'Köpekleri, koltukları kadar değerimiz yok!'

'Köpekleri, koltukları kadar değerimiz yok!'
'Köpekleri, koltukları kadar değerimiz yok!'

Yıldız Ay(solda), Gülhan Benli

Gündelikçiler, hastabakıcılar, dadılar... Ev işçileri tanınmak, sigortalanmak, örgütlenmek istiyor. Hasan Bülent Kahraman'ın kendileri hakkında yazdıklarınaysa hem öfkeli, hem kırgınlar...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Hasan Bülent Kahraman, 12 Eylül tarihli Sabah Pazar’da ‘Kadın’ Bulmak Zor İş’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. ‘Gündelikçi kadınlar size söylüyorum, kentli olma bilincine erişememişler, bir türlü modernleşememişler siz anlayın’ tadında, daha doğrusu tatsızlığında bir yazıydı. Kahraman yazısında, ‘kadın’ diye hitap ettiği gündelikçilerin ‘Kentli ailelerin isteklerini karşılayamadıklarından, hamile kalınca basıp gittiklerinden, laubali, iş yapmaya hevessiz ve hatta potansiyel uyuşturucu kaçakçısı’ olduklarından dem vurdu. Yani, kafası suya gömülecek dadılar ve sırtına binilecek ‘hayati’ler mevzularını atlattık derken şimdi de ‘ kitap dizmeyi, gömlek yıkamayı bilmeyen, cahil’ gündelikçiler meselesi çıktı başımıza. En sinirleri alınmış tepkiyle ‘can sıkıcı’ bu yazı hakkında ne düşündüklerini, ev işçileri olarak örgütlenme mücadelelerini ve sıkıntılarını, İmece Gündelikçi Kadınlar Birliği’nden Yıldız Ay ve Ev İşçileri Dayanışma Derneği Girişimcileri’nden Gülhan Benli’yle konuştuk... 

Yazıyı okuduğunuzda ne hissettiniz?
Yıldız Ay: Çok üzüldüm ve onun adına utandım. Nasıl olmuş da aydın ve demokrat olduğunu söyleyen bir beyefendi böyle bir şey yazmış diye düşündüm. Öyle olmadığı halde, kendimi sakar, cahil ve aşağılanmış hissettim. Ben kendisini tanımam, tanımak da istemem ama merak ettim nasıl bir adamdır bu, nasıl böyle şeyler düşünür, yazar? Çıkıp tüm ev işçilerinden özür dilemesini isterim.
Gülhan Benli: Bence Hasan Bülent Kahraman, çevresindeki kadınlarla anlaşamayan bir erkek. Yani psikolojik inceleme gerek bunun için tabii ama onun kadınlarla ilişkisi sanırım hep ezme-ezilmeye dayalı olmuş. Ve şimdi de evine gelen temizlikçi kadınları ezerek buna devam ediyor.
Bu yazı şöyle bir sebepten işe yaradı aslında. Sizin sesinizi duyduk, örgütlenmeye çalıştığınızı öğrendik.
Yıldız A.: Ben İmece Gündelikçi Kadınlar Birliği’nin kurucusu ve başkanıyım. Biz orada gündelikçilerin iş tanımının yapılması için, sigorta hakkını elde etmesi için çalışıyoruz. Hatta bilmeyenlere okuma yazma da öğretiyoruz.
Gülhan B.: Biz de Ev İşçileri Dayanışma Derneği Girişimcileri olarak örgütleniyoruz ama maddi olanaksızlıklar yüzünden dernek faaliyetlerini yürütemiyoruz. Hasan Bülent Kahraman’a tazminat davası açıp ev işçileri için psikoterapi merkezi kurmayı ve dernek faaliyetlerini aktifleştirmeyi düşünüyoruz. Ama esas olarak Çalışma Bakanlığı’nın ev işçiliğini tanıması, düzenlemesi lazım. Bizim hiçbir sosyal hakkımız yok, işimizin tanımı yok, molamız yok. Ben tüm ev işçilerinin, Diyarbakır ’daki aşiretin konağında mutfakta çalışanın da, Esenyurt’ta bebek bakanın da örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Sigortanız yok, ücretler keyfi, iş mekânı oturduğunuz semtlerin dışında olduğu için yolculuk uzun sürüyor ama bir de bu işi yaparken karşılaştıklarınız var. Nedir sizin sıkıntılarınız?
Yıldız A.: Fiziksel olarak çok yıpranıyoruz, duygusal olarak aşağılanıyoruz. Ben size hangi birini anlatayım! Mesela bir kadın beni bir doktorun evine koymuştu. Bir süre sonra beni her gün arayıp evde neler olup bittiğini anlatmamı istemeye başladı. Beni ajan diye tutmuş. Çok aşağılandığımı hissetmiştim. Bir başkası da yüzüğünü kaybetmiş, beni suçladı, dünyam başıma yıkıldı. Nasıl bir şey bilmem ama koca dört katlı köşkün her köşesini aradım. Ertesi gün dedi ki, “Köpeğin mamasının içine düşürmüşüm, buldum.” Bunlar en sıradanları. Tacize, tecavüze uğrayan arkadaşlarımız da var.
Gülhan B.: Onların köpekleri hatta koltukları bile sizden daha değerlidir. Ünlü bir kadın programı sunucusu, arkadaşımı mutfaktaki çikolatayı yedi diye mahvetmiş. Yahu bir çikolata, ben alayım, yığayım senin kapına, nedir yani! Her gün eve gelince çöpleri karıştırıyormuş; ne yediler, ne kırdılar diye. Kiloluysan almıyor, çok yer bu diyor, zayıfa iş yapamaz diyor, örtülü arkadaşlarımızı istemeyen oluyor ya da mesela beni esmerim diye işe almıyor. Bir televizyon sunucusu beni işe alacaktı, anlaştık. Kocası esmerim diye beni istememiş. O da işvereni arayıp demiş ki, Gülhan sayesinde eşimin nasıl bir ırkçı olduğunu öğrendim, teşekkür ederim.
Yurtdışında nasıl yürüyor bu işler?
Yıldız A.: Ben ‘Gündelikçi’ belgeselinin çekimleri sırasında Viyana’ya gitmiştim. Orada çok farklı. Ne yapacakları belli. Mesela çocuk bakıyorsa sadece çocuğa bakıyor, ev sahibi çamaşırları da yıka diyemiyor. Hakları var, örgütleri, sendikaları var. Bizde hiçbir güvencesi olmayan kadına cam sildiriyorlar. Düşse ne olacak?
Gülhan B.: Biz özellikle Güney Amerika ülkelerindeki arkadaşlarla diyalog halindeyiz. Onlarda da bize benzer durumlar var çünkü. Ama bizden kat kat ilerideler. Avrupa’yla zaten kıyaslayamayız, orada bizim durumumuz söz konusu bile olamaz. Burada işveren çocuğuna bakman için seni işe alıyor ama temizlik de yapmanı istiyor. O kadın yemek yaparken çocuğun başına en ufak bir şey geldiğindeyse seni hırpalıyor. Bir arkadaşımız çalıştığı yerde merdivenden düştü, bu iş kazasıdır ama işveren hiçbir yardımda bulunmadı. Geçen sene üç arkadaşımız durakta otobüs beklerken ezildi, bir başkası karnında bebeğiyle vuruldu. Daha kötüsü yabancı uyruklu arkadaşlarımız üç gün boyunca tecavüze uğradı. Bir arkadaşımın en son başına gelen de şu: Evin her yerinde kamera var, nerede giyinsin, tuvalette üzerini değiştiriyor. Ev sahibi gelmiş, üzerine kapıyı kilitlemiş, bir saat orda tutmuş. Bunun aklına neler neler geliyor, korkudan ölmüş. Sonra kadın gelip kapıyı açmış, demiş ki “Benim kocam çapkındır, seni görmesin diye kilitledim, o gidince de açtım.”

Kemer Country: Hayalet şehir
Gülhan Benli anlatıyor...
“Kemer Country bizim hayatlarımızı anlamak bakımından çok sembolik bir yer aslında. Orası gündüzleri nasıldır bilir misiniz?
O yerlerin sahibi olmayanlar, güvenlikçiler, hasta/yaşlı/çocuk bakanlar, temizlikçiler, hizmetçiler... Onlara kalır bütün o parklar, yollar. Orada yaşayanları göremezsiniz, iştedirler, seyahattedirler. Ben oraya baktıkça bizi, bizim hayatlarımızı görüyorum. Düşünsenize, öyle bir yerde açığa çıkıyor ülkenin örgütsüz, sahipsiz emekçileri. Orada işveren seni makyajlı, güzel giyinmiş, onunla eşit görmek istemiyor. Paspal da olmayacaksın ama onun gibi de olmayacaksın, kim olduğunu bileceksin. Bir arkadaşım geçen gün, sırf ortalıkta görünmemek için bahçede yemiş yemeğini, çayını da oraya almış. Ev sahibi gelip azarlamış, bahçe keyfi yapıyorsun burada diye. Kız çok üzülmüş, çünkü bir köşede yalnız yemek istemiş. O da insan. Bugün en kötü iş yerinde bile bir saat yemek molası var, bizde o da yok. Ayağını kıvırıp 10 dakika mola veremezsin, göze batar. Bazen insan değilmişiz gibi hissediyorum biliyor musun, bir köpekten daha fazlası değilmişiz gibi... Zaten adımız da yok, ‘kadın’ diyorlar bize, kadın aldım, kadın var evde... Benim bir adım var yahu, Gülhan!”

Dernekle iletişime geçmek isteyen ev işçileri 0536 795 77 68'den Gülhan Benli'ye ulaşabilir.