@ErkanAktug

Kim yalnız değil ki?

Kim yalnız değil ki?
Kim yalnız değil ki?
Kadir Has Üniversitesi'nin Cibali yerleşkesinde yer alan Galeri KHAS, genç sanatçıların işlerini bir araya getiren 'Yalnız ve Kalabalık' sergisiyle açıldı. Serginin küratörü ve Rektör Yardımcısı Hasan Bülent Kahraman, galerinin hedeflerini ve sergiyi anlattı.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Kadir Has Üniversitesi Cibali yerleşkesindeki Kadir Has Sanat Galerisi’nin ‘çağdaş sanat’ konseptiyle Galeri KHAS olarak yeniden düzenlenmesi nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
İhtiyaç ve arayıştan doğdu bu galeri. Kişisel olarak benim bu alanla ilişkilerim ortada. Neredeyse otuz yıldır çağdaş sanat dünyasındayım. Çeşitli kurumlarda sergiler düzenliyorum. Ve Kadir Has’ta Rektör Yardımcısıyım. Rektör Prof. Mustafa Aydın’ın katılımıyla üniversiteye bir koleksiyon oluşturuyoruz. Yavaş, sakin ve kararlı bir biçimde. Üniversitenin ayrıca Tasarım Fakültesi var. İletişim Fakültesi var. İletişim Tasarımı bölümü var. Tiyatro bölümü var. Mimarlık bölümü var. Ayrıca çok önemli Rezan Has Müzesi var. Bütün bunlar bize bu yapı ve doku içinde bir galerinin canlı, üretken, verimli olacağını düşündürdü. Elimizde boş bir mekan vardı. Bir gün rektörümüze bu görüşümü açtım. Katıldı. Çalışmaya başladım. Kaldı ki, okulun önünde durduğumuzda Galata Kulesini, Tepebaşını görüyoruz. Okul Cibali’de. Bulgar Kilisesi, Rum Ortodoks Kilisesi ile kucak kucağayız. Balat yanı başımız ve bir Yahudi mahallesi. Burası Bizans’ın kalbiydi. Bu dokunun sanatla, çağdaş sanatla ayrıca etkileşeceğini düşündük. Bütün bunları birlikte müzakere ederek bu galerinin verimli bir platform olacağını düşündük. Yani sanatı üniversiteye üniversiteyi sanata taşıyoruz.


Üniversite bünyesindeki bir galerinin işlevi ne olmalı? Buna göre siz Galeri KHAS’ı nasıl konumlandırıyorsunuz, ne tarz sergiler düzenleyeceksiniz?

Üniversite galerisinin işlevi sanatla kuramı buluşturmaktır. Daha ötesi şu veya bu şekilde olabilir ama asıl olan budur. Ayrıca bu konuyu farklı bir nedenden ötürü de önemsiyorum. Birincisi çağdaş sanat kuramla haddinden fazla iç içe bir konu. Sanat nerede bitiyor kuram nerede başlıyor, veya tersi, bunu artık ayırt etmek olanaksız. Öyle bir ayrım beklemek de git gide daha fazla anlamsızlaşıyor. Aşılmış bir tartışma o. Ne var ki, bu gerçek Türkiye’de çok yetkin, çok canlı, çok hevesli bir kuşak olmasına rağmen unutuluyor. Yeteri kadar gelişmedi bu anlayış. İkincisi, eleştiri. Yıllardır bunu yazıyorum. Son dönemde çağdaş sanatı meydana getiren her unsura yatırım yapıldı. Hatta galeri mekanları bile bundan payını aldı. Sadece eleştiri ve eleştirmen bu bağlamın dışında tutuldu, kaldı. Bunun çeşitli sebepleri var. Onlara burada girmek anlamsız. Ne var ki, gerçek yerli yerinde duruyor, olumsuz bir gerçek olarak. Bu galeri umarım bu eksiğin giderilmesinde, bu boşluğun doldurulmasında etkili olacaktır. Burası bir platform derken öncelikle işin bu yanını düşünüyorum.

İlk sergi olarak Artnivo sanatçılarından bir seçki yaptınız? Artnivo’yi seçmenizin nedeni neydi?
Yeni bir yöntem deniyorlar. Çağdaş bir arayışın içindeler. Daha demokratik bir tutum olarak görüyorum yöntemlerini. Çok genç kuşak portföylerini oluşturuyor. Beni asıl işin o yanı ilgilendirdi. 1980’lerde ben bir kuşak hakkında yazı yazdım. O isimlerin hiçbiri bugün ortada değil. Kayboldular. Bunun başlıca nedeni kendilerine zemin bulamayışlarıydı... Bu defa daha ilginç ve yenilikçi bir tutumla karşı karşıyayız. Zemin gençleri buluyor. Buna başka bir boyut ekleyeyim. Yeni sanat ve genç sanatçı bir araya gelince çok sıradan, baştan savma, derinliği olmayan işler de çıkıyor ortaya. Çoğu birbirine benziyor bu çalışmaların. Burada o kısıtlamaları aşmaya aday bir tutum da görüyorum. Bir üniversite galerisi olarak çoğul sergiler ve gençleri bir araya getiren sergiler yapmak istiyoruz. Bu iki olgu bizi artnivo.com’a yaklaştırdı.



Seçkiyi yaparken kıstaslarınız ne oldu, nelere dikkat ettiniz?

Genç, çoğul, zinde bir sergi olmasını istedim. Yenilikçiliğin yanısıra özgün, derinliği olan çalışmaları bulmayı amaçladım. Ayrıca serginin bir başlığı var: 'Yalnız ve Kalabalık'. Bununla günümüz bireyiyle kent arasındaki ilişkiyi, mekan planında vurgulamak istedim. Bireyin yalnızlığı bitmeyen bir konudur. Bana göre de varoluşun temelini meydana getirir. Öte yanda yeni dinamikler, yeni teknolojiler yalnızlığı eksiltmedi, çoğullaştırdı. Herkes elektronik/sanal ortamda birbirine bağlı ama kim yalnız değil? Kent ise başlı başına bir olgu. Bu sergide bütün bunlar var. Bunlara ek olarak bazı yapıtların kolaj, deksontrüksüyon eksenleri bu kaymaları ‘transpozisyonel’ olarak gösteriyor ki, bu benim çok önemsediğim bir olgu. Öte yanda doğa ve yitimi bu serginin bir alt teması. Tıpkı mimarlığın gene serginin bir başka dayanağını meydana getirmesi gibi. Seçki bu parametrelerden oluştu.

Siz yazılarınızda günümüz genç sanatçılarının Türkiye sanatındaki bir gelenekten beslenmediklerini ama dünya sanatını yakından takip ederek ‘dünyalı’ bir sanat yaptığını savunursunuz. Günümüz Türkiyeli sanatçıların dünya sanatı içinde kendilerine yeterince yer bulduğunu düşünüyor musunuz?
Bütün söyledikleriniz tepeden tırnağa doğru. Türkiye’de bir gelenek yok. Hele çağdaş sanatta hiç yok. Kim kalkıp da kendisinden önce bilmem kimin yaptığı işe bakıyor, Türkiye’de. Onun yerine sergileri, fuarları, bienalleri, galerileri gezip, dergileri izleyip başka, gözde, piyasada değer kazanmış sanatçıların yapıtları izleniyor. Bu dünyalı olmak mıdır, evet bir ölçüde. Fakat bu dünyada yer bulmaya yetmiyor. Bazı sanatçılar bunu yavaş yavaş başarıyor. Kendilerine önemli galerilerde yer buluyor. Fakat mevcut durum veya birikim dünya sanatı içinde yer bulmak anlamına gelmez. Hiç gelmez. Çünkü henüz öyle bir şey yok. Biz bu işin embriyo evresindeyiz. Büyük müzayedelerde sanatçıların işleri yok. özel seanslarda satılıyor bu yapıtlar. O da çok önemli bir girişim. Tıpkı sanat fuarlarının gelişmesi gibi. O da bir başka olanak. Kısacası bu iş tek başına sanatla başarılamaz. Bunu artık biliyoruz. Ne var ki, bu söylediklerim de sanatçının sorumluluğunu devre dışına çıkarmamalı. Sanatçı hala iyi, sağlam ve doğru iş yapmalı. Özgün olmalı. Yerellik meselesi bu bakımdan önemini hala koruyor.

Son bir iki yıl içinde İstanbul’daki birçok sanat galerisi kapandı. Bunu piyasa koşullarıyla mı açıklamalıyız? Piyasa belli bir doygunluğa mı ulaştı?
Hayır. Piyasanın bir doygunluğa ulaştığı kanısında değilim. Niye ulaşsın? Türkiye’deki sermayeyle fiyatları, koleksiyon çaplarını karşılaştırınca durum kendiliğinden ortaya çıkar. Hala olması gereken yerin çok gerisindeyiz. O konularda görüşlerim var. Örneğin mevcut koleksiyonların sadece yerli piyasadan beslendiğini ve fazla tıkızlaştığını yıllar önce belirttim. Yabancı resme açılmalıdır koleksiyoncu dedim. Bu yönde bazı adımlar var. Fakat yetersiz. Demek ki hala doygunluk noktasının çok altındayız. Sorun bence işletme meseleleriyle ilişkili. Bu dünyanın özelliklerini kavramamakla ilişkili.

KHAS’ın piyasayla bir ilişkisi olacak mı, satış gerçekleşecek mi mesela?
Burası bir galeri. Fakat ondan ziyade bir platform. Ana meselelerini açıkladım. Satış da onlardan biri. Biz satış yapmayacağız. Ama sanatçılar dilerse satar. Birlikte sergi düzenlediklerimiz dilerse satış yapar. Biz işin o kısmıyla ilgili değiliz. Önceliklerimiz yeni sanatçılar bulmak, güçlü sergiler yapmak, katılım sağlamak, etkileşim oluşturmak.
Galeri KHAS'daki 'Yalnız ve Kalabalık' sergisi 30 Nisan'a kadar sürecek. Sergiye artnivo.com adresinden de ulaşabilirsiniz.