Köprüden önce son çıkış

Köprüden önce son çıkış
Köprüden önce son çıkış
Stratejistler, ekonomistler, hatta Papa... 'Üçüncü Dünya Savaşı'nın eli kulağında diyorlar... Gerçekten çıkar mı? Çıkarsa biz kalır mıyız?

RADİKAL - Papa, Noam Chomsky, Thomas Piketty... Her geçen gün bir başka isimden ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ öngörüsü geliyor. Türkiye’nin Rusya ile yaşadığı gerilimi, yurtta ve cihanda ‘yeni bir genel savaşın habercisi’ olarak yorumlayan da çok. Bu savaşın çoktan başladığını söyleyen dahi var. Kim, neyi iddia ediyor? Kıyamet kapıda mı? Sonrasında ne yaşayacağız? Nasıl ayakta kalacağız?

Hürriyet Pazar’dan Yenal Bilgici ve Gökçe Aytulu bu sorulara yanıt aradı…

ÜÇ FELAKET SENARYOSU

Ekonomik yıkım: 1929’daki Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı’nı tetiklemişti. Şimdi de 2008’deki küresel finans krizinin Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyeceği iddiası dolaşımda. ‘21. Yüzyılda Kapital’ kitabının yazarı ünlü iktisatçı Thomas Piketty de gelir dağılımındaki adaletsizlik konusunda benzer fikirde. Piketty, dağılımdaki bugünkü uçurumun Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesindeki seviyeye ulaştığını belirtiyor: “Bugünden geçmişe bakıldığında bu şokların Sanayi Devrimi’nden bu yana eşitsizlikleri azaltan tek güç olduğunu artık görebiliyoruz.”

Nükleer bela: Geri dönüşü olmayan bir yola çıkmaya hazır mısınız? Muhtemelen değilsiniz. Fakat farklı düşünenler var. Nükleer silahlanma yarışı her ne kadar Soğuk Savaş dönemine has bir politika olsa da günümüzde de geçerli. Rusya, ABD, Kuzey Kore ve İran başrolde. Noam Chomsky, geçenlerde şöyle tarif etmiş: “Nükleer bir savaştan birkaç dakika uzakta olduğumuz bir gerçek. Avrupa’ya gönderilen nükleer misilleme sistemi de bizi Rusya ve ABD’nin nükleer savaşına bir adım daha yaklaştırdı.”

Medeniyetler çatışması: Siyasetbilimci Samuel Huntington 1993’te bir makale yazdı ve tartışma başladı. Huntington, Soğuk Savaş sonrası dünya için kafasında yeni bir harita yarattı. ABD ve AB’yi Batı medeniyeti kabul etti; sonra da onun İslam medeniyetiyle sorun yaşayacağını iddia etti. O coğrafyanın üzerine de eski Sovyet Bloku’na benzer Ortodoks medeniyet cephesini yerleştirdi. Akademik dünyada bu görüşe çok itiraz yükseldi. Derken 11 Eylül saldırılarıyla Huntington tekrar konuşuldu. IŞİD gündemiyle birlikte Hungtinton’ın fikirleri yine iktidarda.

Patlarsa yanarız...

1) IŞİD’in Suriye ve Irak’taki varlığı Ortadoğu’yu savaş sarmalı içine çekebilir. 2) Nükleer silah anlaşması yolunda gitmezse, İran ve Batı dünyası kavgaya tutuşmaya teşne. 3) Ukrayna’daki kaotik ortam Rusya ve Batı’yı karşı karşıya getirmeye müsait. Rusya, şimdi Türkiye’yle de sorun yaşıyor. 4) Kuzey Kore ile Güney Kore’nin bir dünya savaşı başlatması en olası senaryolardan.  5) Nijerya’daki Boko Haram militanları bütün Afrika’yı bir savaşa sürükleyebilir. 6) Afganistan ve Pakistan, Taliban yüzünden dünyanın yumuşak karnı; Hindistan-Pakistan nükleer gerginliğini de bu denkleme ekleyince, işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Savaş nasıl çıkacak?

Bu yıl ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın romanı bile çıktı. Amerikalı iki stratejist, P. W. Singer ve August Cole’un birlikte yazdığı ‘Ghost Fleet’ (Hayalet Filo) yeni bir savaşın nasıl gerçekleşeceği üzerine senaryolar üretiyor. En olası senaryo Çin ve ABD’nin ‘kazayla’ savaşa girmeleri. Kitaba göre bu durumda Rusya da Çin’in yanında yer alacak. İnsansız uçakların, hayalet gemilerin, uzun menzilli füzelerin kullanıldığı yıkıcı bir savaş yaşanacak.

 

 

KİM NEDEN ENDİŞE ETMELİ

Washington’da yaşayan analist Dr. Barın Kayaoğlu ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden uluslararası hukuk ve güvenlik uzmanı Bleda Kurtdarcan, ABD merkezli uluslararası ilişkiler dergisi ‘The National Interest’e son gelişmeler üzerine, “İki ülke arasındaki tansiyonun düşmesini umut ettikleri, aksi takdirde herkesin zarar göreceği’ notunu düşerek, ‘Türkiye’nin Korkması Gereken 5 Rus Silahı’ ve ‘Rusya’nın Korkması Gereken 5 Türk Silahı’ başlıklı iki makale yazdı. İşte o silahlar.

 

TÜRK ORDUSUNUN EN ETKİLİ 5 SİLAHI

Ada Sınıfı ‘Hayalet Korvet’: Türk mühendisler tarafından tasarlandı ve üretildi. 8 adet Harpoon Block 2 füzesi ve OtoMelara süper hızlı top bataryası taşıyor. Yazarlar, olası bir çatışma durumunda bu ‘hayalet’ korvetlerin, Rusların deniz gücünün çok yakınına dek sızıp ağır hasar verebileceğine işaret ediyor.

KORAL Karasal Jammer: Türkiye’nin elektronik savaş kapasitesine son ilave KORAL jammer’ı ASELSAN tarafından üretildi. Hareketli radar karıştırıcısı, radarları şaşırtıp çoklu hedef sinyallerini analiz ediyor.

Gür sınıfı denizaltılar: Dünyanın en iyi dizel-elektrikli denizaltılarından biri olarak kabul ediliyor. Deniz Kuvvetleri’nde bu sınıftan 4 adet denizaltı var. Harpoon füzeleri (UGM-84), İngiliz yapımı Tigerfish ve Alman yapımı DM2A4 torpidoları taşıyor. Gür, onu ‘sessiz ve öldürücü’ diye niteleyen yazarlara göre, Rusya’nın özellikle Doğu Akdeniz’deki deniz gücüne karşı önemli bir tehdit oluşturuyor.

F-16 Çok Amaçlı Avcı Uçakları ve AIM-120 Gelişmiş Orta Menzilli Havadan-Havaya Füzeler (AMRAAM):  Türk Hava Kuvvetleri’nde 250 F-16 bulunuyor (bunlardan 30’u son teknoloji Block 50+ sınıfından). Bu uçaklarla her senaryoda çok etkin savaşma kapasitesine ve gücüne sahip. Uçaklar, 50 kilometre menzilli AIM-120 füzeleriyle (Rus uçağını düşüren füze) birlikte daha da ciddi bir güç kazanıyor.

SAT Komandoları: Türkiye’nin ünlü sualtı taarruz timleri… Onlar, TSK’nın en etkili savaş gücü. Her koşulda, her ortamda operasyon yapabiliyor, düşman hattının gerisine sızabiliyor. Limanlarda ve deniz araçlarında etkili olma kapasitesine sahip. Kurtdarcan ve Kayaoğlu, Rusya’nın Suriye’deki kuvvetlerine karşı SAT komandolarının çok etkili olabileceğini düşünüyor.

 

RUS ORDUSUNUN EN ETKİLİ 5 SİLAHI

Su-34 Avcı Bombardıman Uçağı ve AA-10/AA-12 Havadan-Havaya Füzeleri: Ruslar, 2008’den beri Sukhoi-34 savaş uçaklarını kullanmaya başladı. Kontrol ve radar sistemi gelişkin bu uçaklar AA-10 ve AA-12 (menzili 120 km) havadan-havaya füzelerini kullanabiliyor. Rus Hava Kuvvetleri seksenden fazla Su-34’e sahip; bunlardan 15’i şu an Suriye’de.

Krasukha-4 Karasal Jammer:  Rus ordusunun yeni elektronik sistemi. Yerdeki ve havadaki radarlarla, yörüngedeki uyduların sinyallerini karıştırıp kesebiliyor; üzerlerinde kalıcı hasar bırakabiliyor. Kurtdarcan ve Kayaoğlu, Rusya’nın Suriye’de de 300 km menzilli bu platforma sahip olabileceğini, bu durumun da Türkiye’nin KORAL jammer’ına zarar verip, Barış Kartalı (AWACS) uçaklarını etkileyebileceğini not ediyor.

Slava Sınıfı Güdümlü Füze Kruvazörleri: Son derece etkili bir su üstü ve hava savunma platformu. Gemi füzeleri, karadan-havaya füzeler, uzun ve kısa mesafe hava savunma füzeleri taşıyor. Bu sınıfın lideri Moskva isimli kruvazör, 24 Kasım’da Rus uçağının düşürülmesinin ardından Suriye’nin Lazkiye Limanı açıklarına geldi. Yazarlar, bu türün savunma yönünden denizaltılara karşı zayıf olduğuna da işaret ediyor.

Sibersavaş ve psikolojik savaş: Moskova’nın hasımları siber ataklara maruz kaldı. Kayaoğlu ve Kurtdarcan, Estonya’nın 2007’de, Gürcistan’ın 2008’de, Ukrayna’nın ise geçen yıl bunları yaşadığını hatırlatıyor. Yazarlara göre Rusya’nın bir diğer kozu medya manipülasyonu ile yerel halk arasında kargaşa yaratmakla yürütülen psikolojik savaş.

Spetsnaz Komandoları: Özel harekât kuvvetleri. Uzun mesafeli devriye, sabotaj, tahrip, hedef gözeterek öldürme gibi görevleri var. Geçen sene Kırım’da birdenbire ortaya çıkan ve yeşil üniformalarıyla göze çarpan askerlerin onlar olduğu tahmin ediliyor. Yazarlara göre, Rus ordusunun Türkiye’ye yönelik en büyük tehlikesi onlarla gelebilir.

 

 

Rusya-Türkiye gerilimi üçüncü dünya savaşını tetikler mi?

◊ Ortadoğu merkezli yaşananlar ve en son Rusya uçağının düşürülmesi sonucunda gerilen Türkiye-Rusya ilişkileri gerçekten akıllara bir ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ olasılığını ya da senaryolarını getiriyor. 

◊ Böyle bir savaş hem bizim hem Rusya için hem de küresel güvenlik ve istikrar için tam bir felaket olur. Bunun farkında olan taraflar bana göre krizi kontrollü olarak devam ettirme ama bunu bir savaşa götürmeme yolunda azami dikkat göstereceklerdir.

◊ Bir Türkiye-Rusya savaşı demek aynı zamanda bir NATO-Rusya savaşı demektir. Türkiye için bu kadar büyük bir risk almak istemez.

◊ Dikkat edilirse dünya haritasındaki köklü değişiklikler hep büyük savaşlar sonrası gerçekleşmektedir. Bir 3. Dünya Savaşı sonrasında bölgemizin haritasının nasıl şekilleneceğini tahmin etmek bile mümkün değil.

 

Bu kriz ileride bir sıcak savaşa dönüşür mü?

◊ Anlaşılan o ki Rusya krizi uluslararası hukuka uygun bir şekilde, yani uyuşmazlıkları (askeri) kuvvete ya da bunun kullanılacağı tehdidine başvurmaksızın idare etmek istiyor, en azından kamuoyuna karşı açık politikası bu. Dolayısıyla şu anki şartlar devam ederse değil nükleer savaş, bazı hava ve deniz unsurları arasında küçük çaplı yeni bir angajman dahi çıkmaz gibi duruyor. 

◊ Bununla beraber Dr. Barın Kayaoğlu ile yazdığımız yazıda da belirttiğimiz üzere, Rusya’nın kendisine atfedilemeyecek örtülü yöntemlere başvurmaktan çekinmeyeceğini söyleyebiliriz. Hatta bu yöntemler uluslararası hukuk açısından kuvvet kullanma ve içişlerine müdahale niteliği de taşıyabilir. (Nihayetinde daha 1.5 sene önce Kırım’ı işgal ve ilhak etmiş, Ukrayna’nın doğusuna bir şekilde müdahalede bulunmuş bir devlet yönetiminden bahsediyoruz.)

 

Rusya-Türkiye savaşırsa ne olur?

Liberal eğilimli Rus gazetesi Novaya Gazeta’da yazan, tanınmış güvenlik analisti Pavel Felgengauer, geçen hafta Rusya-Türkiye krizinin savaşa dönüşme eğiliminde olduğunu yazdı.

◊ Bir savaş çıkması çok muhtemel. Rus uçakları Türk uçaklarına saldıracak. Daha sonra denizde de çatışma çıkması mümkün.

◊ Böyle bir durumda Türkiye Boğazlar’ı kapatacaktır. Rusya’nın Karadeniz filosunun Akdeniz’e ulaşması için başka yol yok.

◊ Bu anda diğer NATO ülkeleri de savaşa karışacaktır.

◊ Durum bu noktaya gelirse, Rusya, nükleer silahlara başvurmadığı takdirde pek bir sonuç alamaz.

 

 

NE YAPMALI? NELERE DİKKAT EDİLMELİ? NASIL HAZIRLANMALI?

 

Terörist saldırı sırasında...: Avustralya-Yeni Zelanda Antiterör Komitesi, Paris saldırılarından sonra, kalabalık mekânlarda terörist saldırıya uğranması durumunda, bu saldırıya maruz kalanların nasıl davranabileceklerine yönelik bir kılavuz yayımladı. Önemli maddeler:

◊ Öncelikle saklanacak bir yer bulun. Kaçış yolunun güvenli olup olmadığını kontrol edin.

◊ Cep telefonunuz hariç, yanınızdaki her şeyi bırakın.

◊ Ateş altındaysanız veya silah sesleri duyuyorsanız, çevrenizde saklanmak için tuğla/beton duvarlar, araç (motor tarafı), büyük ağaç veya tümsek olup olmadığına bakın.

◊ Kaçma imkânınız yoksa, açık alanlardan ve koridorlardan uzaklaşmaya çalışın.

◊ Cep telefonlarınızı ve diğer cihazları sessize alın.

◊ Sürekli durum değerlendirmesi yapın, olası kaçış rotalarını kontrol edin. Yerinizi değiştirmeniz gerekebileceğini akılda tutun.

◊ Hayatınız gerçekten tehlikedeyse ve başka çareniz olmadığını düşünüyorsanız, teröristi etkisiz hale getirmeye çalışın.

◊ Güvenliğinizden eminseniz, polise mümkün olduğunca çok bilgi ulaştırmaya çalışın. Konuşabilecek durumdaysanız, saldırganların konumunu, sayısını, fiziki görünüşlerini ve taşıdıkları silahların cinsini polise aktarın.

◊ Polis, size ulaştığında, sizi saldırgandan ayıramayabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Hızlı hareketlerden, çığlık çığlığa bağırmaktan kaçının. Elleriniz görünür şekilde dursun.

 

Bombalı saldırı anında...: Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin bomba uzmanlarından Milo Afong anlatıyor:

◊ İlk patlama hakkında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Ama sağ kurtulursanız, ikincisinden kaçınmak için yapabilecekleriniz var. Çünkü çoğu zaman bir ikinci patlama vardır. İlk patlama, dehşete düşmüş kalabalığı esas ölüm bölgesine yönlendirmek için organize edilir.

◊ İlk yapılacak şey zemine yapışmak. En kötü seçenek koşmaktır.

◊ Sonra üç nokta kontrol edilmeli. Yani bulunduğunuz zemin, çevrenizdeki ilk iki metre, nihayet çevrenizdeki yedi-sekiz metre... Bu alanda özellikle ikinci bir bomba olup olmadığına dönük işaretlere bakılmalı (Kara piyadelerinin kullandığı bu taktik, ‘0-5-25 feet’ yani ‘0-1.5-7.5 metre’ kontrolü olarak biliniyor). 

Biyolojik ve kimyasal saldırıda...: (ABD Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Güvenlik Bürosu’nun, 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısının hemen ardından yayımladığı yönergeden)

◊ Su ve yiyecek kaynakları üzerinden ya da deriyle temas gözeterek saldırı, biyolojik ve kimyasal saldırıların en muhtemel biçimleri ama uzmanlar bu maddelerin solunmasının en etkili saldırı olduğu konusunda hemfikir. Yani solunum koruması (özellikle de maske) en önemli savunma yöntemi.

◊ Maske ve özel ekipman yoksa, saldırıya maruz kalan alanı tahliye etmek şart.

◊ Birçok kimyasal ve biyolojik madde havadan daha ağır. Bu yüzden zemine doğru çökme eğilimindeler. Üst katlara çıkmak önemli. Önceden üst katlarda bir sığınak ayarlamak daha da önemli.

◊ Önceden ayarlanan bu odada, hem biyolojik hem kimyasal saldırıya da dayanacak gaz maskesi, uzun kollu gömlek, pantolon, bot, kauçuk eldiven, üç gün yetecek su ve yiyecek; fener, pil, pille çalışan radyo, bıçak, makas, şişe açacağı, ilkyardım kiti, yangın söndürücü gibi acil durum ekipmanı bulundurulmalı.

◊ Madde ne olursa olsun, arındırma prensibi temelde aynı. Deriyi bol sıcak suyla ovalamak (ya da 10 ölçek suya 1 ölçek çamaşır suyu karışımıyla) kimyasal ya da biyolojik bir maddenin deri üzerinden vücuda nüfuz etme riskini azaltıyor.

◊ Su yoksa, talk pudrası ve un da sıvı maddelere maruz kalındığında işe yarıyor. Etkilenen bölgeye unu serpin, otuz saniye bekleyin; sonra gazlı bezle silin. Mümkünse kauçuk eldiven kullanın.

NOT: Kimyasal maddeler genelde sıvıdır; havaya da karıştırılabilir; ya hemen ya da birkaç saat içinde etkisini gösterir. Biyolojik saldırının etkisi günlere yayılabilir.

MEDENİYET AĞIR HASAR GÖRDÜĞÜNDE...

Nükleer silahların şakası yok. Bir Üçüncü Dünya Savaşı belli bölgelerde, hatta tüm dünyada medeniyetin sonunu getirebilir. Leicester Üniversitesi’nde ve İngiliz Uzay Ajansı’nda görev yapan Lewis Dartnell’in ‘The Knowledge, How To Rebuild Our World From Scratch - Bilgi, Dünyamızı Sıfırdan Nasıl Yeniden Kurarız’ isimli kitabı bir anlamda felaket sonrası yaşama rehberi. Dartnell, bir felaketten sonra hayatta kalacak bireylere şimdiden önerilerde bulunuyor.

◊ Bir grubun kendini güvenceye almak ve olayların yatışmasını beklemek için sığınabilecekleri en güvenli mekânlar, hemen her şehirde bulunan cezaevleri.

◊ Felaketten sonraki ilk yıllarda kıyafet bulmak için bakacağınız ilk yerler dev AVM’ler olacak. AVM’ler derinliklerinden dolayı her yeri istila eden böceklerin erişiminden uzakta. Rutubet de diğer mekânlara göre oralara daha zor işliyor.

◊ Nasıl ateş yakmalı: Hava güneşliyse gözlük ya da büyüteç iş görür. Hatta içecek şişelerinin dibini, diş macunu ya da çikolatayla sıvarsanız onlar da iyi ateş yakar.

◊ Ateş için terk edilmiş araçların akülerindeki takviye kablolarını birbirine çarptırmak da yeterli. Daha da kolayı, bir bulaşık telini, mesela bir duman dedektöründeki yuvasından çıkaracağınız dokuz voltluk bir pilin ucuna sürmeniz. Yeterli kıvılcımı bu şekilde elde edersiniz. Yakmak içinse, evlerin içinde yeterince mobilya bulacaksınız.

◊ Su en kolay nasıl dezenfekte edilir? Bir pet şişe bulun. Üzerindeki kâğıdı çıkarın. İçine su doldurup güneşe bırakın. Ultraviyole ışınlar sudaki mikroorganizmaları öldürüyor. Epey güneşli bir günde altı saatte sular temizlenir; hava bulutluysa birkaç gün gerekecek (yalnız unutmayın, şişe iki litreden büyük olmasın; aksi takdirde güneş ışınları yeterince işleyemiyor).

150 kişiyle yeni bir dünya

Karşılıklı atom bombaları insanlığın kökünü kuruttu diyelim. Geriye de bir avuç kişi kaldı. Kaç kişi kurtulmalı ki, en basitinden olsa dahi toplum hayatı mantıklı şekilde devam etsin?
Cevaplar biraz uzak bölgelerde. Mesela, Doğu Polinezya’daki bakir adalara ilk ulaşıp orada bir toplum kuran öncülerin arasında 70 civarı doğurgan kadın bulunduğu tahmin ediliyor. Yani o adaların sakinleri yaklaşık 150 kişilik bir toplulukla bugünlere dek gelebilmiş. Kuzey Kutbu’na yakın Bering Boğazı’nı geçen Amerikan yerlilerinin de benzer bir nüfusa sahip oldukları hesaplanıyor. Yani yeterli genetik genişliğe sahip, hastalığa, salgına karşı dayanıklı 150 kişi bir toplumu yeniden başlatabiliyor. Herhangi bir bölgede, bugünkü ölçülerde anlamlı, uygarlığı çok uzun vadede eski seviyelerine çekecek bir toplulukta ise en az 10 bin kişi olması lazım.