La Tartine Gourmande ile harikalar diyarında

La Tartine Gourmande ile harikalar diyarında
La Tartine Gourmande ile harikalar diyarında
Ünlü yemek blog'u yazarı Béa'nın göl kıyısında eski bir av köşkünde verdiği workshop'a katılmak üzere gittiğim İrlanda'da çorba içmek için daldığım restoran, Michelin yıldızlı çıktı. İçeride beni başka sürprizler de bekliyordu.
Haber: DENİZ PALA / Arşivi

Küçük bir çocukken, kendimce hikâyeler uydurup, bunları kaleme alır, yanına da hikâyede yer alan kişilerin resimlerini çizerdim. Bu hikâyeler çoğunlukla İrlanda’nın kırsal kesimlerinde geçerdi. Evdeki Atlas’ı açıp İrlanda’nın ortalarında tuhaf bir ismi olan bir yer seçerdim. Sözde orada yaşayan bir aile olurdu, bunların bir çiftlik evi, çocukların gizli bir kapıdan girilen gizli bir hayatı olurdu… O yaşlarda İrlanda’ya ilgi duymamı sağlayan şey neydi, bilmiyorum. Bir filmde mi görmüştüm? Başka bir hikâyeden mi esinlenmiştim? Belki de isimlerin tuhaflığıydı ilgimi çeken. Bayram öncesi cumartesi sabahı uçakta gözlerimi açtığımda ufukta İrlanda adası belirmişti. İngiltere’yi geçmiş, denizin üzerinden Dublin’e yaklaşıyorduk. Ünlü yemek blog ’u yazarı Beatrice Peltré’nin, namı diğer La Tartine Gourmande’ın yemek styling’i ve fotoğrafçılık workshop’una katılmak üzere buradaydım. Aylarca bu haftayı beklemiştim ve sonunda o an gelip çatmıştı. Çocukluk hayalim gerçek olmak üzereydi. Heyecandan ölüyordum!
Yolum buralara düşmüşken göreyim diyerek kurstan bir gün önce Dublin’e gelip kentin sokaklarında gezindim. Yorgun ve uykusuzdum, otelime birkaç adım mesafede bulunan restoranda bir çorba içer, otele dönüp uyurum dedim. Üstüm başım dağınık, elimde poşetler olduğu halde, Chapter One adlı restorandan içeri girdim. Bir de baktım ki ortalık şıkır şıkır! O kadar dikkatsizce dalmışım ki kapıdan, Michelin etiketlerini saatler sonra, restorandan çıkarken fark ettim. Beni karşılayan kişi (sonradan Chapter One’ın ortağı Martin Corbett olduğunu öğrenecektim) tüm masaların rezerve olduğunu söyledi, daha sözünü bitirmeden de “Nereden geldiniz?” diye sordu. “ İstanbul ’dan” deyince “İstanbul’dan buraya kadar geldiyseniz tabii ki sizi geri çevirmeyeceğiz” dedi. Bir dizi soru sordu, yemek fotoğrafçılığı kursuna gideceğimi de öğrenince, “Yemekten sonra mutfağa gel, seni şefle tanıştırayım” demez mi! Tanıştırdığı kişi Michelin yıldızlı ünlü İrlandalı şef Ross Lewis! Telefonumla mutfağı çekerken Martin “Şunu da çek, bunu da çek” diye bana restoranın tarihçesiyle ilgili şeyler anlatmaya başladı. 2011’deki Dublin ziyaretinde Kraliçe II. Elizabeth’e yemek yaptıklarını, Jameson Whiskey’nin kurucularının geçmişte bu binada yaşadıklarını ve daha pek çok ilginç hikâyeyi peş peşe anlatmaya koyuldu. Ben de en sonunda bu iş böyle olmayacak dedim ve izin isteyerek otele, fotoğraf makinemi almaya gittim. Giderken Martin arkamdan sesleniyordu: “Dönüşte sana Irish Coffee hazırlatacağım! Hem yapılışını çekersin hem de hakiki Jameson Whiskey ile yapılmış kahvemizi tatmış olursun!”
Beş dakika geçmeden geri döndüm ve koşarak mutfağa girdim. Şık bir çift gelmiş mutfağı geziyor, şefle konuşuyordu. Martin kolumdan çekip “Şu adam kim biliyor musun? Kennedy desem? İyi ki geldin, bizim bir fotoğrafımızı çeker misin?” diye sordu. Gelen çift Ted Kennedy Jr. ve eşiydi, yani öldürülen ABD Başkanı John F. Kennedy’nin yeğeni, avukat Ted Kennedy Jr. Kennedy’lerle fotoğraf faslı bittikten sonra Michelin yıldızlı şef Ross Lewis yanıma geldi ve Türkiye ’deki restoranlar, Osmanlı yemek kültürü gibi konularda sohbete koyulduk. Lewis’in Türk mutfağına olan ilgisi beni şaşırttı ve yakın bir gelecekte Türk mutfağının Avrupa’nın yükselen trendi olacağı konusunda hemfikir olduk.
Modern İrlanda mutfağına giriş yapmak isteyenler için iyi bir seçenek Chapter One, üstelik mütevazılıkları ve misafirperverlikleriyle bizim burnu havada restoranlarımıza iyi ders verir!

Caher House’da workshop

Pazar günü, workshop’un düzenleneceği Caher House’a gitmek üzere yola çıktım. İrlanda’nın East County Clare bölgesinde, Lough Graney adlı gölün kenarındaki Caher House adlı eski av köşkünde muhteşem bir hafta geçirdim. La Tartine Gourmande’ın yazarı Béatrice Peltre ile yemek styling’i ve yemek fotoğrafçılığı atölyesinde, dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla, Alison’ın nefis İrlanda yemekleriyle dolu dolu bir hafta. Neler yemedik ki: Füme mezgit çorbası, Shepherd’s pie (İrlanda-İngiltere’ye özgü etli bir pay), taptaze yulaflı üzümlü muffinler, Irish soda bread’ler...(İrlanda’ya özgü bir ekmek) Hafta boyunca çoğunluğu Amerikalı olan kursiyerlerle her gün farklı bir konsept üzerinde çalıştık. Birinci günün konusu, ‘İrlanda çay saati’ydi. Her bir tema için önce ‘Bea’ diye hitap ettiğimiz Béatrice bize kendi deneyimlerini aktarıyor, temayla ilgili kendi styling’ini yapıyor ve kendi tarzınca fotoğraflarını çekip bilgisayardan bize gösteriyordu. Sonrasında ise bizi ikili gruplara ayırıp, her gün farklı bir kişiyle çalışmamızı sağladı. İkinci gün ‘keçi peyniri’ temasıyla ilgili olarak yakınlardaki St. Tola Organik Keçi Çiftliği’ni ziyarete gittik. Peynir üretim tesislerini gezip, taze keçi peyniri tadımı yaptık. Öğleden sonra Caher House’ta yine aynı eğitimden geçtik, önce Béa sonra ikili gruplarla keçi peyniri styling’i yaptı. Üçüncü gün ‘İrlanda’nın balık ve etleri’, son gün ise taze meyve ve sebzelerle ‘İrlanda pazar çantası’ konusu üzerine dersler aldık. Béatrice Peltre, paylaşmaya çok açık, deneyimlerini, bilgilerini tereddütsüz aktaran, dost canlısı biri.
Av köşkündeki son gecemizde, uzun yemek masasının olduğu ve geyik başlarıyla dekore edilmiş (işte evin en kötü yanı!) yemek salonunda şömine yakıp, veda yemeği yedik ve on kişilik grubumuzun bütün hafta boyunca muhteşem bir ekip çalışması örneği gösterdiğine karar verdik. Floridalı Odette kadehini kaldırırken “İçinizde sevimli olmayan tek bir kişi bile yok!” dedi. Danimarkalı yemek kitabı yazarı Sif, California’lı fotoğrafçı Lindsey, bütün hafta sabah, öğlen, akşam o enfes İrlanda yemeklerini hazırlayan, Kanadalı yemek okulu sahibi Alison, hepimiz o gece hem çok eğlendik hem de ertesi sabah birbirimizden, o ihtişamlı evden ve sakin gölden ayrılacağımız için hüzünlendik.
Gelelim Caher House’a… Her sabah bu muhteşem av köşkünde uyanmak, pencereden dışarı her baktığımda ağaçların suya bir önceki günden farklı bir şekilde yansıdığını görmek, fotoğraf makinesini alıp göl kenarına koşmak… Bazen göl kenarındaki mermer banklarda oturup hiçbir şey yapmadan gölü seyre dalmak ve sessizliği dinlemek. Sabah kahvaltısında Alison’ın sıcacık kurabiyelerini, muffinlerini yemek… Bütün gün İrlanda oksijenini ciğerlerime depolayıp gece rüyamda doğa olayları, seller, uzun orman yürüyüşleri görmek… Tüm bunlar bana sanki gerçeküstü bir yerde yaşıyormuşum hissi verdi. Sanırım çocukluğumda hayal ettiğim, İrlanda’nın ortasındaki çiftlik evi, Cathair’de (Caher) bir yerdi…

Ritchie’s Ace Camps


Kanada merkezli Ace Camps’in direktörü Angela Ritchie, doğal, şirin ve yardımsever biri. Dünyanın değişik yerlerinde farklı ilgi alanlarına yönelik 8-12 kişilik kurslar düzenliyor. Genelde lüks bir konaklama seçeneği sunuluyor, hem konaklama hem de yeme-içme açısından son derece güvenilir olduğu için tercih ediliyor. Örneğin Hindistan’da ekim ayında tekstil alanına ilgi duyanlar için düzenleyeceği kabartma baskı workshop’unun kayıtları 10 saniyede dolmuş. Kurslara başvuru genelde bir yıl kadar önceden yapılıyor. Workshop’larla ilgili bilgiye http://ritchieacecamps.com/ adresinden ulaşılabilir.