'Kuvva'dan 'konfor'a Cumhuriyet'in yol ayrımı

'Kuvva'dan 'konfor'a
Cumhuriyet'in yol ayrımı
'Kuvva'dan 'konfor'a
Cumhuriyet'in yol ayrımı
Kemal Tahir'in romanından uyarlanan 'Yol Ayrımı', demokrasi yolunda erken bir adım sayılan 'Serbest Fırka' girişiminin başarısızlığını onun güdümlülüğüyle ilişkilendiren bir dizi.
Haber: TAYFUN ATAY - tayfun.atay@radikal.com.tr / Arşivi

Tarihî romanlarında Kemal Tahir’in resmi tarihle sıkı bir hesaplaşma içinde olduğu ortadadır. Bunu geçen yıl ‘Kurt Kanunu’ dizisini değerlendirirken de vurgulamıştık. TRT bu yıl da aynı türden bir başka Kemal Tahir klasiği olan ‘Yol Ayrımı’nı gösterime soktu.
Roman, 1930’da demokratikleşme adına rejimin bir ‘muhalif’ partiye (Serbest Cumhuriyet Fırkası) geçit verme girişiminin ‘samimiyet’ten uzaklığına vurgu yapar. Bir yanda kurduğu cumhuriyetin dışarda (kendi deyişiyle) ‘dictature’ manzarası sergilemesinden rahatsız; içerde de 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’yla katmerlenen sıkıntılardan kaygılı; o yüzden tüm bunları güdümlü bir muhalefetle soğurma düşüncesindeki Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa vardır. Ama öte yanda da böyle bir muhalefete bile tahammül edemeyecek ölçüde otoriter ‘İsmet Paşa’ (İnönü) hükümeti. Arada da önce Paris’ten çağrılıp ‘Gazi Paşa’ tarafından yeni parti kuruculuğuyla takdir edilen, sonra da herkesçe bol bol ‘tekdir’e uğrayıp neye uğradığını şaşıran Fethi (Okyar) Bey...
Kemal Tahir ‘sosyalist’ mesafeden ve hicvi ironiyle birleştirerek bu manzarayı çekici bir kurguya uğratmıştır. Dizi de aynı çekicilikte özenli bir çalışmanın ürünü ve dinamik bir başlangıç yaptı. Bunda Göksel’in ‘Seyyan Hanım’ rolünde söylediği tangolarla yaptığı muhteşem katkının payı var tabii. Ama ondan öte dört dörtlük bir senaryo, yönetmenlik ve oyuncu performansıyla karşı karşıya olduğumuzu eklemezsem haksızlık ederim.
İlk bölümde dönemin ekonomik, toplumsal ve siyasal acı gerçekleriyle dolu iki karşıt kesit üzerinden yol alındı. Bir tarafta üç aydır maaş alamadığı için perişan, istiklâl madalyalı ‘Kuvvacı’ öğretmen Ramiz (Ahmet Uğurlu); öbür tarafta ‘Buhran’da bile hayli yüksek maaş ödenen mebuslar... Bir tarafta elektriksiz memleket evleri (“Ne bekliyordun Ramiz Efendi; Cumhuriyet hükümetinin bedava elektrik verecek hali mi var?”); öbür tarafta bir ışık seli eşliğinde Cumhuriyet baloları... Ve bir tarafta (Kemal Tahir’in kendisi olması muhtemel) gazeteci Murat’ın (Engin Altan Düzyatan) dillendirdiği üzere, işsiz güçsüz insanlar, sinek avlayan çarşılar, öylece oturan esnaf; öbür tarafta alabildiğine zevküsefa içinde yönetici elit... İzlediklerimiz, ‘yol ayrımı’nın ne olduğunu düşündürecek mahiyette. İdealist bir ‘Kuvvacı’, halkçı, devrimci ruhla yola koyulan Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun nasıl ayrıcalıklı bir bürokrasi olarak tabakalaşıp konformist bir ‘sınıf’ haline gelmeye başladığını görüyoruz.
Haliyle böyle dizilerde göz ister istemez Atatürk ’ü canlandıran aktöre takılacaktır. Yavuz Sepetçi’nin performansı hem görsel, hem edimsel, hem de ‘ruhsal’ açıdan sıradışı bir inandırıcılıkta. Daha ötesi var: Kolay değil, hem eser mucibince otoriter ve ürkütücü, yani eleştiriye uğratılan, ama hem de küçültücü, aşağılayıcı olmayıp saygınlık ve sempati hissi uyandıran bir Atatürk canlandırmak zorundasınız! Bu zorluğun üstesinden gelmiş Yavuz. Ona da diziye de tam not!..