Kurbağa mı, prenses mi?

Kurbağa mı, prenses mi?
Kurbağa mı, prenses mi?
'Mamma Mia'nın Sophie'si Amanda Seyfried, dün vizyona giren 'Chloe'de erkekleri baştan çıkarma konusunda uzman bir garsonu canlandırıyor. Son yılların en ilginç yüzlerinden olan Seyfried, filmde efsaneleşmeye aday bir 'femme fatale'i canlandırsa da kendisi tam bir 'aile kızı'...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Dün gösterime giren ‘Chloe’ adlı filmde Julianne Moore ve Liam Neeson’la başrolleri paylaşan ve bu kez daha önce hiç olmadığı kadar cüretkâr bir role soyunan ABD’li oyuncu Amanda Seyfried, filmdeki ‘femme fatale’ Chloe rolüyle uzun süre konuşulacağa benziyor. Onu ‘Mamma Mia’, ‘Letters to Juliet’ ya da ‘Dear John’ gibi yapımlardan hatırlayanlar bildiklerini unutsun çünkü bu defa çok başka. Her söyleşisinde mütevazılığı elden bırakmayıp “Koca gözlerimle tam bir kurbağaya benziyorum” dese de biliyorduk ki, ondan ancak kurbağayı öpen prenses olur. Çünkü bu kızda başka türlü bir hal, iyi bir şeyler vardı. ‘Mamma Mia’da Meryl Streep’le karşılıklı döktürdüğüne göre daha neler yapmazdı...
1985, Pennsylvania doğumlu Seyfried, kariyerine ‘çocuk model’ olarak başlamış ama bu işi uzun süre götürmeyeceğini, bir şekilde oyunculuğa adım atacağını zaten biliyormuş. Öyle de olmuş. 15’inde küçük küçük işlerde rol almaya başlamış, esas patlamayı ise 2004’te yapmış.
Kariyerinde dönüm noktası, Karen Smith rolünde ‘Mean Girls’de oynaması olmuş. Ardından adını kitlelere duyuracağı televizyon işi gelmiş: ‘Veronica Mars’ adlı dizide, Veronica’nın yakın arkadaşı Lilly Kane olarak rol almış. Bakmış ki televizyonda işler iyi gidiyor; ‘House’, ‘M.D.’, ‘Justice’, ‘Law&Order: Special Victims Unit’, ‘CSI: Crime Scene Investigation’ ve ‘Wildfire’ gibi çeşitli dizilerde konuk oyuncu olarak yer almaya başlamış. 2007 yılında ünlü müzikal ‘Mamma Mia’da Sophie Sheridan rolünde ilk başrolünü alan Seyfried’in işleri işte o zamandan beri epey açılmış. 2008’de Megan Fox’la birlikte ‘Jennifer’s Body’ filminde rol alan yetenekli ve ışıklı kızımız, son işi ‘Chloe’de ise gençlik işlerinin en iyisine imza atmış durumda.

Annesiyle kız kardeşine âşık
Atom Egoyan’ın yönettiği filmde çapkın kocası David’in (Liam Neeson), bir ilişkisi olduğundan şüphelenen Catherine (Julianne Moore), onu test etmek için genç Chloe’yi (Amanda Seyfried) tutuyor. Chloe, Catherine’le buluşmalarına başlangıçta sadece ‘Kocan beni öptü’, ‘Çok güzel olduğumu söyledi’ gibi masum bilgilerle gelse de sonraları işin rengi değişiyor. Üçü arasındaki ilişki bir saplantıya dönüşüyor, kimin kime âşık olduğu gittikçe belirsiz hale geliyor ve işte buralarda Seyfried, hiç de ustalarından geri kalmadan, en az Moore ve Neeson kadar iyi rol kesiyor.
Amerikalıların hazırlamaya pek bayıldığı ‘Dünyanın 25 yaş altı en seksi oyuncusu’, ‘Dünyanın en güzel yüzü’, ‘Dünyanın en sevimli genç yeteneği’ gibi listelere hep üst sıralardan giren bir isim Seyfried. Durumdan oldukça da memnun. “Çocukluğumda kendimden o kadar nefret ederdim ki, ölmek isterdim. Çok çirkin olduğumu düşünürdüm. Şimdi beğenilmek çok hoşuma gidiyor” diyor.
Heykel, grafik ve müzikle uğraşan bir kız kardeşi var ve annesiyle birlikte en yakın arkadaşı o. En sevdiği şey annesi ve kardeşiyle tatil yapmak, bütün gün otel odasında kitap okumak ve bir şeyler atıştırmak. “‘Mamma Mia’ çekimlerinde annem de yanımdaydı ve onunla çok güzel vakit geçirdik. Çekimler bitince birlikte otelde resim yapıyorduk, kitap okuyorduk, harikaydı” diye anlatıyor.

‘Kahretsin, ünlüyüm!’
Şöhrete pek de alışamış: “Geçenlerde New York’ta bir taksi durdurdum, taksici bana dehşet içinde baktı, şaşırdı. Uzun süre toparlanamadı ama bir şey de demedi. İşte o zaman artık bu işten dönüş olmadığını anladım. Kahretsin, ünlüyüm!”
Ama yine de şöhret onu bozmamış. Boş vakitlerini parklarda, kütüphanelerde kahve içerek, arkadaşlarıyla sohbet ederek geçiriyor. Çılgın partiler ona göre değil. Hatta biraz fazla düzgün bir kız. Pilates ve yoga meraklısı, yeşil çay seviyor ve alkol, sigara kullanmıyor. “Arkadaşlarım beni bazen sıkıcı buluyor. Ama aslında ben eğleniyorum” diyor.
Sağlıklı yaşam konusunda ne kadar tutarlıysa gönül işlerinde o kadar tutarsız. Her filminin galasına yeni sevgilisiyle katılıyor ve bu sevgililer çoğunlukla o filmde rol almış kişiler oluyor. Yoksa, yeni sevgilisi Liam Neeson mı olacak? Olgun erkeklerden hoşlanıp hoşlanmadığını bilmiyoruz ama babasından hiç söz etmediğini söyleyelim.
Bu arada, her söyleşisinde Chloe’ye hiç de benzemediğini altını çize çize anlatıyor, “Chloe karakteri benim için çok önemli bir deneyimdi çünkü bu kez gerçekten zor bir rolü canlandırdım. Femme fatale imajının üzerime yapışmasını istemem, hiç öyle biri değilim” diyor. Tam da bu imajı yıkmak için belki, sırada bir komedi projesi var.
Meryl Streep ve Julianne Moore gibi ustalarla çalışmanın çok şey kazandırdığını söylüyor. “Meryl harika bir kadın. Bu kadar şan şöhrete rağmen hayatta değerli olan tek şeyin ailesi olduğunun farkında. İnanılmaz merhametli bir insan. ‘Mamma Mia’nın çekimleri sırasında büyükannemi kaybettim ve Meryl bu dönemi atlatabilmemde bana çok yardımcı oldu” diyor. ‘Chloe’de başrolü paylaştığı Moore’uysa yere göğe koyamıyor: “Julianne bana hocalık yaptı. Bu film benim için bir okul, Julianne ise öğretmenimdi. O olmasa belki de altından kalkamazdım” diyor. Peki ya Moore’la oynadığı cüretkâr sahneler? Ona da cevabı hazır Seyfried’in: “Zordu ama bunu yapabildiğimizi gördüğüm için mutluyum!”