Kırmızı Başlıklı Kız şehirde

Kırmızı Başlıklı Kız şehirde
Kırmızı Başlıklı Kız şehirde
Sanatçı İlke Yılmaz, 'Akılalmaz' sergisinde 'Kırmızı Başlıklı Kız' masalının günümüzdeki kodları üzerinde duruyor: "Küreselleşen bir kültüre ve hafızaya da dikkat çekmek istiyorum."
Haber: BURCU AKTAŞ - burcu.aktas@radikal.com.tr / Arşivi

Gölgeler hakkında diyebiliriz ‘Akılalmaz’ için. Üzerimize nelerin gölgesinin düştüğü üzerine… Kolektif hafızamızın, kültürel belleğimizin üzerimize düşürdüğü gölgeleri anlatıyor İlke Yılmaz’ın işleri. Onlar tarafından kuşatılmışlığımıza belki de bir itiraz. İtiraz diyorum çünkü Yılmaz anlatmak istediklerini tek kuşatılmamış alan olan hayal gücünün kuvvetiyle perçinliyor. Kırmızı Başlıklı Kız masalını, toplumsal olarak kabul görmüş kodları farklı bir hikâyeyle anlatıyor. İlke Yılmaz ile kara imgeleri ve anti-kahramanları konuştuk.
‘Akılalmaz’a toplumsal ve kültürel belleğimizde yer eden kodların, hikâyelerin farklı bir okuması diyebilir miyiz?
Evet, diyebiliriz. ‘Akılalmaz’, farkında olmadan şekillendirdiğimiz ve şekillendirilen bizi sorguluyor aslında. Çocukluktan yetişkinliğe varan bir sürecin izini sürüyor. Yetiştirilirken maruz kaldığımız, seçtiğimiz, benimsediğimiz ve reddettiğimiz her alt kimliği kara bir dille deşmeye çalışıyor. Toplumsal olarak yaşadığımız travmaları aslında kara bir dille okuyor.
Bir toplumun belleğinin kaynağı olan masallar ve şehir hayatındaki fantastik deneyimler işlerimde vücut buluyor. Bunların çoğu bir masalın kahramanı gibi gözüken hafızamızın kara deliklerinden çıkarılmış kara imgeler, anti-kahramanlar.
Kolektif hafızamız bizim kara mirasımız olabilir! ‘Akılalmaz’ın cümlesi bu sanırım? Tam da bu. İnsanoğlunun yarattığı saçma rasyonel hayat . Evreni ve doğayı açıklama biçimleri ve onların yol açtığı felaketler. İktidar sahibi olma çabası ve o hiçbir işe yaramayan merakı. Eğer insan doğası bu kadar kibirli, rekabetçi ve iktidar düşkünü olmasaydı, doğada yer alan tüm türlerle birlikte kendi türümüzün bir arada yaşayabileceği daha yaşanabilir bir hayat hayal edebilirdik.
Anti-kahraman dediniz az önce… “Kurtlaşma”… Bir nevi değişim yani. Bunu işlerinizde hem hissediyoruz hem referans verdiğinizi görüyoruz.
Kurt metaforu ya da kurtlaşmak aslında bir değişimden ziyade zaten içimizde var olan ve zaman zaman farkına vardığımız bir dönüşüm. İşlerimde referans verilen Kurt’un aslında benim için iki okuması var. İlk olarak, doğaya ait bir tür olan “insanoğlunun” orijininden kopması ve uzaklaşmasını gösteren masallarda ortaya çıkan bir sembol. İkinci olarak ise, yaşamak ve var olmak zorunda bırakıldığımız karmaşık, tekinsiz şehir hayatında karşımıza çıkan kurt. Bunu kurgulayan garip rasyonel akıl, benim uğraştığım asıl sorunsal. İşte akılalmaz olan bu. Çünkü o kurt zaman zaman ve birden içimizden çıkıveriyor, bir gölge gibi bizi takip ediyor, hiçbir zamanda peşimizi bırakmıyor. Bunu insanın id’ine de benzetebiliriz.
Sanırım burada lafı Kırmızı
Başlıklı Kız’a getirebiliriz…

Evet, Kırmızı Başlıklı Kız masalı işlerimde en temel anlatı. Kırmızı Başlıklı Kız masalı bir Avrupa masalı. Burada aslında küreselleşen bir kültüre ve hafızaya da dikkat çekmek istiyorum. Bu dünya üstünde bu masalı bilmeyen nerdeyse hiç kimse yok. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi siz karar verin. Benim ilgilendiğim şey, masalda şekil değiştiren anti-sosyal erkeğe işaret eden bu sembol. Çünkü küçük bir kızı yoldan çıkartan bir “erkek” olamaz; ancak doğaya ait sakil ve tekinsiz bir yaratık olabilir.
Balık gibi kısmeti simgeleyen, akla öyle yer etmiş bir imge, Caught adlı işinizde çöp poşeti formuyla yapılınca felaketi çağrıştırıyor.
İroniyi ve iğneleyici olmayı seviyorum, dolayısıyla kodlarla oynamayı da. Bu torbalar ve içinden çıkan varlıkların uzuvları aslında ilk bakıldığında göze hoş geliyor ama oradan çıkanın bir ceset parçası olabilme olasılığı insanların durup düşünmesine sebep oluyor. Her şeyden rahatsız olan biriyim, insanları da rahatsız etmeyi seviyorum. Aslında çöp poşetine, bohçaya benzeyen bu imge hem ideolojik hem de herkesin yorumuna ve hayal gücüne açık. İnsanlara felaketi bile çağrıştırsa, rahatsız bile etse hayal kurdurmak istiyorum aslında. Çünkü yaşadığımız çağın ruhu yok. Bir ideali, bir ütopyası yok. Sadece kara gerçekleri var. Eserlerin tamamlandıktan sonra seyircinin çağrışımına ve yorumuna açık olduğuna inanıyorum. O yüzden siz o çöp poşetinde bir felaketi görüyorsunuz, diğer bir seyirci ise Bosch’un yumurtasını görebiliyor.
İşlerinizde çevrenizdeki eşya ve bağlamları kullanıyorsunuz. Malzemeyle kurduğunuz ilişkiyi merak ettim... Malzeme benim için çoğu zaman kullanılması gereken farklı fonksiyonları ve maharetleri olan görsel dili oluşturan bir araç. Onun anlatısını ve kendi içinde var olan dilini bir kenara itmek saçma geliyor bana. Çünkü eseriniz bittiğinde sizin söylemek istediğiniz şeylerden çok söylemek istemediğiniz şeyleri de söyleyiveriyor. Çevremdeki eşya ve bağlamları kullanmam ise onlarla istesek de istemesek de ideolojik olarak ilişkilenmemizden. O yüzden onları da dikkate alıyorum.
Akılalmaz 13 Nisan’a kadar Sanatorium’da ziyaret edilebilir.