Kusurlarıyla parlıyor

Kusurlarıyla parlıyor
Kusurlarıyla parlıyor
Hiçbir yerinden fire vermeyen, bol cilalı yeni nesil fantastik filmlerin yanında 'Frankenstein, Ölümsüzlerin Savaşı' kusurlarıyla değerli.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Artık bir yenisini daha duymaya tahammül edemeyeceğiniz yapmacık mitolojik arka-hikâyelerden birisiyle açılıyor ‘Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı’ (I, Frankenstein). Güya gotik binaların köşebaşlarınde nöbet tutan çörtenlerle (tuhaf ama İngilizcesi ‘gargoyle’ daha tanıdık) iblisler arasında yüzyıllardır, sonucu insanoğlunu da etkileyecek bir savaş sürüyor. Frankenstein’ın yaratığının (gelmiş geçmiş en yakışıklı canavar olarak Aaron Eckhart) ortaya çıkmasıyla da kavga iyice kızışıyor. Sonrası malum; hamasi cümleler, kimsenin umrunda olmayacak çatışmalar, bir ‘kutsal’ savaştan diğerine koştur koştur giden hikâye örgüsü... İyiyle kötü arasındaki savaşın bu kadar utanmazca keskin çizgilerle resmedilmesinin zamanı geçmedi mi artık diye düşünürken, ‘Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı’ CGI âleminde durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Çörtenler öldüğünde içlerinden çıkan bir ışık huzmesiyle göğe yükseliyor, iblisler ise alev alarak yerin dibine yollanıyor. Bundan daha barizi yapılabilir mi? 

Peki tüm bu handikaplar, yerine oturmamışlıklar, hamaset yine de ilgi çekici bir filme doğru gidebilir mi? Tuhaf ama ‘Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı’nda cevap evet. A sınıfında oynayan dev bütçeli ağabeylerinin yanında ‘Underworld’den tanıdık Kevin Grevioux’nun kendi grafik romanından senaryolaştırdığı ‘Frankenstein, Ölümsüzlerin Savaşı’nın naifliğinde yine de rahatlatıcı bir şey var: B filmleri geleneğiyle kurduğu bağ. 

Tabii ki 1930’ların B filmlerinde alttan alta parlayan yaratıcılığa ‘Frankenstein: Ölümsüzler Savaşı’nın da ulaştığını iddia edecek değiliz. Ama senaristlikten gelme yönetmen Stuart Beattie’nin filmin kusurlarını kapamaktaki meziyetsizliği, B filmi ruhunu az da olsa yeniden beyazperdeye çağırıyor. Misal, Yvonne Strahovski’nin cesetleri yeniden hayata geçirmek gibi zorlu bir işe girişmişken endamından da vazgeçmeyen bilim kadını, nuhnebiden kalma bir B filminde de hiç sırıtmazdı. Ya da Aaron Eckhart’ın üzerine hiç oturmayan canavar rolünü öylesine kuşanmışlığının zevki, varoluşsal buhranlar geçiren doğa ötesi başka kahramanlarda bulunabilir miydi? Kötü CGI ise B filmlerindeki eski usul beceriksiz film hilelerinin yeniden hayata geçirilmiş hali gibi... Her şeyin tıkır tıkır işlemesi için ordu büyüklüğünde ekiplerin çalıştığı, hiçbir yerinden fire vermeyen, cilası parlak yeni nesil fantastik filmlerin yanında kendini salıvermenin hoşluklarını hatırlatması ise ‘Frankenstein: Ölümsüzler Savaşı’nın en büyük meziyeti.


    ETİKETLER:

    Bilim

    ,

    İddia

    ,

    doğa

    ,

    film

    ,

    kavga