Kurtlarla koşan müzisyen

Kurtlarla koşan müzisyen
Kurtlarla koşan müzisyen

?Bu kadar zamandan sonra daha fütursuz ve daha sivri olabilme lüksünüz oluyor. Bu lüksü de kendin yaratıyorsun. İstediğimi, istediğim gibi söylerim noktasına geliyorsun. İnsanın kendi kendini zehirlemesindense o zehri dışarı atması daha iyi.? FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Aylin Aslım savaş boyalarını sürüp 'Canını Seven Kaçsın' adlı albümüyle karşımıza çıktı. Albümün ilk parçaları esip gürlüyor ama sonra yerini sükunete bırakıyor. Doğallığını yitirmemiş, kendini ezdirmeden içinden geleni söyleyebilen, öfkesini de sevgisini de dillendirebilen bir kadın karakter çizen albümde 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' adlı kitaptan etkiler var
Haber: ESRA OKUTAN / Arşivi

Aylin Aslım’ı yıllar önce, o zamanki grubu Zeytin ile Kemancı’da sahneye çıktığı dönemden tanıyoruz. O dönemlerde vokali ve yorumuyla öne çıkan ve kendine bir hayran kitlesi edinen Aylin Aslım 2000’de ‘Gelgit‘i, 2005’te ‘Gülyabani’yi çıkardı. Hatta bu albümdeki ‘Ben Kalender Meşrebim’ adlı tangoya yaptığı rock uyarlama çok sevilmişti. Yeni albümü ‘Canını Seven Kaçsın’ ise kendi deyişiyle Indie- rock-punk, Riot Grrrl (İsyankâr Kızlar) akımlarından etkilenmiş. Albüm enerjik, dinamik ve organik bir özelliğe sahip. İkiyüzlülüğe kafa tutup erkek egemen toplumla dalga geçiyor ve vahşi doğa ile bağını koparmamış kadını yüceltiyor. Aylin Aslım’ın bu ‘sabrı taşmış kadın’ şarkıları bu yaz konserlerde isyankâr genç kızların marşı haline geleceğe benziyor. Hatırlatalım; Aylin Aslım, 3 Temmuz’da ‘Zephyr Rock Festivali’ kapsamında Urla-İzmir’de ardından da 18 Temmuz’da İstanbul’da Rock’n Coke festivalinde sahne alacak. 

Albüm agresif tonlu parçalarla başlıyor, sonra biraz yumuşuyor ve son olarak da ‘Güzel Günler’ parçasıyla gayet iyimser şekilde bitiyor. Bu duygu dalgalanması albümü yaparken geçirdiğiniz dönemin yansıması mı?
Aynen öyle. Son albümden bu yana biriktirdiğim şeylerin güzel bir yansıması oldu ‘Canını Seven Kaçsın’. Elimde birçok parça eskizi ve balad vardı. Ama bu albümün ruhuna uymayacağı için kullanmadım. Özellikle seçilmiş sekiz şarkı var albümde. 

Sekiz şarkı alışılmıştan biraz az. Niye böyle tercih ettiniz?
Albüm konsepti genç tüketicilere bir şey ifade etmiyor artık. İnternetten tek tek şarkı indiriyorlar. 11 şarkılık albüm yapıyorsun sadece klip çektiğin üç şarkın biliniyor. Daha az şarkıyla daha sık albüm ortaya çıkarmanın günümüz koşullarında daha iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. O yüzden bu seçtiğim sekiz şarkı bana doğru geldi. Albümün hikâyesini de dağıtmak istemedim. 

İnternetten şu anda indiriliyor mu şarkılar?
Albüm satışa çıktığı gün, korsan olarak 3 bin kez download edilmiş. Albüm yapmanın finansal olarak bir anlamı kalmadı artık. Ama albüm yapmadan da konser olmuyor. 

Albüm kapağındaki imajınız, Amazon ve Kızılderili kadınları hatırlatıyor...
Vahşi doğa ile bağını koparmamış bir kadın karakter ortaya çıkarmaya çalıştık. Kendi doğasını ezdirmeden, öldürmeden, başkalarının istediği şeye dönüşmeden kendini koruyabilmek kolay değil. Bu imaj, şarkı sözlerindeki cesaret ve açıklıkla da örtüşüyor. İnsanların günümüzdeki sorunlarının kaynağı, doğadan uzaklaşmış olmaları bence. Ağaca dokunmadan, toprağa basmadan yaşamaları. Yaratıcılığı körükleyecek dinginliğin ve akıl berraklığının, ancak doğaya dönerek sağlanacağını düşünüyorum. 

Radikal Kitap ekinde ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ (Clarissa P. Estes) adlı kitap üzerine bir yazınız çıkmıştı. 
Albümü yaparken de bu kitaptan etkilenmiş olabilir misiniz?

Olabilir. Estes, 19. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınları içlerindeki doğal sesi keşfetmeye çağırıyor. Bence her kadının okuması gereken bir kitap. 

Peki albümün ilk şarkılarındaki kızgınlık nereden kaynaklanıyor?
Geçmiş tecrübelerden. Bu albüm, bir öncekine nazaran ikili ilişkilerden daha çok bahsediyor. Hem kendi tecrübelerim hem de yakın arkadaşlarımın yaşadığına şahit olduğum garipliklerden feyz aldım. Kadın-erkek eşitsizliği, maçoluk, entrikalar... Mesela albümün açılış parçası ‘Sen mi?’, bir ilişki şarkısı değil. Daha çok düzen eleştirisi. Hayatını birilerinin ayağını kaydırarak veya birilerinin üzerine basarak idame ettirmeye alışmış insanlarla ilgili. Bunu yapmayı seçmeyen insanlara nefes alacak yer bırakmayanlarla ilgili. Bunun içinde müzik medyası da, müzik endüstrisi de, başka sektörler de var. Sanırım genel olarak Türkiye’de işler böyle yürüyor. 

Tüm bunların özel ilişkilere de yansıdığını düşünüyorsunuz...
Özel ilişkilere bunların yansıması daha çok maçolukla, sahtelikle oluyor. Sürekli bir aldatma, dolap çevirme kaygısı var bazılarının. 

‘Kızlar Anlar’, ‘Hoşuna Gitmedi mi Kızkaçıran’ gibi şarkılarda bir genç kadın söylemi ortaya çıkıyor. Bunu yapan sadece siz de değilsiniz. Böylece birçok kadın kişisel deneyimlerinin aslında o kadar da kişisel olmadığını, birçoğumuzun benzer şeyler yaşadığını görüyor ve şarkılar sloganlaşıyor...
Aynı fikirdeyim. Umarım başkaları da aynı fikirdedir. Bu söylemleri ‘fazla feminist’ bulanlar ve hiç hoşlanmayanlar da var. Kadınlarla ilgili her şey feminizm ve feminizm de kötü bir şey tabii onlar için. Şarkıda bahsettiğim şeyler, eminim Türk erkekleriyle ilişki deneyimi olan bütün kadınların az ya da çok yaşamış olduğu şeylerdir. Ama benim yaşamam çok komik oldu tabii, sahneye çıkan biri olarak.
Yaşamanız değil de çıkıp bu kadar rahat ifade etmeniz ilginç oldu.
Bunu da ancak üçüncü albümde yapabildim. Bu kadar zamandan sonra daha fütursuz ve daha sivri olabilme lüksünüz oluyor. Bu lüksü de kendin yaratıyorsun. İstediğimi, istediğim gibi söylerim noktasına geliyorsun. İnsanın kendi kendini zehirlemesindense o zehri dışarı atması daha iyi. 

Zehri attıktan sonra rahatlamışsınız zaten. Son üç şarkı yumuşak, naif şarkılar...
‘K.A.L.P’, ‘Aşk Geri gelir’ bir kerede çıkmış şarkılar. Hem hüzünlü, hem naifler. Başka bir ülkeye taşınmış çok yakın bir arkadaşım vardı. Hiç tahmin etmediğim bir zamanda geri geldi ve evimin çok yakınına taşındı. Biz eskisi gibi görüşebilmeye başladık. Bu bana çok iyi gelmişti, ‘Arkadaşlar geri gelir, aşk geri gelir’ böyle çıktı. 

Kadın ve doğa deyince akla doğurganlık geliyor. Çocuk doğurmayı düşünüyor musunuz?
Mutlu bir aile mümkün mü acaba? Mümkünse denemek isterim. Çocuk doğurmak müziğimi nasıl etkiler diye ben de düşünüyorum. Tori Amos, Türkiye’de konser verdiğinde bunu sormuştum. Çünkü sahnede çocuğundan bahsetmişti. “Nasıl yapıyorsunuz, zor olmuyor mu müzik ve çocuk?” dedim. “Kolay değil ama oluyor” dedi. Zaten hayatta hiçbir şey kolay olmuyor. Bence çocuk doğurmak, yaratıcılığı körükleyecek bir şey. Beni çok mutlu edermiş gibi geliyor. 

Albümde prodüktörlüğü Sarp Özdemiroğlu ile yapmışsınız. Nasıl bir araya geldiniz?
Albümün bitimine doğru, kayıtları yapmak için benden daha yetkin bir ismin gerekli olduğunu düşünürken şans eseri karşılaştık Sarp’la. O dönemde hiç aklımızda yoktu. Bu arada ‘biz’ diyorum çünkü Övünç Dan ile birlikte yüklendik bu albümü. Sonra Sarp, şarkıları çok beğenip albümü yapmaya gönül koyunca onunla çalıştık. Bundan da çok memnunum. Tam istediğim karakterde ve sound’da bir albüm oldu. 

Son yıllarda başka projeleriniz de oldu. Daha önce yaptığınız ‘Güldünya’ parçası aile içi şiddete tepkinin marşı haline geldi adeta. ‘Güldünya Şarkıları’ albümü ve konserinde 13 ünlü kadın sanatçıyla yer aldınız. 
Bu ne ifade etti sizin için?

‘Güldünya’ adlı şarkım ilk çıktığında TRT tarafından yasaklanmıştı. Yasal olarak bir yaptırımı olmasa da diğer kanallar da çekingen davrandılar. Albümde ve konserde Sezen Aksu seslendirince bir anlamda iade-i itibar oldu, hem şarkıya hem de Güldünya’ya. Sezen Aksu’nun benim şarkımı söylemesi hayal bile edemeyeceğim büyük bir olaydı. Güldünya aile içi şiddet kurbanlarının bir temsilcisi. Hâlâ her gün benzer olaylar yaşanıyor ülkemizde. Yapılan konser ve albümle bu soruna dikkat çekmek ve çözmek anlamında bir adım atılabilmişse ve benim bunda bir payım olabildiyse bundan mutluluk duyarım. 

Önceki albümle yeni albüm arasındaki dört yılda bu yan projelerden başka neler yaptınız?
‘Gülyabani’den sonra konserler yoğun geçti. İlk bir sene hiç şarkı yazmadım. Hep aynı şeylerden bahsetmemek, hep aynı üslubu kullanmamak, yeni bir dil kurmak için insanın kendini biraz nadasa bırakması gerekiyor. Amacım iyi bir şarkı yazarı olmak. Kendimi geliştirmek için bol bol okuyorum. Hayran olduğum şarkı yazarlarının nasıl yazdıklarını anlattıkları kitapları arayıp buluyorum. Onların şarkılarını kendimce analiz etmeye çalışıyorum. 

İlk albümünüz ‘Gelgit’ elektronik sound’lu bir albümdü. Yeni albümünüzde rock hâkim. Elektronikten neden uzaklaştınız?
İlk sahneye çıkışım 1996 yılına denk geliyor ama öncesinde de bir sürü grupta solistlik yaptım ve hep rock söylüyordum. Uzun yıllar da rock söylemeye devam ettim, Kemancı’da falan. Dünyada elektronik müziğin doğuşuna şahit olmak ilginç bir tecrübeydi. Çok cezbetmişti beni. Ama albümü yaptıktan sonra kimse basmak istemediği için bir-iki sene elimde gezdirdim. Sonra belli bir kitlesi oldu ama uzun süre konser veremedim, iyi satmadı. Kendimce çalacak yerler aradım. Bütün bunlar beni biraz küstürdü. Diğer yandan sahnede rock söylerkenki yüksek enerjiyi, elektronik müzikle hiç yakalayamadım. Elektronik müzik daha bireysel bir müzik bence. Dans müziğini ayrı tutuyorum tabii, o daha kitlesel bir şey. Ama şarkılarıyla bir şeyler anlatmak isteyen biri olarak, elektronik müzik bana yeterli enerjiyi ve dinamizmi veremedi. 

1996’ya dönersek o zamanki grubunuz Zeytin’den başka bir elemanın da, Şehnaz Sam’ın da geçtiğimiz aylarda bir albümü çıktı. Dinlediniz mi?
Evet, dinledim ve çok beğendim. O ‘Anadolu pop’u çok sever. Albüm de tam istediği tarzda olmuş. Umarım her şey iyi gider. 

90’lardaki gruplar, Zeytin, Volvox şimdinin kadın rock’çılarını yetiştirdi. O yıllar bayağı verimliydi bu konuda ama arkası gelmedi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
90’lar süper bir dönemdi. Ama 90’ların başında sadece pop vardı. MFÖ, rock ile pop arasında ince bir çizgide duruyordu. Bulutsuzluk Özlemi falan da kıyıda tutuluyordu. Şebnem Ferah, Özlem Tekin gibi isimler 90’ların ikinci yarısında ortaya çıktı. Ve o zaman albüm satışları 500-600 bin civarındaydı. Şimdiyse önemli isimler 18-20 bin satış rakamlarında kalıyor. O zamanlar bu kadar müzik kanalı, internet yoktu. Müzik daha zor ulaşılır bir şeydi. Şimdiyse bütün dünya elinin altında. Yapılanlar çok kıymetli gelmiyor insanlara sanırım. Çağ değiştiği için müzikteki starlık kavramı da kayboluyor. Ki bence bu, aslında sağlıklı bir şey. 

Daha sık albüm yapacağınızı söylediniz. Bundan sonraki proje ne olacak?
Yan projelerde seslendirdiğim, sözleri başkalarına ait şarkıları bir albümde toplamak gibi bir niyetim var. Gittiğim misafirliklerin albümü gibi bir çalışma olmasını düşünüyorum. Ara sıra kendimden uzaklaşıp başkalarının işlerine musallat olmak iyi geliyor bana. Sürekli kendimi didiklemek yoruyor. Kendimi didiklemek demek, geçmişimdeki meseleleri didiklemek çünkü. Hem yoruyor, hem sıkıyor... 

Eurovision’a katılmayı düşünür müsünüz?
İstesem de beni almazlar ki. Ben öyle dans falan edemem. Eurovision’da hem at gibi koşturacaksın, hem dans edeceksin, hem tüller müller hem de şarkı söyleyeceksin... Hiç bana uygun bir şey değil. Gençken Roxy Müzik Günleri’ne filan katılmak güzel bir şey ama belli bir deneyim ve yaştan sonra yarışmaya katılmak bana abes geliyor. 

‘Kadınlar ölmeden bu kitabı okumalı’
“(...) Bazı kitaplar, tıpkı bazı şarkılar, bazı yeni arkadaşlar gibi insanın karşısına tam da çıkması gereken zamanda çıkar. O anda tam olarak buna ihtiyacınız vardır. Clarissa Pinkola Estes ve ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’la tanışmam da böyle oldu. Estes’in adını daha önce duymamıştım. Meğer dünyaca tanınmış bir Jung’cu psikanalist olmasının yanı sıra bir şair ve cantadora’ymış (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi)! ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı 20 yılda tamamlamış. Kitabı ilk şarkılarımı yazdıktan sonra, yenilerini yazmadan önce, sadece ‘durduğum’ dört yıllık (bana göre ‘kayıp’) bir dönemin sonlarında okudum. İnsanlığın ortak bilinçaltını yansıtan, hepimizin bildiği ‘masum’ masallar ve Estes’in bu masallar aracılığıyla sunduğu işe yarayan terapiler sayesinde, kadınların benimsemeye çok hazır olduğunu düşündüğüm çıldırtıcı bir eziklik ve yetersizlik duygusunun coğrafyamıza özgü bir maraz olmadığını anlamak, kısmen de olsa bununla nasıl baş edeceğimi öğrenmek hayat kurtarıcı bir deneyim oldu benim için. Kadınların ölmeden önce okumalarını önereceğim tek kitap olsa, bunu önerirdim...
(Aylin Aslım’ın 2005’te Radikal Kitap’a yazdığı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’ kitabının tanıtımından...)