'Kimlik problemi abartılıyor'

Babası Türk, annesi Alman olan 1962 doğumlu Thomas Arslan'ın tüm filmleri geçen hafta boyunca Goethe Enstitüsü'nde 'Çifte vatan' başlığında gösterildi. Almanya ve Türkiye arasında bölünen eğitim yıllarından sonra Berlin'de sinema okuyan Arslan'ın filmografisi kendi yaşamından izleri taşıyor.
Haber: DİNÇER ŞİRİN / Arşivi

Babası Türk, annesi Alman olan 1962 doğumlu Thomas Arslan'ın tüm filmleri geçen hafta boyunca Goethe Enstitüsü'nde 'Çifte vatan' başlığında gösterildi. Almanya ve Türkiye arasında bölünen eğitim yıllarından sonra Berlin'de sinema okuyan Arslan'ın filmografisi kendi yaşamından izleri taşıyor.
Berlin'de yaşayan Türk karakterler üzerine kurulu üçlemesine 1997'de 'Kardeşler'le (Geschwister) başlamıştı Arslan. 'Kardeşler' babaları Türk anneleri Alman üç kardeşin hikâyesi. Üçlemenin ikinci filmi 'Satıcı' (Dealer) genç aile reisi Can'ın uyuşturucu satarak hayatını kazanması üzerine. 'Satıcı', 9. İstanbul Bienali'nin Misafirperverlik Alanı'ında da gösterilmişti. Üçlemeyi bitiren film 'Güzel Bir Gün'de (Der Schöne Tag) ise film dublörü olarak Berlin'de yaşayan Deniz'in erkek arkadaşından ayrıldıktan sonraki Berlin günleri anlatılıyor.
2006'da üçlemeden sonra gelen 'Aus der Ferne', Arslan'ın kamerasıyla yaptığı Türkiye seyahatinin kişisel bir belgesi. İstanbul'dan Doğubeyazıt'a kadar giden yönetmen Türkiye'nin çok kültürlü yapısını gösterirken bir yandan da bir süredir gitmediği yerlere giderek bildiği ülkeyle yenilenmiş olanı karşılaştırıyor. Bu belgesel, 11. Türkiye-Almanya Film Festivali'nde ve 56. Berlin Film Festivali'nde de gösterildi. 'Tatil' (Ferien) Arslan'ın 2007 yapımı son filmi. Film, Uckermark'da kasaba evine yerleşmiş bir çiftin çocuklarının tatil için onlara gelmesi ve toplanmaya başlayan ailenin geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor.
İstanbul ziyaretini fırsat bilerek Thomas Arslan'a kendi 'çifte vatan' öyküsünü sorduk.
Almanya'daki çoğu göçmen ailenin çocukları kendilerini bazen yaşadıkları şehir üzerinden, bazen de ülke üzerinden tanımlıyor. Bazısı kurdukları hayali vatandan yola çıkıyor. Sizin ise daha isminizde karşılaştığımız bir ikilik var. Sizi Almanya'da nasıl anıyorlar ya da siz kendinizi nereli olarak görüyorsunuz?
Aidiyet çok önemli bir şey tabii ama ben kendimi bir ülke üzerinden tanımlamıyorum. 'Berlinliyim' demeyi tercih ediyorum. Nitekim Berlin, yaşadığım, çalıştığım, ürettiğim, ailemin ve arkadaşlarımın bulunduğu yer.
İsminiz kimilerince 'Berlin School' denilen ekolün içinde anılıyor.
'Kardeşler' ve 'Güzel Bir Gün' adlı filmlerinizde Türk oluşlarıyla birtakım problemler yaşayan karakterlerin, bu hallerini hatırlatan durumlarda daha Almanyalı bir tepki verdiklerini görüyoruz. Siz sinemanızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Ne Berlin ekolü ne de yeni jenerasyon göçmen sineması olarak adlandırıyorum kendimi. Berlin ekolü daha çok formal açılardan ortaya çıkmış bir ekolken, diğeri sosyolojik bir yaklaşımı kullanıyor. Ben bunların hiçbir yerinde yer almayı hedeflemesem de dışarıdan bir şekilde empoze edilen bir tanımlama olmuş oluyor.
Kendilerindeki Alman tarafı kabulleniş daha çok yeni jenerasyonun problemi. İlk jenerasyon, sosyolojide 'geri dönüş miti' diye geçen durum üzerinden hayatını kurdu. Nesiller arasındaki değer farklılıkları üzerine ne düşünüyorsunuz?
Yine aynı noktaya geliyoruz, bunlar dışarıdan yapılan tanımlamalar. Ben çok doğal karşılıyorum orada doğmuş ve büyümüş birisinin Alman olduğunu düşünmesini. Kendini oraya ait hissetmesi gayet normal. Bazen bu biraz abartılıyor. İnsanlar o kadar da kimlik problemi yaşamıyor açıkçası.
Bazen çağın tuzaklarından birine düşerek durduğumuz ya da baktığımız yeri egzotikleştirebiliyoruz galiba. Ne dersiniz?
Bunu 'Güzel Bir Gün' (Ein Schöne Tag) filmimde de göstermeye çalıştım. Nereden geldiği meselesini aşmış karakterler var orada ve bunu çok doğal bir şekilde yaşıyorlar.
'Uzaktan' (Aus Der Ferne) üzerine biraz konuşmak gerekirse, oradaki mesafe bazen tehlikeli olabiliyor. Kamera kendi başına bir mesafe iken, kamerayı nereden getirdiğiniz de çektiğiniz şeye belli bir uzaklık katıyor. Herkes belgeselde çok memnun görünüyor ama siz çekim sırasında bir çekinceyle karşılaştınız mı?
'Uzaktan' belli bir mesafeden çekilmiş bir film. Buna hiçbir şekilde dışarıdan bir anlam yüklememeye çalıştım. Çoktan beri kendimin de gitmediği yerleri tanımaya çalışıyordum. O mesafe gerekli bir mesafeydi birçok şey için. Mesela gizli kamera hiç kullanmadım. Benim kamerayla hareket etmem gerekiyordu ve insanlar kameradan haberdardılar.
Berlin son birkaç yıldır yükselen değer haline geldi. İstanbul da 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak. İki şehir çok fazla ilişkilendiriliyor. Sizin için bu iki kent arasında anlamlı bir ilişki var mı?
Benim için şahsi bir anlamı yok. Birçok insandan biliyorum ki ikisi arasında gidip gelen çok. Özellikle her iki dili de iyi konuşan insanlar kendilerine her iki şehirde de bir ağ oluşturuyorlar. Benim gündelik hayatımda bir anlamı yok, ama diğerleri için olan anlamını anlayabiliyorum.
'Satıcı'nın cast'ı için Neco Çelik'le çalıştınız. O filmde mutfakta Neco Çelik'in kendisi de var. İstanbul'u gösterirken de Nuri Bilge Ceylan çıkıyor karşımıza.
Çok şahsi bir referans vermiş oluyorum orada aslında. Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasını takdir ediyorum. Ben çekim yaparken o da 'İklimler' filminin montajını yapıyordu ve öyle bir fırsat oldu. Ben de dahil etmek istedim.
Günümüz Alman sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Genç kuşak sinemacıların yaptıklarını takip ediyor musunuz?
Net olarak Alman sinemasının nereye gittiğini söylemek zor. Berlin ekolünden falan bahsettik. Mainstream filmler de çıkabiliyor bazen. Mesela 90'larda daha çok komedi filmleri çekiliyordu. Homojen olmadan ilerlemesi elbette çok güzel. Üniversitede ders verdiğim için görme şansım oluyor. Gençler yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle ilgileniyorlar. Bunun bizi nereye götüreceğini ya da bir akım oluşturup oluşturmayacağını söylemek çok zor, ama çok enteresan gelişmeler var yine de.
Nuri Bilge Ceylan'ı konuştuk, onun dışında Türkiye'den beğendiğiniz yönetmenler kimler?
Sadece Türkiye için değil uluslararası çapta da Yılmaz Güney'i çok beğendiğimi söyleyebilirim.
Üzerinde çalıştığınız bir proje var mı?
Konu itibarıyla biraz küçük bağlar içinde hareket eden suç dünyasını anlatan bir film çekmek istiyorum. Hakkında tam bir şey söyleyemiyorum çünkü şu sıralar senaryoyu yazıyorum. Ümidim, önümüzdeki sene çekimlerine başlamak.