Kıyaslanmaktan korkmuyor

Robert Redford hayranlarının bu hafta keyfi yerinde olacak.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Robert Redford hayranlarının bu hafta keyfi yerinde olacak. 1993'ten beri aktör olarak sadece üç kez izleyebildikleri (Horse Whisperer / Atlara Fısıldayan Adam, Up Close & Personal / Çok Yakın ve Özel, Indecent Proposal / Ahlaksız Teklif) aktörü, bu yakınlarda The Last Castle / Son Kale'de hapse atılan kahraman kumandan General Irwin olarak izlemişlerdi zaten. Şimdi de Spy Game gösterimde. Bu sefer hapse atılma sırası Brad Pitt'te. C.I.A.'den ayrılmak üzere olan kıdemli casus Nathan Muir'i oynayan Redford'a
da onu kurtarmak düşüyor. Vaktiyle himayesine
aldığı meslektaşı Tom Bishop, Çin'den bir mahpus kaçırmaya kalkınca, kendini Pekin zindanlarında bulmuş. Bir vakittir araları bozuk ama Muir bir centilmenden bekleneni yaparak onun imdadına koşuyor.
Ama zaten Hollywood'da bu işler için güvenebileceğiniz kaç kişi var ki? Hapisten kurtarma meselesinde birkaç tane çıksa bile, Redford'un başka marifetleri de var: Sizi vahşi atların önünden kurtaracak, o vahşi atları fısıldayarak terbiye edecek, evinizi inşa etmenize yardım edecek, çevreyi nasıl koruyacağınız hakkında bilgi verecek, sonra da sırtınızı sıvazlayıp bağımsız filminizle ilgilenecek kaç kişi tanıyorsunuz? Hem o mavi gözleri de unutmayın. Altmış beşini geride bırakan Redford, şeffaf tenli kişilerde genellikle görüldüğü gibi, bir anda kırışıklar içinde kaldı ama gözlerin efsunlama durumunda bir değişiklik yok.
Her yazıda, vaktiyle yakışıklı olan aktörlerin mavi - yeşil vesaire gözleriyle ne canlar yaktıklarından dem vurmak tuhaf kaçıyor gerçi (bir de Alain Delon sabıkamız var) ama yiğidin hakkını da yememek gerek. Hollywood'da tutunana kadar hayli debelenen Redford, Butch Cassidy and the Sundance Kid / Sonsuz Ölüm'de, Paul Newman'ın da katkısıyla, 'duble mavi göz' etkisinden hayli yararlanmıştı. Biraz fazla efendi olsa da yakışıklıydı, iyi oyuncuydu ve inkara ne hacet, bir stardı. Hatta 1970'li yılların en 'star' starlarından biriydi. Kendini ilk kez, Broadway'de, oyununda oynadığı Barefoot in the Park'ta (Jane Fonda'yla birlikte) göstermiş, sonra Sting'e kadar, ister istemez, 'filmleri iş yapmayan tiyatrocu' rolünü üstlenmişti. Hatta, ona uygun görülen
'sarışın, yakışıklı jön' kulvarına itibar etmeyip başını stüdyosuyla derde de sokmuştu.
Blue diye bir filmde oynaması gerekiyordu. Genç kızların sevgilisi rolü üstünde kalmasın
diye, çekime bir hafta kala vazgeçti. Mahkemelerde süründü, bir yıl film çeviremedi. Butch'la Sundance onu kurtardıktan sonra da verimsiz bir dönem geçirdi. Gene Paul Newman'lı Sting'le en hasından bir star olarak kendini kabul ettirdi.
Yirmi yılı aşkın süredir de, yönetmen olarak ağırlığını koymuş durumda. Kendi yönettiği filmlerde oynamak istemiyor. Hem yönetmen olarak her şeyi kuş bakışı görebilmenin hem de aktör olarak sadece rolüne konsantre olmanın zorluğundan yakınıyor. Bu kuralını, karakteri çok sevdiği için Atlara Fısıldayan Adam'da bozdu. 1980'de yaptığı Ordinary People / Sıradan İnsanlar'la Oscar almıştı. (Sonra bir kez de Quiz Show'la aday oldu). Oyuncu olarak da çok ödülü ve adaylığı var, özellikle Altın Küre'de. 1966'da Inside Daisy Clover'la Umut Veren Oyuncu ödülüne layık bulunduğundan beri, aktör ve yönetmen olarak Altın Küre'nin favorilerinden.
Akademi de ona bu yıl bir sürpriz yaptı. 24 Mart'taki Oscar töreninde Redford, bir onur ödülü alacak. Akademi Başkanı Frank Pierson'ın açıklamasına göre, ödülün gerekçesi de çok sağlam: "Robert Redford - Aktör, yönetmen, yapımcı, Sundance'in yaratıcısı, dünyanın her yanındaki bağımsız ve yenilikçi sinemacıların ilham kaynağı." Doğrusu, son yıllarda kendisi bile ticarileşmesinden yakınsa da, Sundance'le bağımsız sinemaya yaptığı hizmeti kimsenin inkar edecek hali yok. Redford, bin güçlükle kendi arazisinde Sundance Enstitüsü'nü kurduğu sırada kimsenin bağımsız filmlere aldırdığı yoktu. Bağımsız sinemanın bugünkü nispeten avantajlı halinde onun da önemli bir payı olduğu kesin.
Gene aynı sakin, sessiz, alçakgönüllü adam. Sundance'de bile, çevresini sarıp kraldan fazla kralcılık örnekleri veren ekibinin arasından sıyrılabildikçe, genç sinemacılarla
ilgilenmeye çalışıyor. Ara sıra saçma sapan filmlerde oynamayı, kendi istediği filmi çekebilme karşılığı yapımcılara rüşvet olsun diye kabul ediyor. Hep spor seven bir insan olduğu için (sabık beyzbolcu), halen vücuduna
hakim olmaktan, elini ayağını kullanabilmekten memnun. "Vücudun seni terk ettiği nokta, şimdilik uzak bir diyar." Yıllar önce A River Runs Through It / Bizi Ayıran Nehir'de yönettiği, 'yeni Robert Redford' diye lanse edilen Brad Pitt'le tekrar bir araya gelmekten de rahatsız değil. Mukayese ihtimali onu korkutmamış, yüzünden memnun. "Estetik yaptırmak anlamsız bir şey. Ben yaşayıp yaşlanmış yüzleri severim, hele kadınlarda. Ama artık pek kalmadı gibi. Şimdi herkes belli bir yaşta hayatını durdurmak istiyor." Gene de arada bir eski Redford resimlerine bakmak, filmlerini izlemek fena olmuyor doğrusu.