'Kızlı-kızlı' bir 'aşk hikâyesi'

'Kızlı-kızlı' bir 'aşk hikâyesi'
'Kızlı-kızlı' bir 'aşk hikâyesi'
Bu yılın 'Altın Palmiye' ödüllü filmi 'Mavi En Sıcak Renktir', iki kadın arasında gelişen tutkulu bir aşk hikâyesini anlatıyor. Tunus kökenli Fransız yönetmen Abdüllatif Keşiş'in yapıtı, sezonun en iyisi.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Not: Filmi izledikten sonra okumanız tavsiye olunur.Anlaşıldı, bu yılın sinemadaki favori rengi ‘Mavi’. Bu sevdanın ifadelerine gelince önce ‘Blue Jasmine’i izledik, daha sonra Antalya Film Festivali’nin ‘Ulusal Yarışma’ bölümünde ‘Mavi Ring’ ve ‘Mavi Dalga’yla haşır neşir olduk, şimdi de sahne sırası ‘Mavi En Sıcak Renktir’de… Son adım bu yıl Cannes’dan ‘Altın Palmiye’yle döndü ama geriye sadece aldığı ödülleri değil bir dizi tartışmayı da bıraktı. Dolayısıyla bugünden itibaren ‘Başka Sinema ’ oluşumu sayesinde vizyon şansına sahip olan bu yapımı izlemek, söz konusu tartışmaları bu coğrafyaya taşımak açısından da ilginç olacak.
Tunus kökenli Fransız yönetmen Abdellatif Kechiche’in (ben yazı boyunca Abdüllatif Keşiş’i kullanmayı tercih edeceğim) imzasını taşıyan filmin koridorlarında dolaşmadan önce kısaca konusu diyelim: Lise hayatının son demlerinde her ergen gibi gideceği rotayı belirlemekte zorlanan Adele, yakın çevresinin kendisine uygun gördüğü (ki o da beğenmektedir) Thomas’la ilişkiye girer. Lakin bu ilişkide tanımlamakta zorluk çekeceği bir hisse sahip olur. Okuldaki bir kız arkadaşıyla yaşadığı anlık bir deneyim kendisi için yeni bir kapıyı aralar: Hemcinslerinden hoşlanıyordur. Yakın geçmişte bir yaya geçidinde farkına vardığı, rastladığı ve etkilendiği ‘Mavi saçlı’ kadına, bir ‘gay bar’da rastlar ve yeni bir ilişkinin kapısını aralar. Adele ve Emma artık sevgili olacaklardır…
Keşiş’in, orijinal adı ‘La vie de D’Adele’ olan ve bizde İngilizce çevirisi ‘Blue Is the Warmest Color’dan mülhem ‘Mavi En Sıcak Renktir’ adıyla gösterime giren filmi, tartışmaların odağına uzun süreli lezbiyen ilişki sahneleri vasıtasıyla girdi. 175 dakikalık yapımda, ikili arasındaki ilişkiyi tüm doğallığı ve gerçekçiliğiyle aktaran, süreleri farklı üç sekans var. Kuşkusuz bu bölümler, film adına sinema tarihine izler bırakacak türden hamleler olmuş ama bence ‘Mavi En Sıcak Renktir’i asıl tarif edecek tanım şu: İşte ‘Zamanımızın Love Story’si...’ Keşiş’in yapıtı başı, sonu, hüznü, yürek burkan yanları, gelgitleri ve genel atmosferi itibariyle çok çok etkileyici bir aşk filmi. O denli etkileyici ki, 70’lerin sinema izleyicisi Arthur Hiller’ın filmine nasıl gözyaşı döktüyse, zamanımızın seyircisi de Keşiş’in filmi için benzer şekilde gözyaşlarını esirge(ye)meyecek (en azından ben esirgemedim).
Ama ‘Mavi En Sıcak Renktir’i sadece ‘Bir aşk filmi’ ve eskilerin deyimiyle ‘Gözyaşı kurdelesi’ tanımından kurtaran özellikler barındırdığı sosyolojik bakış, entelektüel altyapı, karakterlerine kattığı derinliğin yanı sıra tüm bunları aktarırken kullandığı mütevazı üslubu. Keşiş, karakterlerine ve onların zaman zaman adeta içinde kayboldukları dünyaya yaklaşırken üst perdeden bakmak yerine samimi, mesafesiz, içten ve de gerçekçi bir anlatımı yeğlemiş. Bu aşamada da görüntü yönetmeni Sofian El Fani’nin kamerası devreye girmiş ve Keşiş, neredeyse tüm film boyunca yakın plan çalışmış. Böylesi bir yaklaşımın bir başka mantıklı yanı da var; Adele adeta herkes için bir ‘arzu nesnesi’ ve onun özellikle etkileyici yüzünü ve mimiklerini, ancak böylesi bir anlatımla dışa vurmanız mümkün. Hal böyle olunca özellikle Emma’nın ona olan aşkını ve tutkusunu daha iyi anlıyor ve kavrıyorsunuz. Öte yandan hem tartışma konusu olan ilişki bölümlerinde hem de genel olarak Adele üzerinden kameranın karakterlerle olan görsel kontağında ister istemez filmin ‘röntgenci’ bir tavra girdiğini söylemek mümkün. Ama sanırım Keşiş’in bu konudaki savunması hazırdır: Başka türlü anlatamazdı.

Sartre’dan Klimt’e…
Gelelim filmin entelektüel tabanına. ‘Mavi En Sıcak Renktir’, su gibi akıp giden 175 dakikalık süresi boyunca mesela Fransız eğitim sistemine, genel olarak var olan özgürlükçü havaya, bu sisteme ve havaya karşın her daim ‘öteki’lerin her daim zorluklar yaşadığına, Sartre’a, Egon Schiele’ye, Gustav Klimt’e, Kubrick’e, Scorsese’ye, aile profillerine, orta sınıf ahlakına vs. birçok durağa uğruyor ve her birinden kayda değer kadrajlar ve anlar yakalayıp, içeriğini daha dolu ve çarpıcı kılıyor. Sırasıyla Emma ve Adele’in aileleri yapılan ziyaretler, farklı ilişki biçimleri, yemek tercihleri üzerinden sınıf tahlilleri (bir tarafta deniz ürünleri, diğer tarafta makarna), ilişkinin kodlarına tepkiler; hepsi ‘Mavi En Sıcak Renktir’i özel ve kalıcı kılıyor. Kim bilir, çarpıcı ve cesur seks sahneleri de filmi ‘Love Story’yle olan bağlarından koparıp gerçek akrabasıyla, ‘Paris’te Son Tango’yla buluşturuyor (Hoş burada hikâye Lille’de geçiyor ama)… Bu vesileyle nedense film boyunca Adele’i canlandıran Adele Exarchopoulos’u Maria Schneider’a benzettim. 2011’de aramızdan ayrılan Fransız oyuncu, kariyeri boyunca Bertolucci’nin başyapıtındaki çizgiye asla ulaşamadı, sonraki serüveninde Antonioni’nin ‘Yolcu’sunun dışında da pek bir derin iz bırakamadı. Umarım Exarchopoulos’un sinema macerası böyle olmaz ama şurası da bir gerçek, onu bu türden bir ışıltıyla sunacak başka bir filme hayatı boyunca rastlaması zor görünüyor. Çünkü Keşiş, daha önce de altını çizdiğim gibi Adele’i, ‘Arzunun o benzersiz nesnesi’ haline getirmiş ve bilmiyorum doğru bir teşhis mi ama belki de, böylelikle bir anlamda tüketmiş. Emma karakterinde izlediğimiz Lea Seydoux ise aslında uluslararası sinema için de bildik bir yüz. Fransız oyuncu Tarantino’nun ‘Soysuzlar Çetesi’, Allen’ın ‘Paris’te Gece Yarısı’ gibi filmlerinin yanı sıra ‘Görevimiz Tehlike 4’te de rol almıştı. Gerçi haberdarsınızdır ama yine de küçük bir not kabilinden hatırlatayım: Film tamamlandıktan sonra Seydoux, Keşiş’i çekim sürecindeki tavır ve yaklaşımlarından dolayı her fırsatta eleştirmiş, Keşiş de Seydoux’nun Le Monde gazetesiyle birlikte kendisine karşı bir karalama kampanyasına giriştiğini iddia etmişti. 

Çizgi roman uyarlaması
Öte yandan filmin çok katmanlı yapısı içinde ressam Emma’nın bohem çevresi, o çevrenin içinde Adele’in konumu, giderek yalnızlaşması, kendisine tutunacak dallar araması gibi limanlar da yer yer öne çıkıyor. Ayrıca ‘Mavi En Sıcak Renktir’i iki ana bölümde ele almak da mümkün. İlk bölümde Adele’in kırılganlığı, masumiyeti ve kendine gelecek arama kaygısı, ikinci bölümde ise Emma’nın bir anlamda ona biçtiği ‘Bu ilişkinin özgür kanadı benim, senin yerin yurdun evimiz’ rolüyle başlayan ‘Tek başına’lığı var. Ve bu aşamada Adele’in bir erkekle yaşadığı kaçamak, bu kendine özgü ‘Love Story’nin de geleceğini belirliyor. İkilinin bir kafede buluştukları sahne ise bütün film boyunca biriken duygu yoğunluğunun bir anda boşalmasına ve belki de farkında olmadan gözyaşlarınızın yavaş yavaş süzülmesine neden oluyor. Bu narin ve tutkusu uğruna eğilip bükülmek zorunda kalan çiçeğin öyküsünün asıl ilham kaynağı, Julie Maroh’nun ‘Blue Angel’ adlı çizgi romanıymış (Hoş Maroh da filmi çok erkeksi bir bakış açısına sahip olduğu için pek beğenmemiş ama).
Orijinal metinde Adele aniden ve trajik bir şekilde ölüyormuş ve Emma, yaşadıklarının derinliklerine, onun geride bıraktığı günlüklerinden vâkıf oluyormuş.
Sonuç? Şu ana kadar vizyona girmiş filmler göz önünde bulundurulduğunda, ‘Mavi En Sıcak Renktir’ bence sezonun en iyisi. Karakterlerinin haletiruhiyesini üzerinize geçirmekte özellikle çok başarılı. Önemli mi bilmiyorum ama bu yılki Cannes’da ‘Altın Palmiye’ ödülünü Steven Spielberg’ün başkanı olduğu bir jüriden aldı, son olarak bu durumu da hatırlatayım diyorum…
Not: Meraklısına bu ayki Altyazı dergisinde filme ilişkin Gözde Onaran imzalı yazıyı öneririm.

MAVİ EN SICAK RENKTİR

Orijinal Adı: La Vie d’Adèle -
Chapitres 1 et 2
Yönetmen: Abdellatif Kechiche
Oyuncular: Léa Seydoux, Adèle Exarchopoulos, Salim Kechiouche
Yapım: 2013 Fransa
Süre:159 dk.