Komedide gelgeç moda akımları olmaz

Komedide gelgeç moda akımları olmaz
Komedide gelgeç moda akımları olmaz
Bir stand-up şovunun sahnede de sınırları aşması çok rastlanan bir durum değil. Ama söz konusu Eddie Izzard'ın 'Force Majeure' turnesiyse durum farklı. Bugün İstanbul'da sahne alacak Izzard'la şovu öncesi konuştuk.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Eddie Izzard’ın kariyer dökümüne şöyle bir bakın, sadece ‘Britanyalı komedyen’ sıfatının ne kadar yetersiz kalacağını anlarsınız. ‘Ocean’s serisi gibi filmlerdeki rolleri belki pek de stand-up şov’larının uzağına düşecek cinsten değil. Peki ‘Across The Universe’, ‘Operasyon Valkyrie’deki daha dramatik rollerine ne demeli? Travesti olduğunu açıklaması, şovlarına topuklu ayakkabılarla, ful makyaj çıkması ayrı bir hikâye… Onu kategorize etmek isteyenleri “ben aslında erkek vücuduna hapsolmuş bir lezbiyenim” gibi açıklamalarla ters köşeye yatırması, erkek kılığına geri dönmesi apayrı bir durum. Yardım kampanyaları, aktif politika hayatı… Malum röportaj girişinin de bir sınırı var. Bugün 
‘Force Majeure / Mücbir Sebepler’ şovunun dünya turnesi kapsamında Maslak TIM Center’da sahne alacak Izzard’a bağlandık, elimizden geldiğince bu çokyönlülüğü masaya yatırdık.

Dünya turneniz kapsamında Türkiye ’ye geliyorsunuz. Bir stand-up şovunun sınırları aşması ne kadar kolay? Şovunuz ülkeden ülkeye değişiyor mu? 
Hayır değiştirmiyorum. Benim önderim Monty Phyton ekibi. Monty Phyton mizahı bazılarınca çok sevilir, bazıları da dayanamaz. Benim stand-up şovum da öyle. Aynı zamanda hem zekice hem de aptalca. İlerici düşünen izleyicilerin takdir edebileceği gerçeküstücü bir anlayış hakim. Ana akım değil. Britanya’nın ana akımının beni anlamadığı gibi Türkiye’nin ana akımı da beni anlamaz. 

Monty Phyton yıllarında mizahın daha sivri olabildiğine katılır mısınız? 

Hayır bence komedide öyle gelgeç moda akımları olmuyor. Müzikte vardır mesela. Bunun bir sebebi de neyin ‘cool’ neyin ‘cool’ olmadığını belirleyen gazeteciler. Ama komedide durum bu değil. Yani Monty Phyton gibi gerçeküstü bir mizahın olduğu dönemde başka bir cepheden mizah da mesela daha politik bir damarda ilerleyebilir. Yani aslında onların o zaman yaptığını şimdi ben yapıyorum. Ama iki farklı dönem söz konusu… Birçok farklı mizah anlayışı aynı dönem içinde var olabilir. 

Ben de tam politik mizahı soracaktım. Türkiye’deki popüler stand-up’çıların bir kısmının uzak durduğu bir konudur güncel politika. Sizin şovunuzda durum nedir? 

Doğrudan politikayı sahneye taşımıyorum. Şöyle bir şey yapıyorum: 2020’de hem AB Parlamentosu hem de Britanya parlamentosu için adaylığımı koyuyorum. Dolayısıyla doğrudan politikayı kendi politik hayatımda yapıyorum. Sahnede değil. Tabii bir de güncel politika referansları çok çabuk eskir. David Cameron’dan bahsettiğiniz bir şovu kaydedip iki yıl sonra seyreden birisi, “bu adam neden bahsediyor” diye sorabilir. Güncel politikadan değil de politik tarihten, Antik Yunan’dan, Roma İmparatorluğu’ndan, tanrılardan, süpermarket arabalarından, yani güncel politika dışındaki her şeyden bahsediyorum. 

Travesti olduğunuzu sahnede açıkladığınızda nasıl bir tepki görmüştünüz? 

Evet tepki gördüm. Bundan ilk bahsettiğimde yüzümde makyaj yoktu, ya da elbise giymiyordum. Seyircinin ilk tepkisi tabii ki gülmek oldu. Bunun bir espri olduğunu düşündüler. İlk kez elbise giyip sahneye çıktığımda da güldüler. Hemen sonrasında Dr. Who esprileri yapmaya başladım, ona da güldüler. Bu benim için çok kritik bir andı. Çünkü o noktadan sonra Dr. Who esprilerime gülmeselerdi kariyerimin bitmiş olacağını biliyordum. Bu, 1992’de oldu. Yani bu tarih benim için dönüm noktası gibi bir şey. Sonrasında Britanya kamuoyu bana gülmeye devam etti ve ben de böylece kariyerime devam edebildim. 

Bunu, böyle bir duyurunun çok da kolay olmadığı 90’larda yaptınız… 

Evet, arkadaşlarıma söylediğimde yıl 1984’tü. Yani sekiz yıl sonra halka söyleyebildim. Bir de böyle bir şey açıklamanın en uygun zamanı hiçbir zaman gelmez. Tabii ki şimdilerde daha kolay. Ama o zaman benim kendim için en doğru zaman gibi geldi ve gidip açıklamamı yaptım. 

Britanya mizahı sınırları nasıl bu kadar kolay aşabiliyor sizce? 

Bunun birkaç sebebi var. Birincisi ABD’deki kadar gelişkin bir film endüstrimiz olmaması. ABD’de komedyenler gider, hikâyeler üzerine kurulu filmler çekerler. Ki ABD’liler bu filmleri iyi çekerler. Britanya’da ise sitcom gibi mecralarımız vardır. Stand-up şovları televizyonda çok fazla yayımlanmaz. O yüzden sürekli turneye çıkarız. 60 milyonun yaşadığı bir yer Britanya. Türkiye de öyle ki sizde de bir stand-up ortamı gelişiyor şimdi. Bu 60 milyonla iletişimde olmak da esprileri geliştiriyor tabii ki. Bir de 1950’lerden beri gelen alternatif bir komedi anlayışı var Britanya’da. Tabii rock’n roll ve Hollywood sayesinde İngilizcenin evrensel bir dil olmasını da ekleyin. Londra şimdi komedinin beşiği gibi… Güney Afrika’dan, Kanada’dan, hatta Doğu Avrupa’dan, Almanya’dan komedyenler Londra’ya geliyor. 

Filmlerde de oynuyorsunuz. Bu rollerin, komedyen kimliğinizle uyum göstermesi gibi bir hassasiyetiniz oluyor mu? 

Hayır, hatta oldukça farklı olmalarını istiyorum tam aksine. Çoğu komedyen sinemada da komedi yapmak ister. Ama ben şimdi Hannibal Lecter konulu yeni bir TV dizisinde bir seri katili canlandırıyorum. Bu da çok hoşuma giden bir şey… Çünkü komedyenlikten önce oyuncu olmak isterdim hep. O yüzden bu iki farklı alanda ilerlemekten memnunum. 

İnsanların komedyen Eddie Izzard’dan ötesini görememe gibi bir tehlike yok mu böyle projelerde? 

Evet, bu her zaman bir çekince noktası… Buna bagaj diyoruz. ‘Ocean’s’ serisi, ‘Valkyrie’ gibi filmlerde oynayarak yıllardır bu zorluğun üstesinden gelmeye çalışıyorum. Ve sanırım bunu da iyi yapıyorum. 

Sokak performansı yıllarınızı özlüyor musunuz? 

Hem evet hem hayır. Çok zor yıllardı. Başlarda büyük zorluklar çektim. Ama çok şey öğrendim. Yeteneğimin büyük bir kısmını o yıllarda öğrendiklerime borçluyum. Bir şansım daha olsa yine o yılları yaşardım. Ama çok sert yıllar olduğunu da unutmadım.