Kusurlu cinayetin kusursuz filmi

"... ve işler karışır" ya da "... ancak hiçbir şey planladığı gibi gitmez".
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

"... ve işler karışır" ya da "... ancak hiçbir şey planladığı gibi gitmez". Her türde film için yazılan tanıtımların favori son cümlesi olmakla birlikte, en çok da tipik kara film düğümünün habercileri. Buralara ilkin AFM Bağımsız Film Festivali'yle uğrayan The Man Who Wasn't There / Orada Olmayan Adam, böyle bir düğümün, tahmini mümkün olmayan şekilde çözülüşünün filmi. Tabii sadece bu kadar değil. Cool sesiyle, baş kahramanı olduğu hikâyeyi anlatan berber Ed Crane (Billy Bob Thornton) ve çevresini saran insanlar üzerine söylenebilecek çok şey var. Coen'lerin, zekânın ve virtüozitenin önünde secdeye varan üslûbu, kimilerine göre içeriği gölgeleyen bir dolambaç. Şu var ki, Coen'leri paha biçilmez kılan, asla sadece anlattıkları hikâyeler değil, onları nasıl anlattıkları ve nihayetinde doğrudan sinemanın kendisiyle kurdukları ilişki. Hikâyelerine gelince, her zaman mühim kategorisinde şeylerden bahsedip hiçbir zaman tam anlamıyla ciddi olmadılar zaten. Böylece de, kendini aşırı ciddiye almaktan mahkûm edilebilecek bir Coen filmiyle karşılaşmadık henüz. Orada Olmayan Adam da haliyle aynı yolun yolcusu. Fakat son iki filmleri Büyük Lebowski ve Nerdesin be Birader?'den farklı olarak, Orada Olmayan Adam son derece ağır bir tempoda ilerliyor. Filmin tonu, Ed Crane'in mütemadiyen içtiği sigaraların dumanına benziyor. Her izleyişte,
seyir keyfinin kat sayısı da artıyor. Olayların hazırlık aşamasını izlerken bir sonraki adımın gelişmelerini biliyor olmak, ironi kokusunu daha da keskin hale getiriyor çünkü.
Siyah ve beyaz
Orada Olmayan Adam, kökünü, (neredeyse etiketi haline geldiği üzere), Double Indemnity ve The Postman Always Rings Twice gibi 40'lı yılların klasik kara filmlerinin arazisine salmış durumda, ki her ikisinin de yazarı olan James M. Cain'in damgası niteliğini taşıyan, sıradan insanlararası bir domestik cinayet örgüsüne sahip. Fakat filmi, "bir film yapsak, şöyle 40'ların kara filmleri gibi olsa" temennisine indirgemek haksızlık olur. Evet, temelinde cinsellik yatan ve suç, günah, hırs, ikiyüzlülük etrafında en insani motivasyonlarla dolaşan cinai bir çorap söküğü, aynı zamanda filmin dışsesi olan pesimist bir baş kahraman var ortada ve de 1940'larda, küçük bir kasabada geçiyor. Bunların üzerini ise, ucu UFO'lara kadar uzanan Coen absürdlükleri ve öncüllerinde daha ziyade manidar hayat rastlantıları olarak görülen, her yeri sarmış belirgin bir ironi dalgası kaplıyor. Orada Olmayan Adam, yâd etmemize neden olduğu sinema tarihinden çok, eski bir türün ikonografisinde özgün biçimde dolanabilmek üzerine bir ders.
Renkli çekilip sonradan siyah - beyaz'a aktarılan filmin, klasik Coen tayfasından Roger Deakins imzalı görüntü ziyafeti, detay planlarından ışığına kadar 'eski bir yurttaşı', Kane'i anmamıza sebep olacak kadar ince ve kusursuz hesapların ürünü. Filmin renklerindeki yüksek kontrastın karşılığını, hikâyenin içinde karşımıza çıkan durumlar ve karakterlerde bulmak mümkün. Bunun için, Camus'nun Yabancı'sıyla
'kısmi' ruh birliği içindeki Ed Crane ve karısı Doris'e (Francis McDormand) bakmak kâfi. Bilemeye kalktığı anda bir felaket silsilesi ortaya çıkaran hırslarını törpüleyip dümdüz etmiş, sessiz, ketum Ed ve gayretkeşliğine rağmen bir hayalperest de olmayan, iş bilir, çok konuşkan Doris arasında, siyahla beyazın karşıtlığı ve müthiş uyumu var.
Kara filmlerde pek alışkın olmadığımız biçimde klasik müzikle bağ kuran Orada Olmayan Adam, görsel temposu artmadan devri artan bir 'etme, sonra da yanlış sebepler yüzünden bulma' dünyasında geçiyor. Yıllardır kayınbiraderinin (Michael Badalucco) berber dükkânında çalışan ancak kendini bir berber olarak tanımlamayan Ed, karısıyla patronu Big Dave (James Gandolfini)
arasında bir ilişki olduğundan şüphelense de, her konuda olduğu gibi, fazla umursamaz görünüyor. Kartvizitinde 'girişimci' yazan bir müşterisinin (Jon Polito) kuru temizleme işine girmek için 10 bin dolar yatıracak bir ortağa ihtiyacı olduğunu öğrenince, bir kez olsun hayata müdahale etmek adına bu işe hevesleniyor. Parayı bulmak ve belki de kendisi bile fark etmese de bir çeşit dolaylı
intikam alabilmek içinse, Big Dave'e şantaj yapıyor. "Ancak hiçbir şey plandığı gibi gitmiyor..." Joel ve Ethan Coen'in ise, müthiş planları, müthiş biçimde yürüyor.