Klasik post-rock!

Klasik post-rock!
Klasik post-rock!
Haber: SERDAR KÖKÇEOĞLU / Arşivi

Bir post- rock grubunun adını dünyanın en uzun (kökleri suyun altında) dağından almasından daha doğal ne olabilir? İyi bir post-rock bestesi dinleyicide uzun ve tehlikeli bir dağa tırmanma hissi yaratır. Beste nihayet zirveye ulaştığında ise bir ferahlık ve rahatlama hissi. İTÜ MİAM’lı üç ses mühendisi ve grafik sanatçısı arkadaşları doğrusu isim seçme ve konsept yaratma konusunda oldukça başarılılar.
Mauna Kea klasik bir post-rock grubu. Klasik ve post kelimeleri yan yana birbirini itiyor biraz ama post-rock türünün de artık yaşlandığını söylemek yanlış olmayacaktır, malum kafalarda klasik bir post-rock sound’u bile oluştu artık. Mauna Kea klasik sound’un dışına çıkmıyor ama sıkıcı da olmuyor. Kea’cıların serüvenci olduklarını, farklı türleri kimyaya sokarak yeni bir sesin peşine düştüklerini söyleyemeyiz. Matematiksel (hatta meta) bir sound’un peşine düştükleri ve bu anlamda hangi şehirde/kültürde ürettiklerini unutturduğu söylenebilir.
Bilim insanları Hawaii’de bulunan Mauna Kea’nın ( beyaz dağ) zirvesine yerleştirilen teleskoplar sayesinde evreni gözlüyorlar. Dağın adını ödünç alan grup da başka dünyalar hayal etmeye, kozmik ve galaktik hayaller görmeye imkân veren bir teleskopu andırıyor. Biz bu albümü ‘işimizi iyi biliyoruz’ mesajı olarak algıladık, gelecekte grubu daha az işlek yollarda da görmek isteriz; artık elektronik seslerle mi olur, yeni enstrümanlarla mı olur, onların kararı. Eksiği yok, fazlası da olsun. Son zamanlarda raflara çıkan en heyecan verici albümlerden biri olduğunu itiraf ederek veda edelim.