Kuyumcu cinayetinin sırrı

17Aralık 1994... Antalya Kemer'deki İstanbul Kuyumcusu'nda çalışan 21 yaşındaki Ali İmran Karslı, iki günden beri haber alamadığı patronunun evine geldi.
Haber: SEVİNÇ YAVUZ / Arşivi

17Aralık 1994... Antalya Kemer'deki İstanbul Kuyumcusu'nda çalışan 21 yaşındaki Ali İmran Karslı, iki günden beri haber alamadığı patronunun evine geldi. Saat sabah 07:30 sularıydı. Eve gitmesini tatil için gittiği Konya'dan arayan, İbrahim Sevinir'in eşi istemişti.
Karslı, önce zile bastı. Bekledi. Kapı açılmayınca bahçeden dolaşarak balkona çıktı. Kapı aralıktı. İçeri girdi. Salonun ortasındaki halının üzerinde kan izleri gördü...
Karslı'nın ihbarı üzerine eve gelen inceleme ekibi, incelemeye giriş kapısından başladı. Dış merdivende kan izleri vardı. Biri kan izlerini yok etmek için epeyce uğraşmış ama başaramamıştı. Polislerden biri, birkaç basamak aşağıda merdivenin sol tarafında takma diş buldu. Dişin üzeri kanlıydı. Sevinir'e ait olabileceği düşünülerek diş poşetlendi.
Dişin, kan izlerinin bulunduğu merdivenden daha aşağıda olması polise, yaralı birinin evden çıkarıldığını düşündürdü. Bunun üzerine bahçe kapısına doğru iz sürüldü. Polis haklıydı. Kapının hemen yanındaki çiçeklerde de kan lekeleri vardı.
Boğuşma yok
Ekip tekrar eve yöneldi. Evin cadde tarafındaki balkonunda çamurlu ayak izleri vardı. Polis, izlerin katile ait olabileceğini düşünüyordu. Salon dağınık değildi. Boğuşma yaşandığını gösteren bir ipucu göze çarpmıyordu. Üst kata çıkan merdivenlerin başında ise, kurumuş ve silinmeye çalışılmış kan lekeleri vardı.
Son ilginç bulgu ise, giriş kapısının sol tarafındaki ayakkabılığın üzerindeydi. Buradaki erkek terliklerinden birinin altında kan lekeleri vardı. Ancak kanlı terlik bulunduğu yere itinayla yerleştirilmişti. Üstelik de kanı silinmeden.
Evden sonra inceleme yapılan yer işadamının sahip olduğu İstanbul Kuyumcusu oldu. Dükkanın kapısında ya da pencerelerinde herhangi bir zorlama yoktu. Ancak kasa boşaltılmıştı.
Polis ilk olarak tezgahtar Ali İmran Karslı'nın ifadesine başvurdu. Karslı, üç yıldır Sevinir'in kuyumcu dükkanında çalışıyordu. Her sabah dükkanı açan oydu. Kasanın şifresi dahil bütün güvenlik sistemini biliyordu. Olayın ilk görgü tanığıydı ve anlatacakları polis için önemliydi. Ancak Karslı, verdiği ifadeyle polisin elindeki önemli delillerden birini çürüttü. Çünkü Karslı'ya göre balkondaki ayak izleri kendisine aitti.
İlginç ifadeler
Ayrıca evde yapılan parmak izi araştırmasında da kullanılabilir bir iz bulunamadı. Ancak, Ali İmran Karslı ve Sevinir'in evdeki yardımcısı Ayşenur Hizarcı'nın ifadeleri olayın seyrini değiştirdi.
"Olaydan bir gün önce dükkana tanımadığım biri geldi. Kemer'de kuyumcu dükkanı açmayı planladığını söyledi. Güvenlik sistemi hakkında bilgi almak istiyordu. Yanında başka biri yoktu."
"Olay günü saat 19:30 sıralarında İbrahim Bey'in evine telefon geldi. Arayan adam, beyefendinin evde olup olmadığı sordu. Olmadığını söyledim daha sonra hanımımın nerede olduğunu sordu. Konya'ya gittiğini söyledim. Kim aradı diye sorunca telefonu kapattı."
Dükkana gelen kişiyi Karslı tanımıyordu. Telefon eden kişi de ismini vermemişti. Ama telefon kayıtları incelendiğinde temizlikçinin söylediği saatlerde Sevinir'in evine Kemer'deki telefon kulübelerinden birinden telefon edildiği anlaşıldı. Ayrıca Sevinir'in meslektaşı Yüksel Ünal'ın anlattıkları olayın planlı olduğunu gösteriyordu.
"O gün saat 11:00 sıralarında biri dükkana gelip kuyumculuk yapmak istediğini, daha önce kuyumculuk yaptığını ve dükkan aradığını söyledi. Kemer'den tanıdığım Orhan Tümbek ise bu sırada bej rengi bir Şahin'de oturuyordu. Bilgi almak isteyen kişi, dükkanın alarm sistemini, kasada alarm olup olmadığını, alarmın kaç dakika devam ettiğini ve mücevherleri nereden aldığımızı sordu. Daha sonrada ayrılıp gitti."
Artık polisin elinde bir kuşkulu adı vardı: Orhan Tümbek... Polis, bu ifade üzerine Tümbek'i aramaya başladı. Tam bu sırada Ali İmran Karslı'dan gelen bir haber davanın seyrini bir anda değiştirdi. Karslı, yatak odasında bir tabanca bulmuştu. Söylediğine göre tabanca ona ait değildi ve nereden geldiğini bilmiyordu. Yine de bu durum Karslı'yı kuşkulular listesinin başına yerleştiriyordu.
Bu gelişmelere rağmen polisin öncelikli işi, Sevinir'e ulaşmaktı. Ölü ya da diri... İlk somut bilgi Sevinir'in kaybolmasından üç gün sonra Antalya'dan geldi. Sevinir'in arabası bir otoparkta bulundu. Araba kanlıydı.
Evdeki kan lekeleri otomobildeki kan izleriyle karşılaştırıldı. İkisi de Sevinir'e aitti. Bu arada Sevinir'in eşinin ifadesi Karslı üzerinde toplanan kuşkuları güçlendiriyordu. Çünkü Sevinir'in eşi, Karslı'dan gece eve gitmesini istemişti. Oysa Karslı o gece patronunu telefonla aramakla yetinmiş, evine gidip kontrol etmemişti.
Bir hafta sonra
Antalya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Arabacı, cesedin üzerindeki gazeteyi kaldırdı. Ceset, 60 yaşlarında bir erkeğe aitti. Yüzüstü yatıyordu. Tanınmaz haldeydi.
Adli Tıp Kurumu Uzmanı Celil Demircan'ın otopside bulacağı cinayete ilişkin herhangi bir bulgu savcı için yeni bir dosya demekti. Demircan, otopsiye dış muayeneyle başladı. Ceset yaklaşık 60 yaşlarındaydı. Saçları kırlaşmıştı ve uzun boyluydu.
Otopsi ilerledikçe cesedin ölüm nedenine ilişkin bulgular da tek tek ortaya çıkıyordu. Demircan'ın ilk dikkatini çeken boyundaki kırıktı. Bu adamın, yüksekten atıldığını gösteriyordu. Ayrıca cesedin yüzünün sol tarafında ateşli bir silah yarası vardı. Sonrasını Demircan anlatıyor:
"Karın bölgesinde av tüfeği saçma taneleri topluca girmiş. Bunu tespit ettik. Ayrıca karın bölgesinde bu av tüfeğinin fişeğinde bulunan plastik tapa bulduk. Karın bölgesi açıldığından içeri kum taneleri girmiş. Bunların içinde de saçma taneleri bulduk."
Bulgulara göre adam, bir metrelik mesafeden tüfekle vurulmuştu. Atış yakından yapıldığı içinde karın bölgesine saçma taneleriyle birlikte giysi parçaları da girmişti.
Teşhisi ise, İbrahim Sevinir'in oğlu yaptı. Karşısında cansız yatan adam, bir haftadır aradığı babasıydı.
Sevinir bilmecesinin ilk bölümü çözülmüştü. Bir cinayete kurban gitmiş ve soyulmuştu. Şimdi katil ya da katillerin bulunması gerekiyordu. Bu amaçla cesedin bulunduğu yerde ayrıntılı bir inceleme daha yapıldı. Bu incelemede bir tüfeğe ait iki adet boş fişek bulundu.
Kuşkulu listesinde iki kişinin adı vardı, Sevinir'in yardımcısı Ali İmran Karslı ve olaydan bir gün önce kimliği meçhul biriyle kuyumcuları dolaşıp araştırma yapan Orhan Tümbek...
Polis işe, tezgahtarın evinde bulduğunu söylediği tabancayla başladı. Tabancada ne tezgahtar Ali İmran Karslı'nın ne de başka birinin parmak izi vardı. Üstelik Karslı'nın olay gecesi bir arada olduğu görgü tanıkları onu temize çıkarıyordu. Ancak katil ya da katiller geride önemli bir ipucu daha bırakmışlardı. Boş kovan... Polis bu kovanı da olayın cinayet olduğu kesinleştikten sonra yaptığı ikinci aramada Sevinir'in evinde bulmuştu. Bunun üzerine tabancayla birlikte boş kovan karşılaştırma yapmak üzere Adana Kriminal polis laboratuvarına gönderildi.
Laboratuvar uzmanı Ekrem Çaylı'nın raporuna göre, Sevinir'in yüzünü yaralayan atış, tezgahtarın evinde bulduğu tabancadan yapılmıştı. Ancak tabancanın o eve nasıl geldiği sorusu yanıtlanamıyordu.
Ceset bulundu
20 yaşındaki Orhan Tümbek, İbrahim Sevinir'in cesedinin bulunmasından üç gün sonra Isparta'da yakın bir akrabasının evinde yakalandı. Zanlıyı ele verense, Sevinir'e ait altınların 30 milyonluk bir bölümünü Antalya'daki üç kuyumcuya satmasıydı. Zaten alarmda olan polise bundan sonra Tümbek'i takip etmek kalmıştı.
Tümbek aynı gün sorgulanmak üzere Antalya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Arabacı'nın talimatıyla Antalya'ya getirildi. Avukatı nezaretinde polise ve Arabacı'ya verdiği ifade tezgahtar ve diğer tanık ifadelerini doğruluyor, o güne kadar kimliği meçhul kalan ikinci kişiyi de gün ışığına çıkarıyordu:
"Ali Erdem Tirindaz'la arkadaşız. O gün Kemer'e birlikte gittik. Bir kaç kuyumcuya uğradık. O kuyumculardan bilgi alırken ben arabada bekledim. Akşam olunca Ali Erdem, bana 'İbrahim Sevinir'in evine gidiyoruz bana borcu var, onu alacağım,' dedi. Kabul edince birlikte gittik. Adama 'Siz İbrahim Sevinir misiniz?' diye sordu, o da 'Evet,' dedi. Ali Erdem silahı çekti ve iki el ateş etti. Birlikte içeriye aldık. Ali Erdem adamı sandalyeye oturtup 'Seni öldürmek için kiralandık, fakat seninle pazarlık edebiliriz,' dedi. O da cüzdanı çıkarıp Erdem'e verdi. Ama Erdem paranın az olduğunu söyledi. Sonra adamdan dükkanın anahtarlarını ve kasanın şifresini istedi."
Tümbek'in anlattığına göre, kuyumcunun arabasını Tirindaz, kiraladıkları arabayı kendisi kullanmıştı.
"Dükkanda beş dakika kadar kaldılar, alarmı kapatıp geldiler. Ali Erdem adamı arabaya oturtup tekrar dükkana girdi. Yarım saat sonra elinde sarı bir kartonla geldi. Sevinir'e yanında çalışan tezgahtarın evini sordu. Tezgahtarın evine gittik. Işıklar yanıyordu ama içeride kimse yoktu. Ali Erdem tabancayı tezgahtarın yatağının altına koyacağını söyledi ve koyup geldi."
"İki tüneli geçtik. Orada adamı indirdik. Ali Erdem arabadan torba gibi bir şeyi eline aldı ve tüfek çıkardı. İki el ateş etti. Sonra adamı denize atmak istedi, gücü yetmeyince yardım istedi. Kanlı elbiseleri ve boşalttığımız altın kutularından bir kısmını poşet halinde denize attık. Daha sonra Tirindaz'ın eşini yanımıza alarak Burdur'a gittik. Orada çocuk esirgeme yurdunun müdürünün evine gittik ve tüfeği ona verdik."
Yapılması gereken iki şey vardı. Denize atılan eşyaları bulmak ve yurt müdürüne bırakılan tüfeğe ulaşmak. Denizden eşyalar Tümbek'in gösterdiği yerden çıkarıldı. Tüfek de, gerçekten Burdur'da yaşayan Ömer Gülpınar'a bırakılmıştı.
Yurt müdürünün ifadesine göre Tirindaz, tüfeği Sevinir cinayetinden bir ay önce almıştı. Tüfek üzerinde inceleme yapan Antalya Teknik Büro Amirliği'nde görevli Seyit Ahmet İzgi raporuna göre, cesette bulunan saçma taneleri bu tüfekten atılmıştı.
Antalya Cumhuriyet Savcısı Mehmet Arabacı, üç sayfalık iddianamesini Antalya Ağır Ceza Mahkemesi'ne 27 Ocak 1995'te sundu. Orhan Tümbek'le beraber, Sevinir'in çalıntı altınlarını satın alan kuyumcular, Hasan Sarı, Mehmet Parlar ve Hasan Güner de tutuklandı. Ancak diğer zanlı Ali Erdem Tirindaz bütün aramalara rağmen uzun süre bulunamadı.
Cinayetten bir buçuk yıl sonra
Ankara Terörle Mücadele Ekipleri, yasadışı bir örgüte yönelik bir operasyon yürütüyordu. Operasyon çerçevesinde o gün örgüt mensubu olduğu ileri sürülen birçok kişi gözaltına alındı. Bunlardan biri de 31 yaşındaki İsmet Sarı'ydı. Belki de örgüt soruşturması olduğu için bir gün gibi kısa bir sürede İsmet Sarı kimliğinin sahte olduğu ve asıl kimliğinin Ali Erdem Tirindaz olduğu ortaya çıktı.
İbrahim Sevinir'in öldürülmesi davasına 28 Şubat 1994'te başlandı. Tirindaz, o güne kadar gıyabi yargılandığı duruşmalara Mayıs 1995'ten sonra katıldı.
Tirindaz, duruşmalar boyunca hakkındaki suçlamayı kabul etmedi. Mahkemede suçunu kabul ettiği ilk polis ifadesinin doğru olmadığını savundu. Bu nedenle mahkemeye onlarca şikayet dilekçesi verdi.
Sevinir cinayetinin yargılaması tam altı yıl sürdü. Dava karara bağlanana kadar birçok mahkeme heyeti değişti. Bu süre içinde değişmeyen tek şey Tirindaz'ın dava sürecini uzatan ve savunmayı bile şaşkınlığa uğratan itiraz dilekçeleri oldu.
Bugün...
Ali Erdem Tirindaz, cinayet, gasp ve diğer suçlardan dolayı müebbet hapse mahkum oldu. Cezası Yargıtay tarafından onandıktan sonra suçsuzluğunu ispat etmek amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.
Orhan Tümbek de müebbet hapse mahkum oldu.
Bilerek çalıntı altın almakla suçlanan Antalyalı üç kuyumcu beraat etti.
Ali İmran Karslı, cinayeti üzerine atmaya çalışan Tümbek ve Tirindaz'a dava açtı. Bütün duruşmalara katılarak sanıklardan şikayetçi oldu.
Sevinir ailesi cinayetin işlendiği Kemer'deki evden taşınarak Antalya'ya yerleşti.