Kim korkar duvar resminden?

Kim korkar duvar resminden?
Kim korkar duvar resminden?
İstanbul'da devam eden iki sergi Türkiye solunun belleğini bu günlere taşıyor. 'Duvar Resminden Korkuyorlar' Salt Beyoğlu'nda, 'Afişe Çıkmak' ise Depo'da.
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi


Salt Beyoğlu, bu yıl 1976-80 yıllarını kapsayan bir arşiv sergisiyle kapılarını açtı. Sergide o dönemde yaşanan bir dizi olay ve sanatsal üretim ortamı farklı veriler üzerinden tarihsel bir sırayla anlatılıyor. Cumhuriyet tarihinde politik çok görüşlülük sonucu yaşanan olayların uluorta konuşulmaması âdetine nispet yapan bir sergi bu. Üstelik bir de 80 ve yakın geçmişini ağlak televizyon dizileri haricinde gündelik hayatta görebileceğiniz yegâne bir alan. Titizlikle birleştirilmiş arşiv çalışmasında kültürel politikalar, dönemin ekonomik ortamı, sanat, sinema , reklamlar ve hatta dünya tarihinden rastlantısal olaylarla dahi karşılaşmak mümkün.

Belki yeniden bir araya geliriz...
Kronolojik bir sırayla ilerleyen sergi, fotoğraf ve döneme ait sanat eserleriyle de desteklenerek adeta bir neslin kültürel mirasını gün ışığına çıkarıyor. Bu miras, onu üreten nesli anlamayı sağlamakla beraber yeni kuşakların kültürel belleğinin oluşumunda büyük bir boşluğu dolduruyor. Başka bir deyişle babalarımızın anlatmadığı hikâyeler burada, hem de fotoğraflı, tekmili birden bir sergide.

76-80 sürecinde sanatsal çaba ve birliktelik

1976’da Antalya Uluslararası Film ve Sanat Festivali sırasında Orhan Taylan tarafından düzenlenen duvar resmi sempozyumuna katılan sanatçılar belediye tarafından verilen alanlara duvar resmi yaparlar. Sergiye katılanlar arasında Yusuf Taktak, Devrim Erbil, Adnan Çoker, Cihat Aral, Zehra Aral, Mehmet Güleryüz, Neşe Erdok, Mehmet Aksoy, İbrahim Örs ve daha birçok önemli isim yer almaktadır. Sabah uyandıklarında duvar resimlerine boya atılmış, heykeller kırılmıştır. Bir bildiri hazırlanır, pazar günü pazar yerinde okurlar bu bildiriyi. Saldırı çağdışıdır, saldırı gericidir. Sanatçıların sol görüşlü olması nedeniyle eserlere içeriklerine bakmaksızın sol düşünceye hizmet ettikleri iddiasıyla zarar verilmiştir. Kimse vazgeçmez. Daha çok örgütlenilir. Sanatçılar Orhan Taylan’ın Cihangir’deki atölyesinde bir araya gelirler. O dönemde Orhan Taylan Görsel Sanatçılar Derneği’ne (GSD) başkan seçilir. Henüz galericilik, özel sanat kurumları gibi mefhumlar sanat dünyasında hâkim değildir, bu birliktelikler yoluyla sanatçılar sergiler yapmaya devam edecektir.
1977’de GSD ‘1. Mayıs’ sergisini açmaya karar verir. Serginin yapılış amacı esasında Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ni boykot etmek ve gelenekselleşecek mayıs sergilerini başlatmaktır. Bu sergi aynı zamanda o dönem oldukça aktif olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile dayanışma projesidir. Dayanışmanın göstergesi olarak da serginin açılışını DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in 1 Mayıs kutlamaları sonrasında yapması planlanır. İşler planlandığı gibi gitmez, Kemal Türkler konuşmasını yaparken Etap Marmara Oteli’nden silah sesleri duyulur. Derken polisler, sis bombaları, koşuşmalar, silahlar. Ertesi gün katliam fotoğraflarıyla doludur sayfalar, morg kapısında bekleyenler, kayıp haberleri, Kazancı yokuşunda ezilenler. Tarihe“bir mayıs katliamı” olarak geçen olayın gazete küpürleri sergide yanyana duruyor. Duvar resminden korkanların bıraktığı miras bugün Taksim’deki bu duvarlarda karşımızda.
1 Mayıs 1977 günü açılamamış ve belki de kimsenin göremediği bu sergi ise Salt içerisinden yeniden kurulmuş. O günden bugüne kalabilmiş parçalar olabildiğince vakur bir tavırla modernleşme tarihini gözler önüne seriyor. Şüphesiz bazı eserlere ulaşılamamış, bazıları özel koleksiyonlarda, bazıları ise kaybolup gitmişler. Serginin arşiv sergisi olmasının en güzel tarafı ise sergi süresince eksik parçaların bilenler ve bulanlar aracılığıyla eklenebilme imkanı olması.

Belki şehre bir film gelir...

11 Eylül 1980 gecesi Kuşadası’ndan bir otobüs kalkar. Gecenin karanlığında ilerlerken radyodan öğrenirler darbe olduğunu. Otobüste bir çocuk var, babası şair. Sergideki röportaj metinlerinde o günü anlatıyor. Turgut Uyar’ın oğlu o çocuk, Hayri Turgut Uyar. Tesadüf bu ya başka bir otobüsten bahseder babası bir şiirinde. “Bıktım Böyle” der şair, bu tarihlere denk gelmez belki şiiri ama kollektif bellekte çağrışım yapar o mısralar: “Zalim bir yazdı ama yaşadığımız, işte bunu unutmamalı, unutmamalı”. İşte böyle, bir darbe gecesiyle son buluyor sergi.
Gençliğini bu yenilgilerin travmalarıyla geçirmiş bir neslin çocukları şimdilerde yetişkin. Travmatik belleklerin korunaklı tavrıyla büyüyen çocuklar artık toplumsal tarihlerini görmek ve okumak adına harekete geçebilecek yaştalar. Sanat bazen devrim bazen de toplumsal evrim için her türlü okumaya açık, üstüne düşeni yerine getirmeye devam ediyor.
Sergi turunu bitirip giriş katına döndüğümüzde bir sürü güzel insanın birarada olduğu siyah beyaz fotoğraf bütün olup bitene dair son bir söz söylercesine karşımızda duruyor. Biliyoruz, yenilgilere rağmen hayat devam eder ve bir film galasında yazlık sinemanın bahçesinde, belki, yeniden biraraya geliriz.
‘Duvar Resminden Korkuyorlar’, nisan ayına kadar Salt Beyoğlu’nda.


TÜRK SOLU TARİHİNE TUTULAN IŞIK: ‘AFİŞE ÇIKMAK’

Yılmaz Aysan Türk sol tarihine ilişkin bugüne kadar gerçekleştirilmiş en kapsamlı arşiv çalışmalarından biri olan ‘Afişe Çıkmak’ isimli kitabını geçen haftalarda yayımladı. Kitapla paralel düzenlenen sergi ise 24 Mart’a kadar Tütün Deposu’nda görülebilir.
Sergide kitapta kullanılan afişler, dergiler, fotoğraf ve plakları birebir görmek mümkün. Renkli bir görsel bütünlük içerisinde sergilenen materyalleri önemli kılan temel unsur ise şüphesiz ki arkasındaki hikâyeler. Afişi grafik baskı ürünü olmaktan öteye götüren şey şüphesiz söylemlerin gücü. O gücün kaynağı ise o dönem yaşananlar ve sol görüşlülerin davaya olan inancı.
Dönem için esas olan mücadele sokaklarda ve duvarlar da mücadelerinin kaleleri. Sloganların sesinin meydanların dışına çıkması sadece duvarlar yoluyla değil, edebiyat, tiyatro, müzik ve sinemanın da yardımı yoluyla olur. Nâzım Hikmet şiir yazar, Abidin Dino kapak çizer, Erdem Buri aranjman yapar, Tülay German seslendirir. Örgütlenmelerin ardı arkası kesilmez; grev, devrim, barış ve dayanışma yazılmamış bir manifestonun ana sözcükleridir.
Sinema üzerinden bir sol ikonu yaratılmasının hikâyesi ise bu görsel serüvenin belki de en can alıcı noktalarından biri. 1966 senesinde ‘Yeni Sinema’ dergisi Brezilya sinemasının sosyal ve politik içerikli akımı ‘cinema novo’ konu eden sayısında, akımın temsilcilerinden Glauber Rocha’nın yönettiği ‘Tanrı ve Şeytan Güneş Toprağında’ filminin basın görselini kapak yapar. Sol eli yukarıda, başı dik, mücadelesine inanan genç bir adamın slogan atarkenki fotoğrafıdır bu. İmaj öyle güçlüdür ki, ilerleyen yıllarda Türk solunun ikonu haline gelir. Solun zamanla farklı görüşler etrafında fraksiyonlara ayrılması sonucu aynı ikonu afişlerde değişik şekillerde halen görmekteyiz.
Sergi 1963-80 yılları arasında Türk solunun tarihine ışık tutarken, 80 öncesi var olan görsel ve düşünsel dünyanın 80 sonrasında kaybolmasının arkasındaki nedenleri de sorgulamak için bir vesile yaratıyor. Liberal dönüşümle getirilen yasakçı politikalar ve Amerika menşeli popüler kültür pompalaması ile daha çok bugünle ilgilenip, ‘geçmişle arasına mesafe atan’ gençlik için kendi tarihiyle yüzleşme vakti.