Kısa kısa Saint Petersburg notları!

Kısa kısa Saint Petersburg notları!
Kısa kısa Saint Petersburg notları!
Petersburg tam bir müze kent. Kurulduğundan bu yana çok az değişen kentte yolculuk etmek, on yıl önceki sokağının bile değiştiği bir ülkenin vatandaşı için hüzünlü...
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Saint Petersburg’un öğrettiği bir şeyler var. Dünyanın belki de en önemli müze kenti olmasından dolayı değil. Çar Petro tarafından yoktan var edilişinin cezbedici tarafları var hiç kuşku yok ki ama bu da değil. Petersburg, bir ulusun tarihinin nasıl korunduğunu, nesilden nesle aktarılışındaki özeni ve bu birikimin aktarılmasındaki hevesi göstermesi bakımından da örnek teşkil edebilir. Ama bütün bunlardan önce çarpıcı olan başka bir duruma dikkat çekmek gerekiyor.
Bizde de müzeler var, bizim de önemli yazarlarımızın yaşadığı evlerin kendine özgü bir çekiciliği var. Ama bütün bunlar birbirinden bağımsızmış gibi, sanki tarihsel bir çizginin üzerindeki farklı noktalarmış gibi bütünlüklü olarak göremiyoruz (gösteremiyoruz) bu birikimi. Petersburg’u dünyanın sanat ve kültür merkezlerinden birisi olmanın dışında önemli yapan şey; bütün bu birikimi bütünlüklü bir tarihsel perspektifle sunması. Rus ulusunun doğuşundan bugüne uzanan süreci tek bir tarihmiş gibi bize aktarması.
İki buçuk günlük kısa St. Petersburg turunda buna hayranlıkla tanık oldum. Moskova ne kadar Sovyet kentiyse, St. Petersburg’un o kadar Çarlık Rusyası’na ait olduğunu görmek; İstanbul ’dan Osmanlı’nın, Ankara ’dan cumhuriyetin (en azından mimari olarak) izlerini silmekte ustalaşmış bir ülkenin vatandaşı olarak ‘eziklik’ yaratmadı değil. Üstelik Sovyet rejiminin Çarlık Rusyası’na ait kültürel birikimi korumadaki özenine saygı duymamak elde değil.
Eğer yolunuz bizim gibi çok kısa bir süre için Petersburg’a düşerse, mesela 2-3 günlüğüne, yalnızca Ermitaj Müzesi’ni dolaşmanın bile yıllarca sürdüğü düşünüldüğünde az zamanda büyük işler başarmak gerekecek.
Öncelikle Avrupa ve Rus sanatının en önemli eserlerini bünyesinde barındıran devasa ölçekteki Ermitaj için size iyi bir rehber gerektiğini belirtelim. Bizi davet eden Rus-Türk Kültür Vakfı’nın rehberi Katya gibi birisi mesela. Müzeye hâkim bir kişi sizi en azından büyük ustaların eserlerini hızlı bir şekilde görmenizi sağlayabilir. Ayrıca, ‘Kışlık Saray’ın Çar döneminden kalma eserlerini de görmek mümkün. Özellikle Petro ve Katerina’ya ait eşyalar ve bilgiler kaçırılmamalı. Öte yandan sinema ve Ekim Devrimi’ne ilgi duyanlar için de bir bilgi: Eisenstein, ‘Ekim’ filminde Kışlık Saray’ın ele geçirilişini gösterir. Filmde sarayın kapısındaki devasa merdivenlerden girer Bolşevikler. Katya’nın bize verdiği bilgiye göre aslında saray arka merdivenlerden işgal edilmiş ama öndeki büyük merdivenler daha sinematografik olduğu için usta yönetmen orayı kullanmış.
İlk günün 4-5 saatini Ermitaj’a harcadıysanız kalacak zamanı Puşkin Müzesi’nde geçirebilirsiniz. Avluda Puşkin’in heykelinin karşıladığı müzede ünlü yazarın düelloda kullandığı silahını, kanlı yeleğini, son portresini, çocuklarının oyuncaklarını, elyazması notlarını görebilirsiniz.
Hala vaktiniz varsa ‘Kazan Katedrali’ sizi bekliyor olacaktır. Kazan’dan getirilen ikona dolayısıyla bu adla anılan kilise mimarisiyle büyülüyor.
İkinci gün için ilk durağınız Rus Müzesi olmalı. Rusya tarihinin en önemli ressamlarının en önemli eserlerini görebileceğiniz bu sergide benim için en heyecan verici an Ayvazovski’nin ‘Dokuzuncu Dalga’ tablosuydu. İyi bir rehber eşliğinde bu müzeyi öğleden önce seansında bitirebilirsiniz... Artık Dostoyevski’nin evine gitmenin vaktidir. Zira Puşkin’in evinin yanında ‘iki oda bir salon’ kıvamındaki bu müzede üstadın çalışma masası, yazıları, misafirlerini kabul ettiği salon ve günlük hayatından izler bulmak mümkün. Karamazov Kardeşler’i bu evde yazan Dostoyevski, oldukça mütevazı bir hayat yaşamış izlenimi veriyor.
Hala vaktiniz kaldıysa, vurun kendinizi sokaklara. Yüzlerce yıllık binaları inceleyin. Kent kurulduğundan bu yana yerinden oynamamış bir kafede kahve içmenin tadını çıkartın. Bu ülkede bulamayacağınız şeyler bunlar çünkü…