Kirli işlerin kadını

Kirli işlerin kadını
Kirli işlerin kadını

'Zor İşler' her perşembe saat 22.00'da Ntv'de.

Ünlü sunucu Dilara Gönder yeni bir projeyle ekranda... Gönder, 'Zor İşler'de hem fiziksel hem de mental olarak çok zor meslekleri tecrübe ediyor.

Özellikle futbolseverlerin yakından tanıdığı bir isim: Dilara Gönder… Birkaç ay önce yaşadığı talihsiz kazayla bacağını kırdı, iyileştikten sonra ise kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Gönder, şimdilerde bambaşka bir projeyle ekranda…

Sunuculuğunu üstlendiği ‘Zor İşler’ programında gerçekten de yapması hayli zor işleri birebir tecrübe ediyor. Her bölümde kirli, tehlikeli, dikkat gerektiren ve yıpratan pek çok işte çalışıyor. Aynı zamanda yaşadığı tecrübeyi ekran başındakilerle paylaşıyor.

Programda yeri gelecek madende kömür çıkaracak, yeri gelecek kanalizasyon temizleyecek. Gün gelecek balık avına çıkacak, bazen de harada bir at doğurtacak. Ünlü sunucuyla buluştuk, yaptığı kirli ve zor işleri konuştuk.

Özellikle sporseverlerin yakından takip ettiği bir isimsin. Şimdi ise bambaşka bir projeyle karşımızdasın. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?

Yaklaşık 10 seneye yakın spor spikerliği yaptım. Kulüp televizyonundan başlayan ve sonunda NTV Spor’a uzanan bir serüvendi benim için. Ama hep, kendimi daha fazla geliştireceğim bir alana ihtiyaç duydum. Sporun bana kattığı çok şey var. Ama programcılık yapmak istediğimi fark ettiğim anda sporun sınırlarının beni zorlayacağını anladım.

“Bu alanda miadım, zamanım artık doldu” mu diyorsun?

Zaman dolması demeyelim, daha çok içimdeki tutkunun başka yöne gitmesi… İletişim fakültesi mezunuyum. Dolayısıyla televizyonculuk her zaman içimde olandı. Ayağımın kırılması ise dönüm noktası oldu. Yöneticilerim bu işi “Sen yapar mısın” diye sorduğunda üzerine atladım.

Peki, bu programda neler yapacaksın, ne gibi maceralara atılacaksın?

Bir kere ‘Zor İşler’ ufku çok geniş bir program. İnsanların nasıl para kazandığıyla, bunu yaparlarken nelerle uğraştığıyla ilgili bir proje. Ve bu anlamda da çok kıymetli. Çünkü insanların hayat mücadelesini birebir veriyoruz ve ben, bu mücadelenin içine katılıyorum. Amacımız sadece “Bakın onlar ne işler yapıyorlar” şeklinde göstermek değil, aynı zamanda da bunu uygulamak.

Ne gibi işler bu işler?

Aklınıza gelemeyecek kadar çok iş var. Para kazanmanın hem fiziksel hem de mental olarak zor olduğu meslekleri tercih ediyoruz. Aynı zamanda ekmek kavgasında olan insanların hayatlarını tecrübe ediyoruz.

İlk duyduğumda ister istemez Discovery Channel'daki ‘Dirty Jobs’ geldi aklıma…


Dirty Jobs’un sunucusu Mike, neredeyse her şeye elini sokacak bir tip. Ama benim öyle bir iddiam yok tabii.

Peki ‘uyarlama’ eleştirileri de gelecektir. Ben “farkı ne olacak” diye sorsam?


Ben bilerek o programı izlemedim. Çünkü onun Türkiye şubesi olmak istemedim. Bir kere çok cesur bir insan değilim, yani öyle özel bir cesaretim yok. Ama eğer o kişi bu işi yapabiliyorsa, “ben de yaparım” dedim. Çünkü insan olarak kimsenin kimseden bir farkı yok. Bu açıdan Dirty Jobs’taki rahatlık bizde olmayabilir.

Bu aşamada sana en ekstrem gelen iş ne oldu? Gerçekten ürktüğün işler oldu mu mesela?

Oldu tabii. Mesela herkese kurbağa bölümünü tavsiye ederim. Gecenin 2’sinde kurbağa yakalamak için Suriye sınırında bir bataklığa girdim. Sonra tabakhanede hayvan derilerini işledik, mangal kömürü çektik.

Peki “Bana hayatta yaptıramazlar” dediğin şey ne olurdu?

Ben bu işin içine girdikten sonra pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Belki korkarım ama yine de o işten caymam. Çünkü bugüne kadar bana verilen hiçbir işten kaçmadım.

Günlük hayatta çıtkırıldım mısın, yoksa her şeyin üstesinden gelebilecek biri mi? Sana etkisi nasıl oldu?

Evet, korkularımla yüzleşiyorum. Ama zaten yalnız yaşayan bir kadın olduğum ve yaşamımı bugüne kadar böyle idame ettirdiğim için sorun olmuyor. Hayat zaten macera dolu. Kapından çıktıktan sonra ne yaşayacağını bilmiyorsun. O yüzden böyle zorluklar beni korkutmuyor.

Geçtiğimiz aylarda bir köşe yazısı, cinsiyetçilik tartışmasına neden olmuştu. Ekrandaki kadınlara yönelik güzellik odaklı tekdüze bakış açısı hakkında ne düşünüyorsun?

Tabii ki can sıkıcı. Ama şu an yaptığım iş buna da cevaptır zaten. Zaten kadının görsel anlamda bir malzeme olarak bakılmasına da karşıyım.

İzleyicinin ekran başındayken ‘güzellik algısı’ aradığı söylenir hep.

Hayatım boyunca “oran güzel, buran güzel” diye mutlu olan kadın olmadım. Evet, bugüne kadar aldığım tepkiler bunun üzerine kurulu. Bunu asla yadsıyamam. Bu yorumların işimin bir parçası olduğuna, bugüne kadar beni bir noktada tuttuğuna farkındayım. Fakat bu noktanın geçici ve bastığın yerin de yumuşak olduğuna inanıyorum. Bastığın yer sağlam olsa, yıllarla savaşamazsın.

Ek olarak bir de spor camiasında kadın olmak ayrıntısı da var tabii.


Ben artık bu kadın ve zorluk mevzusunu geçtim. Bu devirde bunu konuşmamalıyız. Evet, spor camiasında kadın olmanın zorluklarını yaşadım. Eğer hâlâ “Bu meslekte kadın olmak zor” dersem, kendim de o seksist yaklaşıma çanak tutmuş olurum.

Programa geri dönelim. Biz ekran başındayken hissettiklerimiz, o işi gerçekten yapan insanı incitir mi?

Aksine! Niye incinsin ki? Sana, bana zor geleni, o öyle bir şekilde başarıyor ki, saygı duyuyorsun. Benim onu yapamamam onu incitmez, aynayı kendime tutmamı sağlar. “Dilara bak, insanlar nasıl işlerle nasıl para kazanıyor, nelere göğüs gerip bunu hayatının rutinine katıyor” dedirtir.

Bunları birebir tecrübe ettikten sonra hayata bakış açın değişti mi?

Gün geçtikçe hayatın gerçekleriyle daha da yüzleşiyorum. Ama eşitlikçi bakış açımı destekleyen bir iş olduğuna inanıyorum. Paranın bu kadar kıymetli olduğu günümüzde değerli olanın emek olduğunu gösteriyor.