek konsepti oluşturan besteci, teatral bir deneyim vaat ediyor. 12 yaşındaki iki erkek çocuğun mektuplarından hareketle hazırlanan 3 bölümlük dinletide sanatçıya 40 kişilik bir orkestra eşlik edecek. Çocukların mektuplarını ise Türkiye ’den bir oyuncu okuyacak. Pink Floyd’un efsanevi gitaristi David Gilmour’un tavsiyesi üzerine İstanbul’a geldiğini söyleyen müzisyen, bu seferlik önceki gece camdan gördüğü panoramik manzarayla yetinse de mayısta İstanbul’un tadını iyice çıkaracağından emin! Preisner’le konser öncesi, müzik ve sinema üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. 
Dün Bosna’da, bugün Suriye’de yaşananlar ortada. Bitmez bir ağıt içinde gibiyiz. Bu sizi nasıl etkiliyor?
Bugün yaşananlar, Suriye’de hayatını kaybeden çocuklar gerçekten korkunç. Tarihi anlamaya çalışıyoruz, belki ders çıkarmaya çalışıyoruz ama yine de olup bitenleri aklımız almıyor. Bir yanda dünyanın parasını çalan Yanukoviç, bir yanda Afrika’da açlıktan ölenler... Mükemmel bir dünya yaratabileceğimize inanmıyorum. Ancak acıları biraz hafifletebiliriz. Burada ben de bir sanatçı olarak herkes gibi ve herkes kadar acı duyuyorum. Fakat sadece sanatçı ya da sadece politikacılara değil hepimize, belki en çok işadamlarına düşen görevler var bu acıları hafifletmek için.
Siz de belirttiniz, en çok Kieslowski’yle anılıyorsunuz. Siz bu işbirliğini, ‘Requiem For My Friend’ ile anlattınız ama bir iki cümleyle özetlemenizi istesek nasıl tarif edersiniz?

Biz hiçbir zaman ‘dostuz’ demedik. İronik bir şekilde hiçbir zaman film hakkında da konuşmadık.
Ne hakkında konuşurdunuz peki?
Beraber kayak yapardık, güzel kadınlara bakardık, aynı kitapları okurduk; eh işte arada da film konuşurduk belki. Film için müzik yazarken tam müziği kullanacağımız sahnede bütün o konuştuklarımız, tartıştıklarımız akıma gelirdi.
Felsefe ve tarih eğitimi almış olmanın müziğinize farklı bir zenginlik kattığını söyleyebilir miyiz?
Sanat eseri, insanın içinden çıkar. Tekniğini herkes öğrenebilir, sorun değil. Baudelaire der ki “Sanatçı; ‘Haydi gelin, size dünyamı göstereyim’ diyerek insanları peşinden sürükleyen kişidir.” Kendi dünyasını gösterebilmesi için önce kendini keşfetmesi gerek, teknik bunun ardından gelir. Yoksa insanı kısıtlar.
Günümüz sinema ve müziğinde kendinize yakın bulduğunuz isimler var mı? Arvo Part’la tarzınızı yakın bulanlar var, katılır mısınız buna?
Arvo Part’la duygu olarak yakınız, ancak o daha minimalist. Müziğini seviyorum. ‘Muhteşem Güzellik’ filminde ikimizin müziği var, birlikte iyi bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Fakat şimdi sizi biraz üzeceğim; yıllardır sinemaya gitmiyorum, 1987’den beri!
Neden?
Patlamış mısırdan nefret ediyorum.
O halde evde izliyorsunuz?
Evet, öyle.
Peki o zaman günümüz sinemasını izliyor musunuz?
Benim büyüdüğüm yönetmenler Fellini, Antonioni, Coppola, Kubrick. ‘2001: Bir Uzay Macerası’ en büyük bilimkurgu filmdir, şimdi bu Oscar alan ‘Yerçekimi’ solda sıfır kalır onun yanında! Özetle zaman nasılsa sanat da öyle.