Kırık bir gençlik aşkı

Léa Pool'un iki yıl önce İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz filmi Götür Beni / Emporte - moi, ergenliğe yeni giren bir kızın dünyasına sokmaktaydı bizi.
Haber: ENGİN ERTAN / Arşivi

Léa Pool'un iki yıl önce İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz filmi Götür Beni / Emporte - moi, ergenliğe yeni giren bir kızın dünyasına sokmaktaydı bizi. Hatta izleyenler hatırlayacaktır, film başkahramanı Hanna'nın ilk kez adet görüşüyle başlıyordu. Yönetmen, Kayıp ve Çılgın'da da benzer sularda dolaşıyor. Ancak rotası biraz farklı. Öcelikle bu filmin kahramanları, Götür Beni'nin Hanna'sından birkaç yaş daha büyükler. Aralarındaki ilişkiler ve yaşadıkları sorunlar da Kayıp ve Çılgın'ı
yeniyetmelik dönemine dair benzer filmlerin çoğundan ayırıyor.
Yeniyetmelik dönemini, çocukluk ve yetişkinlik arasındaki, bir nev'i kabuk değiştirme süreci olarak da adlandırabiliriz. Çoğu kişi için bu değişim pek kolay geçmez. Çocukluğun masumiyetini geride bırakmak ve yeni bir kimliğe uyum sağlamak, bilen bilir, genellikle acı verici bir deneyimdir. Kimileri değişimi reddeder ve kabuğu dış dünya tarafından soyulmaya çalışıldıkça tarifsiz ızdıraplar çeker. Léa Pool, Kayıp ve Çılgın'da yeniyetmelik dönemine ait bu kavramları karşılıksız aşk ve eşcinsellik temalarıyla birleştiriyor.
Yatılı bir kız okulunda geçen filmin hikayesi, içine kapanık bir kız olan Mary'nin (Mischa Barton) bakış açısıyla aktarılıyor. Dış dünyada olup bitenlerden habersiz olan genç kız, oda arkadaşları Pauline (Piper Perabo) ve Victoria'nın (Jessica Paré) arasındaki lezbiyen ilişki karşısında başlangıçta hayrete düşüyor. Bu arada Victoria, ebeveyn korkusu ve dış dünyanın baskısı sonucu Pauline'i terk ediyor. Mary ise onların aşkının tek gerçek şahidi ve Pauline'nin koruyucu meleği oluveriyor. Pauline'in çektiği aşk acısına tanıklık edişi sonucunda o da olgunlaşıyor ve kimliğini bulma yolunda önemli bir adım atıyor.
Tragedya tadı
Eğer ki Kayıp ve Çılgın'a bir gençlik draması gözüyle bakacak olursak, kendisiyle aynı kulvardaki filmlerden çok daha samimi ve aklı başında olduğunu söylemek gerekir. Bildiğiniz gibi Amerikan yapımı gençlik filmlerinde, yeniyetmelerin cinsel hayatı ya görmezden gelinir ya da abartılarak bir espri malzemesine dönüştürülür. Dolayısıyla bu türdeki filmlerde (özellikle de son dönem örneklerinde) gençlerin duygusal veya cinsel sorunlarına adamakıllı bir bakış görmek, hele ki eşcinsellik temasının işlendiğine şahit olmak neredeyse imkansız. Bu açıdan Kayıp ve Çılgın, gözümüzde değer kazanan ve saygı duyduğumuz bir çalışma. Ancak tam anlamıyla bir başarı olduğunu söylemek zor.
Aslında Léa Pool ve senarist Judith Thompson'ın hikâyeyi zenginleştirmek için seçtikleri unsurlar akıllıca yapılmış tercihler. Filme belli bir noktadan sonra İngilizce dersi aracılığıyla karışan Shakespeare'in Antonius ve Kleopatra'sı, öyküye de tragedya tadı veriyor. Böylece Pauline'in çektiği aşk acısının ve kırılganlığının altı çizilmiş oluyor. Buradan kaynaklanan abartıysa, dingin bir görüntü yönetimiyle sağlanan şiirsellikle dengelenmeye çalışılıyor. Pauline'in ormanda bulduğu yaralı kartal da önemli ve kilit bir sembol. Kendi yaralarını iyileştiremeyen genç kızın, etkileyici final sahnesinde gökyüzüne uçurduğu kartal bir umut ışığı taşıyor.
Fakat filmin, duygusal etkileyiciliğini artırmak için kullandığı tüm unsurlar, ister istemez gerçekçiliğin önüne bir set çekiyor. Dolayısıyla Kayıp ve Çılgın, ele aldığı konunun ciddiyeti karşısında yer yer fazlasıyla naif kalıyor. Bu naiflik filme belli bir duyarlılık katıyor katmasına, ancak çok daha etraflıca işlenebilecek bir aşk hikayesinin de elden kaçmasına sebep oluyor. Son noktada, yönetmenin güzel ve etkileyici bir film çektiğini teslim etseniz bile, keşke daha ikna edici ve gerçekçi olsaymış demekten kendinizi alamıyorsunuz. Çünkü Kayıp ve Çılgın, aşkın cinsel tercihlerle ilgisi olmadığının en güzel ispatlarından olacak bir öyküye sahip. Yine de film, benzer sorunlarla yüzleşen yeniyetmelere duygusal destek verecek potansiyele sahip, bunu inkar etmek büyük haksızlık olur. Filmin kimi sahnelerinde (okuldaki çay partisinin Violent Femmes'ın Add it Up'ı eşliğinde bir şenliğe dönüştürülmesi, Pauline'in yemekhanede geçirdiği sinir krizi ve genç kızın Victoria'nın erkek arakadaşı ile giriştiği düello gibi) izleyiciye doğrudan geçirebildiği enerji de bunun kanıtı.
Konusu nedeniyle akla Heavenly Creatures, Beautiful Thing veya Nico ve Dani / Krámpack gibi filmleri getiren Kayıp ve Çılgın, pek parlak geçmeyen yaz sezonunda tercih edilesi bir film. Tam anlamıyla tatmin olmasak da Léa Pool'un bu şirin ve duygusal meselini meraklısına öneriyoruz.