Kötü popa karşı arabesk

Kimi sinir oluyor, kimi bayılıyor. Kıraç adını biliyorsunuz. Çıktığı ilk zamanlarda 'Cem Karaca taklidi çocuk'tu. Aradan geçen zamandaysa kendini kabul ettirdi.
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

Kimi sinir oluyor, kimi bayılıyor. Kıraç adını biliyorsunuz. Çıktığı ilk zamanlarda 'Cem Karaca taklidi çocuk'tu. Aradan geçen zamandaysa kendini kabul ettirdi. Her ne kadar sesi ve yorumu Cem Karaca'ya benzese de -ki ziyadesiyle benziyor ne yalan söyleyelim- en azından kendine has bir hayran kitlesi olduğunu söyleyebiliriz. İslamcısından, solcusuna her kesimden dinleyiciye sahip. Yaptığı müziğe Türkçe sözlü rock diyor, ama aslında herhangi bir biçimde sınırlandırmaktan kaçınıyor. En azından ilk prodüktörlük denemesinden çıkardığımız sonuç bu. Balalayka filminin müziğiyle tanıdığımız Nilgül'ün ikinci albümü Arabesk Günler'in prodüktörlüğünü üstlenen Kıraç 'kötü popa karşı kaliteli arabesk'i savunuyor.
Arabesk Günler, Kıraç'ın ilk prodüktörlük çalışması. Albüme adını veren parça Arabesk Günler de söz ve müziğiyle ona ait . Ayrıca albümde söz ve müziği yine kendisine ait üç parça var. Aranjörlük ve prodüktörlüğü sevmiş gibi görünüyor. "Kendi mantığıma yakın insanlarla çalışacağım," diyor. Tarz nedir? "Türkçe sözlü rock müzik, bu kadar basit. Ama Amerikan Türkçesi
değil. Adam Taksim'de çalıyor, yıllar yılı İngilizce söylüyor, bir gün kaset yapmak gerektiğinde söz yazamıyor..." Kıraç'a ilişkin en bariz izlenim zaten bir çeşit muhalif olma durumu. Neye muhalif olduğunu soruyorum. Müzik piyasasının durumundan başlıyor; "Durum kötü, bunun nedeni aranjörler biraz da. Adam geliyor albüm yapmak için, bütün şarkıları beğeniliyor. Neden? Albümü yapalım ben paramı alayım." "Tabii ki istisnalar vardır," diyor, "ama durum bu." İtici olmadan muhalefet etmek istediğini söylüyor. "Kimseye dokunmayayım, ben şöyle takılayım baba," tarzı bir insan olmak istemiyorum. Gördüğüm yanlışlar var onları da söylerim. Müzik konusunda ciddiyetsizliğe tahammülüm yok."
"Aşığım o yıllara"
Nilgül ile çalışmalarına gelince ikisi de aynı firmanın TMC'nin sanatçısı ve birlikte çalışmaya bir sene önce karar vermişler. Nilgül'le oturup konuşmuşlar. Herhalde Kıraç yine itici olmadan muhalefet yapmış olmalı.
"Ben pop müziği beğenmiyorum. Şimdi elektronik çıktı, her şeye elektronik koyalım deniyor, onu da sevmiyorum. Bilgisayarla yapılan müzik bana itici geliyor." Devam ediyoruz: "'Pop müzik mi, aman abi' gibi bir durum var. Ama bundan 30 yıl önce böyle denmiyordu. Tük hafif müziği vardı. Şık bir müzikti. Aranjmanlar vardı, hem batı sound'unu taşıyan hem de alaturka kokan parçalar vardı." İşte Nilgül'ün Arabesk Günler albümünün çıkış noktası da burası. 30 yıl önceki Türkçe sözlü batı müziğini hatırlamak o döneme bir selam çakmak: "Benim şarkılarımda de zaten 'Ben sanki bu şarkıyı daha önce duymuştum duygusu vardır," diye anlatıyor Kıraç, "Yeni ama eski gibi. Ben '60'ların '70'lerin estetiğine hayranım. '72 doğumluyum ama o yılların kalıntılarını içimde hissediyorum. Kıyafet olarak da aşığım o yıllara."
Nilgül'ün albümü de o yılların Türkçe müziğinin esintilerine sahip. Altını çizerek her şeyi canlı kaydettiklerini söylüyorlar. Gerçek müzisyenlerle çalıştıklarını anlatıyorlar. Bilgisayar yok diyorlar. Nilgül, "Parçalar eski tarzda ama ele alınış biçimleri günümüz sound'uyla oldu," diyor, "İlk albümden bu yana çok çalıştım, Kıraç beni çok zorladı aslında yorumcu olarak." Anlaşılan popun 30 yıl öncesine ışınlanmış Nilgül kayıtlar sırasında; "Gece gündüz Gülden Karaböcek, Behiye Aksoy dinledim.
'60'ların '70'lerin sanatçılarından başka hiçbir şey dinlemedim uzun süre."
Referanslara gelince, Kıraç'ın hayran olduğu isimler, daha doğrusu sesler var: "Benim için Nesrin Sipahi, Selda Bağcan dünya çapında sesler," diyor. Müzeyyen Senar'ı da beğeniyor ama dünya çapında olmadığını düşünüyor,
"Dünya standartlarında olmak ayrı bir şey," diyor.
Gelelim albüme. Aranjörlük ve prodüktörlük konularındaki eleştirilerinin ardından kendisinin nasıl çalıştığını merak ediyorum. Nilgül'ün bütün parçaları beğenip beğenmediğini merak ediyorum doğrusu. "Müzik konusunda babam gelse tanımam," diyor, "İlla olması gerekeni yapmak isterim. Kendi şarkılarımı da eleştiriyorum. Albümle aynı adı taşıyan Arabesk Günler o kadar iyi olmadı mesela." Nilgül'ün 15 parçası içinden ince eleyip sık dokuyarak dört parçayı albüme almışlar. Nilgül Kıraç'la çalışmaktan memnun ama özellikle aranjör olarak zor biri olduğunu kabul ediyor. "Canıma okudu," diyor. Arabesk lafı ilk ortaya atıldığında da endişe ettiğini gizlemiyor: "Kıraç, arabesk mi olacak bu albüm diye korkarak soruyordum," diyor. Kıraç, daha önceden de kullandığı 'arabesk var arabeks var' sözünü burada açıklıyor bir bakıma: "Orhan Gencebay'a bakıyorsun, obua var mesela, gerçek müzisyenler çalmış, düzenleme var. Ağlatıyor diyebilirsin, insanları karanlığa sürüklüyor diyebilirsin ama bu kalitelidir." Bu anlamda Arabesk Günler isminin de 'arabeks' tınlamadığını düşünüyorlar.
Albümde arabesk tadı var, pop tadı da var ama mesela fantezi tadı yok.. "Ben nefret ediyorum fanteziden," diyor Kıraç, "bu albümde de o olmasın istedik özellikle." Bu arada sadece Nilgül'ün sahne alacağı bir meyhane / bar oluşturma projeleri var. Eski tip mahalle meyhanesi lezzetinde bir yer olacakmış, hani şu Nubar Terziyan'ın meyhaneci olduğu, Sadri Alışık'ın, Cüneyt Arkın'ın, Kadir Savun'un, Erol Taş'ın, sonraları Orhan Baba'nın takıldığı meyhanelerden. İlgilenenlere duyurulur.