Korkma, bitmez bu çiçeklerden akan bal sancak

Korkma, bitmez bu çiçeklerden akan bal sancak
Korkma, bitmez bu çiçeklerden akan bal sancak
Deniz Arcak tasavvufi tınılarla donattığı yeni bir single çıkardı: 'Korkma'. Single bahanesiyle bir Deniz Arcak söyleşisi yapalım istedik, müzisyenin yakın arkadaşı, gazeteci Ayça Şen'e "Sohbeti sen yapar mısın?" teklifiyle gittik. İşbu yazı ve fotoğraflar bu 'teklifin' sonucudur...
Haber: AYÇA ŞEN / Arşivi

Merhaba sevgili Radikal okuru…
Bahar Çuhadar arayıp da “Deniz Arcak’ın yeni şarkısı çıkmış, düşündük de yakın arkadaş olduğunuz için senin röportaj yapman daha güzel olur” dediğinde, ona ve Deniz’e artık gerçek bir “trol” olduğumu söyleyemedim. Dilim varmadı.
Ühü ühü ühü…
Çünkü arkadaş ile ilgili yazı yazmak, biraz okul yıllığındaki yazılar gibi hem komik, hem de romantik lezzette metin gerektirir.
Bunun da kalıpları vardır: Naftalin kokulu duygusallıklar, çocukluktan kalma temizlikler, dedikodudan uzak yabanıllıklar (yabanıl’ın burada edebî durduğunu düşündüm) ve rengârenk tabiatıyla prezantıbıl geleceğe dair çeşitli redifler gerektirebilir.
Ha, bunlar olmadan da olur tabii (‘yaptım oldu’ kafası) fakat yakın arkadaşlıklarda yakışık almaz.
Mesela bana ismini vermek istemediğim bir ünlüyü getirin (Mesela Coşkun Sabah ,) ha şimdi ben onunla ilgili ne yazabilirim ki? “İyi ut çalar, saçları siyahtır, önünde püskülü, elinde mızrabı vardır” gibi rasyonel cümlelerden fazlası gelmez elimden. Ama Deniz öyle değildir.
Bir kere Deniz’in müthiş bir hitabet yeteneği vardır. Aralıksız bir buçuk saat size tasavvuf konuşmaları yapabilir, tıkandığı yerlerde kitaba başvurur, katil girip ermiş çıkarsınız yanından, filan. Bunlar gül dağının görünen kısmıdır. Fakat dedim ya, artık bir trol olduğum için bunları ifade etmekte ruhsuzlaştım; kendimi tamamen hebele lüp lüp kıvamına getirdim.
Fakat bu da Deniz’in her zaman bana dediği gibi: “Dert etme, hiçbir şey kalıcı değil, muvakkat bir vakte kadar.” Dolayısıyla yine bu sıkıntılı dönemi Deniz’in verdiği örneklerden biriyle ferahlatabiliriz: “Yılanlar da deri değiştirirken dikenlere sürtünerek üst deriyi çıkarırlarmış, bu sıkıntın ondandır. Yeni gömleğin tam da üstüne göre olacaktır, dert etme.”
Velhasıl kelâm, sadece günümüz dünyasında değil, te eski Roma’lardan Moma’lardan beridir belki de en önemli insan özelliği olan hitabet yeteneği, Deniz’de ziyadesiyle vardır fakat bu müthiş yeteneğini pek öyle herkes bilmez.
Tabii bazen gazını alamayıp işaret parmağını gözüme dürtmeye başlasa da bir iki büyük cıngar ve bir iki ay küslükten sonra tekrar gözyaşlarıyla kucaklaşır, bir sonraki cıngarın ne zaman olacağıyla ilgili şakalaşırız. Neticede bütün yakın akrabalar birbirini yemezler mi ara sıra.
Deniz’in beni en çok sıkan tarafından devam etmek istiyorum izninizle:
Efendim Deniz bu kadar şahane insan olmasına, etrafında onu tanıyan tanımayan herkesin onu çok sevmesine ve hakikaten dört çeker insaniyetine rağmen bazen “Artık yetişkin ve olgun bir insan olmak istiyorum” kafasına girer. İşte o dönemlerinde gizlice ayakkabılarınızı elinize alıp parmak ucunuzda kaçasınız gelir. Bu bakımdan çok iyi bir bale hocasıdır.
Deniz’in istediği müzik kafasının içinde yankılanıyor, bundan eminim. Fakat mesela bunu üç boyutlu hale getirecek insanlar ne bileyim Erkan Oğur’dur, Sting’dir, Alaaddin Keykubat’tır. O kadar da şahane bir sesi vardır çünkü Deniz’in. Hiç abartmıyorum, duyduğum en flütsü kadın sesidir. Batı flütünü ney ile birleştirin, işte öyle.
Canım benim. Allah’ın kekosu. Mis gibi, tertemiz, su katılmamış insan. Bak işte gözlerimi yaşarttı hayvan.
Yeni şarkısı “Korkma”yı duyunca Deniz’e “Ee, Deniz, Korkma Sönmez mi demek istedin” deyince birlikte otuz saniye kadar güldük.
Deniz Ankaralı, tam bir Kemalist ailenin kızıdır. Ocak ayında kaybettiği anneciği Türkan teyze’nin hınca hınç kalabalık töreninde yakalarımızda “Cumhuriyet kadını Türkan Arcak” yazıyordu mesela.
Gerçek bir Kemalist olarak Türkan teyze her zaman Deniz’in dînî itikatlarını desteklemiş, sohbetlerini zevkle dinlemiştir. Bu yeteneği Deniz’e baba ve annesinden geçmiş diye tahmin ediyorum; babası her duruma göre mesela bir Namık Kemal şiiri okur, metaforda pik yapar, rahmetli Türkan teyze de yumuşak ses tonuyla manidar bir söz söylerdi.
Bir gün hep birlikte Antalya civarlarında Türkan teyze engin bir denize bakar gibi Toroslar’a baktı ve “Ayçacığım, ben ille de başı dumanlı dağları çok severim” dedi arabada ikimiz yalnızken.
Fakat anne kız, ikisi telefonda sohbet zevkini biraz bağımlılık haline getirmişlerdi. Hiç abartmıyorum, günde rahat on kez konuşurlardı. Deniz onun yokluğunu çok feci hissetti. Ama dînî itikatları (buna ‘tevekkül’ diyor) gerçekçi olmasında dev işine yaradı. Yoksa ben Deniz’in anne kaybında büyük taklaya geleceğinden korkuyordum. Çünkü hep denizde yüzerek gözden kaybolup, dik kayalıklara bikiniyle tırmandığından, şuursuz sanırdım onu.
Hatta bir keresinde beni de sürüklemişti; ayağımda paletle bile hızına erişememiş, küfür ede ede kayalıklara tırmanmaya çalışırken kolum bacağım çizilmiş, ikinci kayanın üzerinde Garfield gibi asılı kalmıştım. Üç kişinin yardımıyla kayalıktan indirilebildim.
Tehlikeli aktivite yerlerinde son derece sinir bozucu, ön dişleri çürük, şuursuzca sırıtan, iki örgülü ve aşırı yaramaz gıcık bir kız çocuğu hali vardır. Ama annesi gittikten sonra çok olgun davrandı, acısını içinde yaşadı. Evin şımarık küçük çocukları her zaman kayıplarda kendini en yalnız hisseden taraftır zaten ama bunu diğerleri bilmezler.
Böyle söylüyoruz ama Deniz şaka maka TED’den mezun olmuş, garip bir yaratıktır. Kendi yaptığı şeylere paye veren biri olmadığından TED’li olmayı hiç sallamaz. Kılı ağarmış insanlar utanmadan bitirdikleri liseleriyle övünerek bizleri beğenmezken onların ne yaptığının farkında olmadan bön bön suratlarına bakar. Ona gizlice “Bunlar şimdi övünüyorlar ve bizi küçümsüyorlar” dediğimde “Aaa sahiden mi” diye şaşırır kekocum.
Çocukken her Kemalist ailenin çocuğu gibi o da entelektüel olmak, kitap okumak ile ilgili o kadar azarlanmış ve yetersiz bulunmuş ki, saplantılı şekilde kitap okuma, sanat, entelektüellik, zart zurt, bunları gereksiz yere kafasında yüceltir, eziklik hisseder, iki fazla kitap okuduğunda da biraz şişinir hehheh…
Kırk yaşında üniversiteyi bitirip müzik öğretmenliğine başlayan Deniz özel bir kolejde ilkokul öğrencilerine öğretmenlik yaptı geçen sene. Şu anda da Çekmeköy Tan Sağtürk Akademi ve Müjdat Gezen Actor Studio’da daha tenha sınıflarda ses, nefes, performans dersleri veriyor. Önümüzdeki dönemler için sahne performansı atölyesi açmak için bazı üniversitelerle temasta.
“Öğretmek için sürekli öğrenmek gerek” diyor; önümüzdeki hafta Fransa’da bir hocadan şan ve sahne performansı dersleri almaya gidiyor.
Ha, bir de tiyatro tabii. Deniz aynı zamanda çok da iyi bir oyuncudur. (Onu oyunlarında hep ayakta alkışlarım. Acaba sadece Deniz’in oyunlarına gidiyor olmamın bunda etkisi olabilir mi?)
Kışa sahnelenecek “Oscar Wilde’la Bir Gün” oyununda Celal Kadri Kınoğlu ile sanat için sanat yaparak, çok entel iki kişilik bir oyunda oynayacak.
Deniz Arcak’ın annesini kaybettiği 2013 yılından sonra artık olgunluk döneminde yapacağı müziği sabırsızlıkla bekliyorum.
‘Piyasa’ tabir edilen ‘şey’i son derece karlı bir tavırla reddedip sadece istediği müziği yapmaya uzun zaman önce ‘şak’ diye karar vermişti. Sendeleyerek ‘Cesur’ adında bir single çıkardı önce. ‘Korkma’ da ‘Cesur’dan sonra çıktı.
‘Korkma’ şarkısında Hz. Mevlana’nın rubailerini alıp aynen kullandı. Artık ondan, Mevlana’dan kopya çeken değil, rubailerden beslenen bir arının balını bekliyorum.
Çünkü o bu çiçek bahçesinde çok uzun süredir uçuyor.
Sadece biraz ‘cesur’ olmak. ‘Korkma’dan:
Tıpkı sipsivri kayaların zirvelerine tırmanıp, uçsuz bucaksız Akdeniz’de yüzerek kaybolduğu gibi.