Kırmızı ceketli adam Yuri Honing

Kırmızı ceketli adam Yuri Honing
Kırmızı ceketli adam Yuri Honing
Yarın akşam akustik dörtlüsüyle Borusan Müzik Evi'nde sahne alacak Yuri Honing ile müziğini konuştuk
Haber: SAMİ KISAOĞLU / Arşivi

Her saniyede renk değiştiren güzel sesli bir kuşa benzetiyorum Hollandalı saksofon sanatçısı Yuri Honing’i. Sadece renkli ceketleriyle değil aynı zamanda renkten renge giren saksofon tonu ve daldan dala atlayan müzikal tercihleriyle de ışığın üzerine düştüğü her saniyede renk değiştiren musikişinas bir kuşa benzetiyorum onu. Her ne kadar kendisini “canlı” olarak bu yıl ziyaret ettiğim The Dutch Jazz & World Meeting fuarında dinlemiş olsam da yalın ve büyülü tenor tonuna uzun zamandır aşinayım. Amsterdam’daki performansında meledileriyle olabildiğine yalın ses peyzajları çizen Honing, Challange Records etiketiyle çıkan “True” albümünden bir seçki sunmuştu. Müziğinin her notasında Japon Zen düşünürü Yasutani Roshi’nin öğretilerinden de izler taşıyan Honing bu yönünüyle de kültürden kültüre yolculuk eden göçmen bir kuşu andırıyor.

Honing sanatında klasik müzikten caza, elektronik tınılardan Orta Doğu coğrafyasının ezgilerine kadar oldukça geniş bir alandan ilham alıyor. Diskografisinde de bu zengin kaynakların izine rastlayabileceğimiz sanatçı kuşkusuz sadece kendi gruplarıyla yaptığı kayıtlarla değil farklı isimlerle gerçekleştirdiği çalışmalarla da adından söz ettiriyor. Honing 2000 yılında Paul Bley, Gary Peacock, Paul Motian ile kaydettiği Seven albümüyle Hollanda’nın Grammy ödülü kabul edilen Edison Awards’da “En İyi Caz” albümü ödülünü almıştı.

Müziğe piyano ile başlayan sonrasında ise Stan Getz’den aldığı ilhamla saksofona geçen Yuri Honing 22 Kasım Perşembe akşamı akustik dörtlüsüyle Borusan Müzik Evi’nde sahne alıyor olacak. Piyano ve harmoniumda Wolfert Brederode, kontrbasta Ruben Samama, davulda Joost Lijbaart’dan oluşan bir ekibin eşlik edeceği Honing ile parçası olduğu bu büyük resmin çok küçük bir bölümü üzerine konuştuk.

2005’den bu yana birbirine tamamen zıt özelliklere sahip 2 grubu birlikte yürütüyorsunuz. Elektronik tınıların merkezde olduğu Wired Paradise grubunuz ve kendi isminizi taşıyan daha minimal bir karakteristiğe sahip olan akustik dörtlünüz. Elektronikleri müziğinizde kullanmaya nasıl karar verdiniz ve sonrası nasıl gelişti?
Sahip olduğum iki grup kendi müzikal evrenimi oluşturuyor. Her iki grupta hem sesler hem de dinamikler çok farklı. Fakat öte yandan iki grupta esasen birbirine çok benzer. Her zaman elektronik seslere ilgi duymuşumdur ama elektronik müzik konusunda istediğinizi yapabilmek için doğru insanları bulmalısınız. Benim bu kişileri bulmam biraz zaman aldı. Müzik benim için resimler gibidir ve tıpkı bir heykelin vücut bulması gibi yaratılmalıdır. Müzik sizin etrafınızda yürüyebilmeli ya da siz onun etrafında dolaşabilmelisiniz.

Her ne kadar caz ile evli olsanızda klasik müzikle olan flörtlerinize de yok değil. 2007’de piyanist Nora Mulder eşliğinde kaydettiğiniz Schubert’in Winterreise isimli şarkı dizesi ve geçen yıl blok flüt sanatçısı Erik Bosgraaf ile yorumladığınız Bach’ın Brandenburg konçertoları. Bize biraz bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Benim için Schubert’in Winterreise isimli şarkı dizisi ile Amerikan caz standartlarını oluşturan Songbook benzer özellikleri taşıyor. Sadece Winterreise bu kitaptan birkaç yüzyıl önceye tarihleniyor. Schubert’in bu eserde yer alan şarkılarını yorumlarken tek bir notayı değiştirmedim sadece tempolarda biraz değişiklik yaptım. Bach ise benim Barok dönemden Purcell ve Rameau ile birlikte en sevdiğim isimler arasında. Hollanda’daki Bach Festivali blok flüt sanatçısı Erik Bosgraaf ile Bach’ın Brandenburg konçertolarını festival kapsamında yorumlamamı teklif etmişti. Proje bu şekilde gelişti. 2013 Şubatında Brilliant firmasından “Terminus” ismi ile Bach’ın Brandenburg konçertoları üzerine yaptığımız bu çalışmayı yayınlıyor olacağız. Bu albümün şimdiye kadar yapmış olduğum en karanlık albüm olduğuna hiç şüphem yok.

İstanbul ’da dinleme fırsatı bulacağımız son albümünüz “True”da oldukça yalın bir müzikal dil söz konusu. Sessizlik alabildiğine başrolde bu albünüzde. Sessizlikle olan ilişkiniz üzerine konuşabilir miyiz?
Benim için herşey bir merkezde başlıyor ve o merkez evrenin bizzat kendisi. Böylelikle çalışmaya merkezden başlıyorum ve sonrasında dış sınırları belirginleştiriyorum. Sessizlik benim için tıpkı sesin kendisi gibi ya da bestelenmiş bir müzik eserinin kendisi kadar önemli. Sessizlik herşeyi etkiliyor ve müziğimdeki en önemli kaynaklardan biri.

Albüm kitapçığınızın teşekkürler bölümü bir hayli çeşitli. Alman klarnetçi Claudio Puntin, İngiliz moda tasarımcısı Vivienne Westwood ve Japon Zen düşünürü Yasutani Roshi. Butün bu isimler bir caz albümünde nasıl bir araya geldi merak ediyorum.
Gerçekten detaylı bir araştırma yapmışsınız. Bu albümün kayıtlarını yapabilmem için Claudio stüdyosunu vermişti. Westwood ise tıpkı bir heykel gibi üç boyutlu olduğunu düşündüğüm besteler yapmam konusunda bana büyük ilham verdi. Yasutani’nin zen konusunda vermiş olduğu dersleri takip etmiştim. Kendisinin ruhsal gelişimimde önemi büyüktür.