Küçük mucizeleriyle Milano

Küçük mucizeleriyle Milano
Küçük mucizeleriyle Milano
Moda, finans ve fuarlarıyla ünlü Milano'da lüks mekânlar dışında ancak müdavimlerin tadını çıkardığı özel adresler de var.
Haber: DENİZ PALA / Arşivi

Milano’yu ilk bakışta sevmek için, dünyaya Totò’nun gözlerinden bakmak gerek. 2007’de sinema eğitimi için gittiğim Milano’da ilk günlerde, bu kasvetli, denizlere uzak, kuzeyli şehre nasıl alışacağım diye düşünürken, Vittorio de Sica’nın ‘Miracolo a Milano’sunu (Milano’da Mucize) bu kez orijinal dilinde izlemiştim. Yalnızca şehri tanıyanların anlayabileceği ‘Milanez’ öğeler de içeren bu neo-realist fantastik hikâyede, küçük şeylerden mutlu olabilen Totò yaşadığı yere küçük mucizeler getiriyordu. Bu film, benim için de küçük bir mucize yarattı, şehre ısınmamı sağladı.
O günden sonra, Milano benim için nezaketin, sabahları bir ‘Bondì’ye (Günaydın) karşılık alabilmenin, kol kola girmiş koyu yeşil paltolu yaşlı çiftlerin, parkların, keyifli akşamların şehri oldu. Her köşesi ayrı bir ilham kaynağı olan Milano, aynı zamanda pahalı, havalı yeme-içme mekânlarıyla da bilinir. Benimse insana kendini evinde gibi hissettiren daha özel adreslerim var. İşte birkaçı:
Locanda del Menarost: İncelikle döşenmiş lokantada, şef Stefano’nun elinden çıkan nefis Risotto alla Milanese, kâğıtta levrek, patates püreli dana rosto gibi yemeklerin yanı sıra gerçekten anneanne eli değmiş (Stefano’nun anneannesi de mutfakta) ev yapımı makarnalar kaçmaz. Mönü her gün değişiyor. Vazgeçilmez öğle yemeği durağı. (Adres: Via Giuseppe Compagnoni 24)
Maruzzella: Şehrin oksijen deposu parklarından Giardini Pubblici’de bir yürüyüşün ardından Porta Venezia’ya varılıyor. Porta Venezia’nın da bulunduğu Piazza Oberdan’da yer alan Spazio Oberdan, zaman zaman festival filmlerinin gösterildiği bir kültür mekânı. Burayı sık sık ziyaret ettiğim günlerden birinde, meydandaki Sicilyalı pizzacı Maruzzella ile tanışmıştım. Her ne kadar turistik bir mekân olsa da muhteşem pizzaları ve tiramisu denemeye değer. (Adres: Piazza Guglielmo Oberdan, 3)
Ristorante Seven: Milano’da farklı konseptlere sahip birkaç restorandan oluşan Seven restoran zincirinin bu halkası, Amerikan tarzı bir steak restoranı. Seven’ın kurucusu J. Seven, Milano’da kız arkadaşını götürmeye değer bir restoran bulunmadığını düşünerek bu restoranı açıyor. Her türlü eti sipariş ettiğiniz pişirme kıvamında getiriyorlar, patates, soğan halkaları gibi atıştırmalıkları da mükemmel. (Adres: Viale Montenero, 29)
Pizzeria Bube: Milano’ya arabayla yarım saat mesafede olan Pizzeria Bube; İtalyan arkadaşlarımın beni “Senin Milano’da yediğin pizzalar da ne ki!” diyerek sürükledikleri sıcak bir mekân. Napoli pizzasının aksine dış hamuru da iç kısmı kadar ince olan kuzey İtalya usulü Bube pizzalarını tatmanız şart. Ev yapımı tiramisunun lezzeti Milano’daki restoranların çok üzerinde. (Adres: Viale Cooperazione 23, Cusano Milanino)
La Rinomata Gelateria Artigiana: Navigli’deki dondurmacının kendi üretimi olan tüm çeşitleri başarılı; ayrıca dondurma külahlarının boydan boya dizildiği cam kapaklı dolaplarıyla sıcacık bir atmosfere sahip. İlkbaharla birlikte önündeki bank dolup taşar. Taze meyveleri özenle seçip getiriyorlar. Tarçınlı-çikolatalı çeşidi çok ünlü, Kış günlerinde ise Nutella’lı krepleri kış depresyonundan çıkmak için birebir. (Adres: Ripa di Porta Ticinese)
Luini: Duomo’ya birkaç adım mesafede yer alan bu küçük dükkânın ünü kıtaları aşmış durumda. Güney İtalya’nın Puglia bölgesinde 1888’den beri fırıncılıkla uğraşan bir ailenin 1949 yılında Milano’ya göç edip burada bu küçük dükkânı açmasıyla başlayan hikâye, bugün ‘panzerotti’ denince akla gelen ilk yer olmasıyla devam ediyor. Panzerotti, bir nevi puf böreği, mozzarellalı, acı salamlı versiyonu bir klasik; ricotta peynirli ve çikolatalı tatlı versiyonu da var. Tatlısı olmazsa olmaz bir tat değil, önceliği klasiğe verin. Çoğu zaman dükkânın önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Beklemeye değer. (Adres: Via S. Radegonda 16)

MUTLAKA GÖRÜN


Bagatti Valsecchi Müzesi: Baron Bagatti Valsecchi’nin ailesine ait bir müze ev. Ailenin birkaç yüzyıl boyunca kullandığı eşyaların sergilendiği evde her şey olduğu gibi korunmuş. 15. ve 16. yüzyıldan kalma tabloların da sergilendiği ev, Masumiyet Müzesi romanı için Orhan Pamuk’a ilham veren müze evlerden yalnızca biri. (Adres: Via Gesù, 5)
Museo della Scienza Leonardo da Vinci: İtalya’nın en büyük bilim ve teknoloji koleksiyonuna sahip müzede ilk manyetik detektörlerden ilk İtalyan denizaltısına 15 bin parça sergileniyor. (Adres: Via S. Vittore 21)
Stazione Centrale: Milano’ya trenle gelmeseniz de faşist dönem mimarisinin izlerini en etkili biçimde taşıyan Stazione Centrale’yi görmeden ayrılmamalısınız. 1931’de Mussolini’nin talebi üzerine, ‘faşizmin gücünü yansıtacak biçimde’ inşa edilen istasyonda yakın zamandaki yenilenme projesinden önce yürüyen merdiven yoktu ve yüksek merdivenleri ağır bir bavulla çıkarken ‘faşizmin gücünü’ gerçekten de hissediyordunuz.

MİLANO SÖZLÜĞÜ


Caffé: Milano’da ‘caffé’ denince espresso anlaşılır. Dolayısıyla ‘espresso’ diye belirtmenize gerek yok. Kahve zaten ayaküstü barda içilir ve hızla yola devam edilir. Bunun adı ‘caffé al banco’dur. Eğer masaya oturup kahve içecekseniz, kuver hesaba eklenir.
Aperitivo: Milano’da en yaygın âdet, çıkışı, akşam yemeğinden önce aperitivo alınmasıdır. Şehrin neredeyse tüm barları iş çıkışı saatlerinde happy hour yaparlar. En sevilen aperitif içkiler Prosecco’nun yanı sıra, Aperol Spritz, Campari ve Bellini sayılabilir.
Salone: ‘Salone Internazionale del Mobile’nin kısa adı... ‘Design Week’ olarak da değerlendirilen her yıl nisan ayının bir haftası boyunca gerçekleştirilen tasarım fuarı. Şehrin sokaklarında, butiklerinde, duvar yazılarında bir hafta boyunca her şey tasarım haftasının bir parçası haline geliyor. Kaçırılmaması gereken bir etkinlikler bütünü. Dünyanın her yerinden tasarımcıların gözü burada. Bu seneki tarihler 8-13 Nisan.