Kimlik meselesine artık takılmayalım

Kimlik meselesine artık takılmayalım
Kimlik meselesine artık takılmayalım

No Man s Land , Altındere nin yeni işlerinden biri.

Üçüncü kişisel sergisini Berlin'deki TANAS'ta açan Halil Altındere, yaptığı işleri 'Hazır nesneler üzerinden küçük manipülasyonlarla bağlam kaydırmak' olarak tanımlıyor. Altındere'nin güç ve ikditarla olan ilişkisi bu sergideki işlerde de öne çıkıyor.
Haber: SEDA NİĞBOLU / Arşivi

Berlin’de bir Türk çağdaş sanatı üssü olarak her sergisiyle amaçlamadan da olsa kimlik temsili meselesini tartışmaya açıyor TANAS. Sırada 8 Ekim’den bu yana devam eden Halil Altındere sergisi ‘Infinity has no accent’ (Sonsuzluğun aksanı yoktur) var. Altındere’nin tutumu TANAS’ın tutumuyla birebir örtüşüyor. “Kimlik meselesine artık takılmayalım, onu reddetmek yerine bağlamı değiştirelim” diyor ve üç sene kadar önce Avrupa ’da bugüne kadar yapılmış en ‘kapsamlı’ Türk sanatı sergisi olan İstanbul Next Wave’e katıldığı mekâna özel yerleştirdiği Alman polis arabasını hatırlatıyor.
‘Infinity has no accent’ Altındere’nin 3. solo sergisi ve üçünde de küratör olarak yanında olan isim René Block. Kimlik temsiliyle ilgili Batılı küratörlerin yaklaşımını eleştirirken Block’un siparişle çalışmak yerine sanatçıya yaratıcı özgürlüğünü tanımasından minnetle bahsediyor Altındere. Serginin çoğul anlamlı ismi hem Türk sanatının 90’lar sonrası globalleşme yolculuğuna hem de Altındere’nin kendi bireysel tarihine ve politik sanat içerisinde ‘aksan’ zaten zorlu bir durumken bir de kendini Türk sanatçıdan evvel ‘Halil’ olarak var etme çabasına bir gönderme.

‘Estetik baskı’
Sergi bu mücadeleli yolculuğun ağırlıklı olarak son beş senesinden video, fotoğraf ve heykellere yer veriyor. İşlerden önemli bir kısmını Pilot’ta geçen sene gerçekleşen “Dans edemediğim devrim, benim değildir” sergisinden hatırlayanlar olacaktır. Sergideki yeni işler arasında mekâna adım atar atmaz varlıklarını hissettirip gerçek insanlarmış yanılsaması yaratan balmumu heykeller var. Altındere’nin 2008 tarihli ‘Bunun bir sergi olduğundan emin değilim’ sergisinin tek eseri olan Pala Şair heykelinin sokakta sergilemesiyle bağlantılandırılabilecek bu işler sanat, izleyici ve güç arasındaki ilişkiye bıyık altından gülerek bakıyor. ‘Guard’ (koruma) Türkiye ’de 2000 sonrası açılan sanat kurumlarını saran eli sopalı güvenlik görevlilerine atıfta bulunuyor. Özgürlüklerin tartışıldığı işlerin gösterildiği yerlere insanların girememesinin çelişkisi üniformasının tüm tehditkârlığına rağmen boyunun küçüklüğüyle gülümseten korumanın heykelinde vücut buluyor. Başka bir köşede elinde silahı duvara dayanmış bir ‘Çılgın Adam’ var. Beyaz küpün üzerinde yarattığı ‘estetik baskı’ onu cinnete doğru sürüklüyor.
Altındere’nin sanatçı kimliğinin yanında küratör ve yayıncı olarak da içeriden bakabildiği kurumlarla ilgili meselesi ‘Miss Turkey’ serisinden bir videoda da kendine yer buluyor. Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet tablosunun Kazım Taşkent’ten kaçırılma anı, sanatın değeri ve korunmasına dair fazlasıyla eğlenceli bir sorular silsilesi.
‘Hazır nesneler üzerinden küçük manipülasyonlarla bağlam kaydırmak’ olarak tanımlıyor yaptığı işleri Altındere. Buna çok yerinde bir örnek de yine en yeni işlerinden ‘Carpet Land’. Eğlence hayatıyla, Rus turistlerle ve tatil bölgesi olmasıyla anılan Antalya’yı geleneksel halılarla kaplayarak mekân algısını değiştiriyor. ‘No Man’s Land’de de yine turistik Kapadokya’nın kartpostal imgesiyle oynuyor. Bir atın üzerindeki astronotun yarattığı mekâna yabancılaşma hissi Altındere’nin doğduğu topraklara geri döndüğü ve gelenek, tarih ve kültürel kodları çok şaşırtıcı görüntülerle dönüştüren Mezopotamya video üçlemesinde de çok güçlü.

İktidar ve silah
Güç ve iktidar ile olan ilişkisi de Altındere’nin işlerini en çok şekillendirenlerden. Yakın dönem tarihten, Özallar ve Erdoğan’a ait üç önemli kare var sergide, üçünün de ortak noktası iktidar ve silah. Aynı silahı alıp çok bilinen işi ‘Das Kapital’de Marx’ın eserinin içine yerleştirerek devrimci düşlerin vardığı yeri sorgulatıyor sanatçı.
Güç sadece politik sistemler değil sanat ve kurumlarıyla da bir mesele Altındere için. Sanatçının sürekli müdahale ve sansür tehdidine rağmen susmadan direnişi sergide karşılığını birden fazla işte buluyor. ‘Who shot the artist’ de üzerinde açılan kurşun delikleri ve kanlar içinde yürüyüp meselesini anlatmaya devam ediyor Altındere. Duvarlardan birinde yine bu işle bağlantılandırılabilecek, Hırvat sanatçı Mladen Stilinovic’e ait bir söz var: “Sanatıma yapılan saldırı, sosyalizm ve ilerlemeye yapılan saldırıdır.” Bu saldırıya karşı tepkisini veriyor Altındere. Sergi mekânının bir köşesinde duvardaki bu yazıyla bağlantılandırılabilecek bir kum torbası izleyiciyi kendine vurmaya davet ediyor. Ama vururlarsa onlara verdiği cevap da ağır, çünkü içi mermerle dolu. Sergi sonrası gerçekleşen bir konuşmada işlerden hangisinin onu en iyi yansıttığı sorulduğunda söylemi güçlü işlerine de yansıyan hafif ironiyle bu kum torbasını gösteriyor Altındere: “Beni tanımak için deneyimlemek lazım.” Sergi TANAS’ta 24 Kasım’a kadar sürecek.