'Kimsenin askeri olmıycaz...'

'Kimsenin askeri olmıycaz...'
'Kimsenin askeri olmıycaz...'

Altın Koza adayı Hadi Baba Gene Yap ın başrollerinde Mustafa Avkıran ve Melih Selçuk var.

Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Altın Koza’nın uzun metraj film yarışmasında perde dün açıldı. İlk olarak Reha Erdem’in bu yıl !f İstanbul ’da görme fırsatı bulduğumuz ve daha sonra vizyona da giren filmi ‘Jîn’ çıktı seyircinin karşısına. Bu film gösterime girdiği dönemde üzerine çok konuşulduğu için kısa bir hatırlatmayla yetinelim.
PKK saflarında yer alan bir kadın gerilla olan ‘Jîn’, bir sebepten gerilladan ayrılmaya karar veriyor ve şehre doğru zorlu bir yolculuk yapıyor. Reha Erdem’in ‘insan/doğa’ arasındaki mesafeyi kadın karakterler üzerinden daralttığı, erkekler üzerinden giderek büyüttüğü bir film ‘Jîn’. Filmin politik olarak dile getirdikleri nerede durduğunuza göre tartışılabilir (kendi adıma filmin politik alanlara girdiğinde bocaladığını düşünenlerdenim) ama Erdem’in şiirsel dilinin gücünü tartışmaya gerek yok.
Günün ikinci filmi ise Emre Yalgın imzalı ‘Hadi Baba Gene Yap’ oldu. İsmini Yaşar Kurt’un aynı adlı şarkısından aldığı izlenimi veren film, şarkıcının başka bir eserinin sözleriyle de yakın akrabalık kuruyor: “Orduya istiyorlar/ Savaş çıkar diyorlar/ Silah veriyorlar anne/ Bana öldür diyorlar….”
Filmimizin kahramanı Murat, travmatik bir nedenden ötürü ailesinden uzun yıllar ayrı kalmıştır. Yıllar sonra okulunu bitirip askerlik vakti gelince ‘baba ocağı’na döner. Babası onun askere gideceğini düşünürken, o eline silah almayı düşünmemektedir. Bu bile kendi başına iyi bir film için yeterli hikâye. Ama ilk filmi ‘Teslimiyet’le ödüller kazanan Yalgın, nedendir bilinmez genç yönetmenlerin ısrarla düştükleri bir hataya düşmekten kurtulamıyor ve birçok meseleyi bir anda anlatma yolunu seçiyor. Aileyle ama özellikle babayla hesaplaşma da bu fazlalıkların altında ezilip kalıyor. Film, eksikliklerinden değil, fazlalıklarından akamete uğruyor. Her şeyi anlatma/ gösterme ihtiyacı görsel olarak karşılık bulamayınca uzun diyaloglarla yaratılan ‘suni’ bir gerilimle çözülmeye çalışılıyor ki, bu da filmin gücünü epey aşağılara çekmeye yetiyor. Aklıma takıldığı için yazmadan geçemeyeceğim; Murat’ın askerden kaçmak için bulduğu çözümün, Türkiye ’de asker kaçağı olarak yaşamaktan çok daha meşakkatli olduğu da su götürmez.
Bizim izlediğimiz salondan mı kaynaklı yoksa filmin kendisinden mi bilmiyorum ama teknik sorunlar söz konusu. Filmin seslerinde kaymalar oluyordu ve görüntü sürekli karanlıktı. Mustafa Avkıran’ın sonlara doğru gerçekleştirdiği yükseliş filmi biraz toparlasa da Melih Selçuk, ‘Süt’ten aklımızda kalan performansından oldukça uzaktı.
Ve bir rica: Elinde sigarası, parçalı bulutlu bir gökyüzü altında, dağlara bakıp iç geçiren ‘erkek’ görüntüsü Türkiye sinemasının alametifarikası haline geldi. Zaten yeterince ‘sıkılmış erkek filmi’ çekiliyor bari kadrajlar birbirini tekrar etmesin.
Festivalde bugün ise ‘Köksüz’, ‘Yarım Kalan Mucize’ ve ‘Yozgat Blues’un galaları yapılacak.