Kimse beni bayrakla tehdit edemez!

Kimse beni bayrakla tehdit edemez!
Kimse beni bayrakla tehdit edemez!
'Âkil İnsanlar'dan Hülya Koçyiğit protestoculara tepkili: Toplumu bu kadar germeye hakları yok. Sorduğun zaman barış istiyorlar. Nasıl barış? Lafta. Barış istiyorsan ona göre davran ki, o zaman inanayım sana.
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

Âkil insanlar sürecinde zaman zaman bu grupta çalışan insanların mağdur olup olmadıklarını düşündüğümüz oluyor. Mesleki yaşantılarındaki itibarlı duruşlarıyla sevdiğimiz insanlar Türkiye ’yi dolaşırken bir kesim tepki gösteriyor. Hülya Koçyiğit ile bunları tartışmak üzere buluştuk.
Herkes size büyük sevgi duyuyor. Yarım asırlık sanat hayatınızı bir nevi ortaya koyarak riskli bir sürece girdiniz. Hangi duyguyla bu görevi kabul ettiniz? 
Çok baştan yanlış algılandı bu. Daha biz ağzımızı açmadan görevimizin ne olduğunu fark etmeden, hükümetin bir politikasını halka empoze etmek için yola çıkıyor bu insanlar diye çok anlamlar yüklendi. Halbuki tam tersi, son derece iyi niyetli barış ve çözüm sürecinde halkımız ne diyor, nerede bunların duygu- düşünce-endişe-korku katkıları ne olabilir, hazır mıyız barışmaya, kiminle barışıyoruz? Bütün bu soruların açıldığı bir platform hazırlamak halka esas bize tebliğ edilen görev. Ben bu görevi seve seve yaparım çünkü benim ülkemde 30 yıldır toplumsal barışımızı zedelemiş, birçok can almış, birçok evi ocağı söndürmüş, birçok çocuğu babasız bırakmış bir süreç yaşanıyor. Gencecik aslan gibi 20 yaşında evlatlar ki bir evlat nasıl yetişir anne babalar ancak bunu bilebilir. Onun gözünün içine bakıyorsun. Ve onu askere gururla gönderiyorsun. Vatanın bölünmemesi ve bütünlüğü için orada can veriyor evlatlar. Bu kolay hazmedilecek bir şey değil. Tamamıyla sivil son derece insani ve tamamen vicdana dayalı bir gönül köprüsü kurabilme adına yola çıktım ben. Burada hükümetin böyle bir planı ve programı var. Şöyle bir müzakere yürütülüyor. Karşı taraf şunu talep ediyor, hükümet bunu veriyor gibi konular böyle bir konu bizim konumuz değil.
En başta tereddüdünüz oldu mu? 
Böyle bir karar verdiğim zaman bir cesaret olarak görmedim ama şimdi vardığım noktada ‘evet’ demek bir cesaret istiyormuş. Çünkü barış istemek o kadar iyi bir şey değilmiş meğerse. Barışı istemeyen o kadar çok insan varmış ki bunun şaşkınlığını yaşadım. Demek ki savaşmak çok daha kolay bir yol. Başkasının çocukları üzerinden kuruyorsun barışı ya da bu gidişatı. Benim vicdanıma doğru değil.
Toplantılarda konuştuklarınız terör olayları üzerine mi yoğunlaşıyor?
 
Çözüm süreci dediğimiz sürecin içinde görünen elbette ki terör tabii çok acı faturası. Onunla yola çıkıp Kürt sorununun halledilmesi derken Kürt sorunuyla beraber öğrendiğimiz yaptığımız istişare grup toplantılarında şu oluyor: Sadece Kürt sorunu yokmuş meğerse. İnançlar, meslekler, dini farklılıklar... Alevilerin çok uzun yıllardır inançları nedeniyle örselendiğini görüyorsunuz. Alevilerde inançlarımız horgörüldüğü sürece barış olamaz diyenler var. Faili meçhuller halledilmeden bu ülkede barış olmaz diyenler var. Elbette ki Kürt vatandaşlarımızın bugüne kadar verilmeyen hakları var.
Niçin benim devletim bu uygulamaya devam ediyor diye isyan ediyorsunuz ve bunun bir çözümü olmalı. Bu barış sürecinde devletin toplumuyla barışması gerekiyor, devletin vatandaşına karşı yaptığı yanlışları görüyorsunuz öylesine birikmiş acılar.  
Sizce Kürt sorunu nedir?
 
Atatürk ’ün cumhuriyet anlayışında çok büyük kapsayıcılık, kavrayıcılık, kucaklayıcılık var. Ve gayrimüslimleri, Çerkes’i, Arnavut’u, Kürt’ü, Boşnak’ı hepsini kucaklayarak alenen ilan etmiş zaten bu cumhuriyetin kurucuları bunlardır diyor. Bu sadece Türk ırkının başarısıdır demiyor. Şunu söylüyor: “Kendini bu ülkenin vatandaşı olarak hissedenlere ben Türk derim”. Bunu kimse reddetmiyor ama eşit olduğunu hissetmediği için bugün bu kimliğini reddeden vatandaşlarımız var. Onlar da ağırlıkla Kürt vatandaşlarımız. “Çünkü benim bir dilim var, benim bir eşitlik haklarım var ve bu haklarım bana sadece Kürt kimliğim nedeniyle verilmiyor” diye isyan ediyor. İsyan kelimesi belki yanlış, beklentileri var demem gerekir. Çünkü isyan eden PKK dediğimiz terör örgütü. Çünkü onlar siyaseti, siyaset yapma biçimini silahla tercih etmiş grup. Hem kendi Kürt kardeşlerine hem de Türklere çok büyük kötülük yapmış. Bugün gelinen noktada artık biz 30 yıl sonra silahla haklarımızı alamayacağımızı fark ettik. Bu çağda, bu konjonktürde dünyanın vardığı bu noktada siyaset yaparak haklarımızı talep ederiz. Biz silahı bırakıyoruz. Türkiye’nin 30 yıldır başına gelen en büyük fırsat, imkân bu. Bundan yararlanmamız gerekli.
Bugün “Ne mutlu Türküm diyene” hâlâ doğru bir cümlemi sizce? 
Benim için doğru cümle. Ne mutlu Türküm diyene derken ben ne mutlu Türk ırkına mensup bir kanım var demek istemiyorum. Ben TC Devleti’nin vatandaşlığına bir kelime olarak Türk diyorum. Keşke Kürt kardeşlerimiz biraz eşit olduklarını hissetselerdi. Özellikle 80’li yıllarda baskıcı, yasakçı ve bölücü uygulamalara tabi olmasalardı. Onlar da eminim “Ne mutlu Türküm diyene” diyeceklerdi.
Şimdi bölgede geziyorsunuz. Sizi en çok duyduklarınızdan etkileyen ne oldu?
Affetmesi en zor düşündüğümüz kimdir? Evladını yitirmiş anne. Öyle bir acı ki kimseyle mukayese edilmez ve sen onu teselli edemezsin. Yaşam sevinci, gayesi her şeyi bitmiş. Bir anne çıkıyor, diyor ki “Ben yandım başka anneler yanmasın. Daha çok anneler yaralanmasın, acı çekmesin, ne olur bunu devlet halletsin” diye dua ediyorlar. En çok etkileyen bu oldu.  Politize olmuş gruplar var. Bizim evlatlarımızın katilini mi affedeceğiz? Halbuki ilahi adalet de sana affet diyor.
İnsanların eleştirilerini neye bağlıyorsunuz?
 
Siyasetin dili çok ağır, yavan ve kırıcı, bölücü, ötekileştirici sen benci. Takım tutmak deriz ya biz düşmanlaşmak adeta. Takımım benim düşmanım değil rakibim. Yukarıdakilerin düşman tavırları, birbirlerini aşağılayıcı konuşmaları. Oradan başlıyor toplumun  katmanlarına kadar geliyor ve toplumda müthiş  bir gerilim yaratıyor.
Kızdığınız şeyler var mı? Protestoların abartılı olduğunu düşünüyor musunuz? Tepkilere kızıyor musunuz? 
Toplumu bu kadar germeye hakları yok. Sorduğun zaman barış. Nasıl barış lafta, bunun içini doldurmalısın. Barış istiyorsan ona göre davran ki o zaman inanayım sana. Helal olsun barış için böyle davranılır diyeyim.
Karşınıza Türk bayraklarıyla çıktılar.
O benim içimi çok acıttı. Beni kim Türk bayrağı ile tehdit edebilir ki, bu ne cüret, ne demek? Hangimiz daha çok vatanseveriz acaba. Hangimiz o bayrağa tapmıyoruz ki acaba? Bir de üstelik herkese nasip olmayacak ama o Türk bayrağına sarılmak, bana nasip olacak.
Nasıl yani? Devlet sanatçısı olduğum için.
Görev süresi ne zaman tamamlanıyor? Sonrasında nasıl bir çalışma içinde olacaksınız? 
Herhalde 5 Haziran. 5 Nisan’da başladık. Aslında bir aydı. Bilmiyorum herhalde izin isteyeceğiz, evimizin kadını olacağız.
İleride siyasete girecek misiniz?
 
Yok hayır. Ben doğru gördüğüm şeyleri desteklediğimi ilan ederim. Rahatsız olduğum şeyleri de ilan ederim. Dışarıda kalmak daha iyi, daha faydalı olurum.
Siz seçseydiniz ‘Âkil İnsanlar’ arasında kimlerin bulunmasını isterdiniz? 
Mesela ben Zülfü Livaneli’yi isterdim. Şener Şen, Yaşar Kemal, Ara Güler’i isterdim. Mesela neden bir CHP ’li yok diyorlar. Belki de teklif edildi, insanlar çekincelerini söyledi bilmiyorum.
Bunun ileride bir filmini yapmak ister miydiniz? Yapsaydınız nasıl yapardınız? 
Galiba yapmak gerekir. Hani şu anda insanlarla konuşuyoruz ya. O acısını anlatıyor, diğeri kızgınlığını söylüyor bir diğeri itirazlarını söylüyor. Bunların da işlendiği bu süreçte nereden nereye geldiğimizi anlatan bir film yapmak isterim.
Mesleki hayatınızda yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey var mı?
 
Ben on sene önce bir proje oluşturdum. Bu ülkeyi ancak ben yönetirim diye yapılan darbelere demokrasinin duraklamalarına karşı birikmişim. 60 ihtilali bunun başıdır. 60 ihtilaliyle ilgili bir senaryo çalışmasına başladık. Halit Refiğ çok emek verdi. Şeytan Aldatması oldu adı. Onu gerçekleştiremedim.
Bundan sonra mümkün mü?
 
Keşke şu anda o filmi yapsak. Geçmişten söz ederek geleceği inşa etsek. Biz barışa kendimiz karar vermeliyiz. Biz kendimiz başaralım.