'Kürtleri tatmin, Türkleri ikna etmek gerekli'

'Kürtleri tatmin, Türkleri ikna etmek gerekli'
'Kürtleri tatmin, Türkleri ikna etmek gerekli'

Fatma Bostan Ünsal, siyaset bilimi üzerine eğitim aldı. Kadın, ırkçılık ve ayrımcılık konulu çok sayıda uluslararası toplantıya katıldı. Noam Chomsky den Korsanlar ve İmparatorlar , Dani Rodrik ten Küreselleşme Sınırı Aştı mı? gibi kitapları Türkçe ye çevirdi. FOTOĞRAF: SELAHATTİN SÖNMEZ

AK Parti'nin kurucu üyelerinden olan ve yıllardır partisine yaptığı 'insan hakları' mercekli eleştirileriyle tanınan Fatma Bostan Ünsal, şu aralar siyasete Twitter'da devam ediyor. Hem de çok daha sert dokundurmalarla... AK Parti içinde 'can sıkan bir kadın' olmayı konuştuk
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Fatma Bostan Ünsal, AK Parti’nin kurucu üyelerinden. Uzun süre ınsan Haklarından Sorumlu Başkan Yardımcılığı yaptı. Hâlâ AK Parti’nin sitesinde bu sıfatla tanıtılıyor üstelik.
Fatma Hanım’ın bu görevi bıraktıktan sonra da insan hakları meselelerinden uzaklaşmayan ve sıklıkla partisiyle çelişen çıkışları oldu. Daha tezkere oylanmadan Irak’a canlı kalkan olarak gitmişliği var. AK Parti’nin bir kampında yine partisinin aksine, “Cumhurbaşkanını bu Meclis seçmemeli” dediği konuşuldu. Taş atan çocukların Ağır Ceza’da yargılanmaması için kampanyalara destek verdi.
Kendisi son seçimlerde Ankara’dan milletvekili aday adayıydı ve başörtülü bir adayın Meclis’e girmesi için partisini sıkıştırdı. Listeye alınmayınca bir AK partili olarak bağımsız başörtülü aday Aynur Bayram’ı desteklediğini açıkladı. 

‘20 insanımız nasıl yandı?’ 

Başkent Kadın Platformu dışında şu anda aktif siyaset yapmıyor ama bir kurucu üye olarak yaptığı AK Parti eleştirileri sürüyor. Bir süredir Twitter’da yazdıkları parti çizgisini zorlayacak cinsten.
Örneğin Silvan saldırısının ertesinde “Oya Baydar’a katılıyor, 20 gencimizin ölümünden asker sivil hepimizin sorumlu olduğunu düşünüyorum” yazmak, 13 yerine 20’yi telaffuz edebilmek bile bir şey demek. “Cemil Çiçek’in de onayladığı demokrasiden yana olmak öncelikle 20 insanımızın nasıl yakıldığının halk tarafından bilinmesini gerektirir” diyebilmek de… “Kendini yakarak sesini duyurmaya çalışan yavrumuz 18 yaşındaki Evrim’in dillendirdiği konuda hiçbir şey yapamayan büyük olmanın utancı...” başka tür bir hassasiyet. “Ben de herkes bebek doğar diyorum, aman halkı askerlikten soğutma suçu islemiş (mi) oldum Mehmet Atak gibi...” gibi…
Fatma Bostan Ünsal’la bu farklı parti bağını, AK Parti içinde ‘can sıkan bir kadın’ olarak durmayı konuştuk. 

Önce şu milletvekili adaylığı sürecinizi konuşsak. Siyasete girdiğinizden beri milletvekilliğinin şart olmadığını, siyaset yapmanın farklı biçimleri olduğunu söyleyen siz, son seçimlerde Ankara’dan aday olmaya nasıl karar verdiniz?
şu da bir gerçek ki Türkiye’de yaşayan kadınların yüzde 65’i temsil edilmiyor. Bu çarpık bir durum. Bunun düzeltilmesi gerektiğini düşünüyordum. Bu yüzden aday olmam gerektiğimi söyledim. Bir yandan benim için önemli olan Birinci Meclis’tir. Türkiye’nin problemlerini çözen, istişare mekanizmasının çok güçlü olduğu bir Meclis’tir. Bu yüzden saygındır. Ondan sonraki meclisler, bir parti başkanının ve çeşitli güçlerin atadığı milletvekillerinden oluşur. Hem başörtü meselesini, hem Kürt meselesinin bunca yıldır çözülememiş olması zaten gerçek Meclis gibi olmadığı açıklar. 

Böyle yola çıktınız. Ama partinizden beklediğiniz desteği görmediniz. Listeye alınmadınız.
Evet, bence partim yanlış yapmıştır. Yine de TÜSıAD, KADER gibi kurumların bu noktaya gelmesi takdir ettiğim bir süreç oldu. Genelde başörtülü milletvekiline sıcak bakmayan unsurlar bile çok normal bakmaya başladı. 

Hiç tanımayan birine kendinizi anlatırken, AK Parti’nin adını kaçıncı sırada zikredersiniz?
Bilmem, böyle düşünmemiştim. Siyasete ilgimden bahsederken “AK Parti milletvekili aday adayıydım” diyorum galiba. Veya Türkiye meseleleri konuşulurken, özellikle statükonun kabullerinden farklı bir şey söyleyeceksem AK Parti kurucu üyesi olduğumu özellikle ekliyorum. 

AK parti kurucu üyeliği ne getirir bir insanın hayatına?
Bana büyük bir sorumluluk getiriyor. BDP ’li ve MHP ’li seçilmiş milletvekillerininin Meclis’e girmemesinden ben kendimi sorumlu tutuyorum mesela. Özellikle iktidarın inisiyatif alabileceği bir nokta varsa, ben otomatik olarak kendimi sorumlu görüyorum. 

Bireysel kararlarınızın parti politikası gibi değerlendirilmesi gibi bir durum da olabiliyor. Irak’a canlı kalkan olarak gittiğinizde bu yaşanmıştı örneğin.
AK Parti hükümeti olmasaydı böyle radikal bir karar alır mıydım ben de bilmiyorum. Çünkü partim savaş taraftarı olduğunda ben kendimi daha çok sorumlu hissediyorum. 

Sizin türlü başlıklarda partisiyle çelişme cesareti olan bir kadın olduğunuzu biliyoruz. Bir süredir Twitter’dan gündeme dair fikirlerinizi yazıyorsunuz. Silvan’daki çatışmanın hemen ertesinde “Cemil Çiçek’in de onayladığı demokrasiden yana olmak öncelikle 20 insanımızın nasıl yakıldığının halk tarafından bilinmesini gerektirir”, “Oya Baydar’a katılıyor 20 gencimizin ölümünden asker sivil hepimizin sorumlu olduğunu düşünüyorum” yazdınız. AK Parti’yle aranızdaki makas açılıyor mu?
Güçlüdür, destekleyebilirsiniz. Ama itikadımızda şu vardır: Kötülüğe karşı elinizle, yetmiyorsa dilinizle, o da yetmiyorsa kalbinizle karşı durmak gerekir. Twitter benim dilim oldu. Bu daha çok dillendirilse, herkes bu noktaya gelebilir. Statükoyla, bir şekilde güçlü olmalarıyla ilgili. ‘Non-konformizm’ çok zor bir şey. Gerçek bir alternatif olarak önlerinde dursa insanların destekleyeceğine inanıyorum ben. 13 şehit yerine, 20 ölümüz diyeceklerdir. Ama işte statükonun devamında mahzur görmeyenler, değiştirmeyi göze alamayanlar ve de medya yüzünden böyle gidiyor. 90’larda yaşadıklarımızdan bir şey öğrenmeden o yıllara dönmek çok yazık. Sonuçta sizin de çabanız, benim de çabam o yıllara dönmemek. şu ara istişare zemininin kaymakta olduğunu görüyorum, ki bu çok tehlikeli. Yıllardır Kütlerin asimile olduğunu söylüyoruz değil mi artık rahatlıkla? Bunun çıkardığı bir fatura var önümüze, onu ne yapacağız? 

Konuşurken statüko, iktidar dediğinizde soyut bir kavram gibi oluyor. Ama eleştirdiğiniz şeyin tam ortasında AK Parti var. Bu nasıl oluyor? Ayrılmayı düşündünüz mü?
Partim iyi bir şey yaptığında sevinirim, dua ederim. Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz. Yanlışları söylemek görevimdir. şu an için fikirlerimi tartışabileceğim aktif bir konumda olmasam da ayrılmayı düşünmedim. Sonuçta statüko haksız olabilir. 2002 seçimlerinde YSK, Tayyip Erdoğan’ın seçilme şartlarını haiz olmadığını söylemişti. Bu haksızdı. Kamuoyu vicdanında da haksız olduğu için değişti. Statüko haksız diye bunu sürdürmemiz gerekmiyor. ınsan haklarını ihlal ediyor mu, yanlış mı doğru mu konularında münazaraya açık olmalı. 

Bugünün AK Partisi tam da bu konularda münazaraya ne kadar açık?
Tabii ki yüzde yüz sağlanamaz. Bu herhalde cennette olur. 

Dünya yüzünde umut yok mu yani?
(Gülüyor) Ben de öyle düşünüyorum bazen. Olması gereken bu; başörtüsü meselesinde de, Kürt meselesinde de… Bize düşen haksız statükoya karşı tavır almaktır. 

‘Kürt meselesi yoktur, bazı Kürt kardeşlerimin sorunları vardır’, size umut veren bir bakış açısı mı?
O, seçim döneminde geçerli, milliyetçi seçmeni yanına alma yönünde bir ifade, bir argüman diye düşünüyorum. Yoksa Başbakan’ın gerçek kanaati değil bence. O zaman tek TRT şeş kalır elde; onu da istemiyor insanlar. Anadilde eğitim istiyorlar. Faili meçhullerle ilgili komisyon kurulması çok anlamlı. Aslında öyle güzel bir zemin var ki… Sonra Kürt meselesini çözecek yöntemler için halk oyu sağlayacaktır faili meçhulleri aydınlatmak. Halk şimdiye kadar mainstream medya tarafından pompalandı. Benim bazı arkadaşlarım dahil, insanların aklına Kürt deyince terörist geliyor, inanamıyorum. Her konuda benimle aynı düşünebilecek bir arkadaşım bu. Yapılacak olan şu: Kürtleri tatmin, Türkleri ikna etmek gerekli. Türkleri ikna etmek için de konuşmamız, kamuoyunun bunları bilmesi lazım. KCK davası önemlidir. Hatta belki de özel yetkili mahkemeleri kaldırmak anlamlı. Hazır CHP de söylemişken. Ahmet şık, Nedim şener davası, KCK, hatta Ergenekon… Anlaşılıyor ki tutukluluk ceza gibi gözüküyor. AK Parti olarak bize özgürlükçülük yakışır, ben öyle düşünüyorum.

‘Çok ayrıksı duruyorsam, gerisi partiye düşer’ 
Partinin kuruluşundan beri içeride can sıkan bir kadınsınız. Kurucu üyeliğinize hürmeten mi susuyorlar?
Bilmiyorum. Eleştiri almıyorum; ne alt düzeyden, ne üst düzeyden… Gerçekten ne düşünüyorlar bilmiyorum. Bu bir zan olur, zandan da kaçınmak lazım. 

Parti içinde sizin durduğunuz yerde duran bir damar var mı?
Ben insan haklarından sorumlu başkan yardımcısıyken gayet güzel anlatıyordum her şeyi. Ama maalesef şu anda bu ifadeleri duyacak atmosfer yok. 

Türkiye’de mi yok, Ak Parti’de mi?
Parti içinde zaten fazla konuşulmuyor, bunu söyleyebilirim. Örneğin ben o görevdeyken Kürtçe’nin serbestliği konuşuluyordu ve o kadar korkuluyordu, o kadar tedirgin edici bir konuydu ki bu. Ortada bir yasak olunca mutlaka onu savunan birileri çıkar. şimdi hiç kimse Kürtçe’nin yasak olmasını önermez değil mi? Ama işte o zaman Tayyip Erdoğan’ın, o zaman Başbakan da değildi, yurtdışındayken Kürtçe yayınların serbest olabilmesine dair açıklamaları olmuştu. Parti üyeleri burada o kadar endişelenmişlerdi ki. şaşırmıştım buna. Ama yakın zamanda tartışılıyor da yansımıyor mu, bu kısmından emin değilim. 

Twitter’da yazmak başka, bu konularda bir gazeteye söyleşi vermek başka. Bu anlattıklarınız rahatsızlık yaratacak mı partide?
Hiç bilmiyorum. Ben de Bakan Vecdi Gönül’den rahatsız oldum. Hatırlarsınız açıkça tehciri ve mübadeleyi savundu. Ve kendisi bir bakan. O açıklamadan sonra istişare toplantısına katılmıştım. Vecdi Gönül’ün kendisine de ‘Bu uygun değildir’ demiştim. Hemen arkasından Arat Dink ‘Yokluğum Türk varlığına armağan olsun’ diye çok güzel bir yazı yazmıştı. Hiç kimsenin derdi değildi. Nihayetinde bakan ve çok kötü bir şey söylemiş. Benim için önemli olan söylediğimin doğruluğu, kim ne derse desin. Doğru söylüyorsam insanlar dikkate alır, destekler bence; en azından içlerinden… Çok ayrıksı duruyorsam da, gerisi partiye düşer.