Las Vegas'ın yeni 'sürü'sü

Ocean's Eleven, 'yeniden çevrim olmama' iddiasındaki yeniden çevrimlerden biri.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Ocean's Eleven, 'yeniden çevrim olmama' iddiasındaki yeniden çevrimlerden biri.
İddianın temelinde, orijinal filmle yenisi arasındaki dağlar kadar fark yatıyor. Bu zaten, yeniden çevrimlerin hepsinden beklenmesi gereken en doğal özellikler arasında bulunduğundan, işlevi belirsiz bir iddia. Dolayısıyla işin içinde biraz da
'sekreter değil asistan', 'sakat değil özürlü' deme eğiliminin işgüzar yumuşatma çabası var. Üstelik Ocean's Eleven en manalı yeniden çevrimlerden biriyken, bu çaba hepten lüzumsuz açıkçası. Filmi bir yeniden çevrim projesi olarak anlaşılır kılan, sebepleri. Öncelikle Rat Pack'li (Frank Sinatra, Dean Martin, Sammy Davis Jr. vs.) orijinal filme saygı duruşunda bulunmayı değil, ondaki mevcut cevheri alıp, nostaljinin cazibesini göz ardı etmeden daha iyisini yapmayı amaçlıyor. 1960 yapımı filme başyapıt muamelesinde bulunan da olmadığına göre, zor bir amaç sayılmaz.
'Cool' olmanın doğası
Hikâyenin dış kabuğunda, hepsi aynı kişiye (Andy Garcia) ait üç büyük Las Vegas kumarhanesini aynı gece soyup, 150 küsur milyon dolar nakit para elde etme planları var. Hapisten yeni çıkan Danny Ocean (George Clooney), ayağının tozuyla, her biri ayrı maharete sahip tanıdıkları bir araya getirerek on bir kişilik (Brad Pitt, Don Cheadle, Matt Damon, Elliott Gould, Casey Affleck vs.) soygun ekibini toparlıyor. Soygun sadece, Danny'nin eski karısını (Julia Roberts) 'kumarhaneler kralı'nın elinden alma çabasının değil, filmin de kılıfı, bahanesi. Her ne kadar büyük soygun filmlerinin adabına uygun biçimde, karmaşık, pamuk ipliğine bağlı planlar sahaya çıksa da, Ocean's Eleven her şeyden çok cool olmanın doğasıyla ilgili. Kılık kıyafet ve sıradan fanilerin el atamadığı eylemler dizisi bir yana, diyaloglar da bunun önemli bir ucundan tutuyor.
Ted Griffin'in senaryosunda akılda kalıcı, nükteli diyaloglar cirit atıyor. Ocean's Eleven hem bu yolla hem de adım başı küfür, kan revan, büyük patlama gibi günümüz sineması alışkanlıklarından uzak durarak, tabii bir de yıldız oyunculardan geçit yaparak Hollywood'un altın çağındaki 'seksi' filmleri yad edecek şekilde demlenmiş. Hikayeyi anlatan dış ses (Alec Baldwin) ve daha önce Out of Sight / Aşk ve Para'da da Soderbergh'le çalışmışlığı bulunan David Holmes'un hemen hemen hiç susmayan, müthiş, jazzy soundtrack'i de, filmin bu yönünü iyice bold hale getiriyor.
Hal böyleyken, eskilerin "Ben Bogart filmlerini severdim" ve benzeri şekillerde dile getirdiği oyuncu taraftarlığı, yeni Ocean's Eleven için de bir anlamda geçerlilik
kazanıyor. Başka bir deyişle filmi sevmek için, 'hisseli harikalar kumpanyası'ndaki oyunculardan en az birkaçının karizmasına tav olmak şart. Bu, filmin açık kapatmak için kullandığı bir şey değil; Soderbergh oyuncularına iyice sokularak, onları bilhassa filmin ekseni haline getiriyor.
Yine de Clooney'nin Aşk ve Para'daki, ya da Roberts'ın Erin Brockovich'teki cazibesine ulaştığı söylenemez.
Yönetmenin itibarı
Görüntü yönetimini de bizzat üstlenen Soderbergh, elindeki kalıpları belli öyküden, olabilecek en ağzı burnu yerinde filmlerden birini çıkarmış; bilhassa ikinci yarıdan itibaren de eğlence dozunu mümkün mertebe artırmış. Buna rağmen Ocean's Eleven 2001, çoğu kez yerden yere vurulan 1960 versiyonundan daha az kayda değer bir film olacak büyük olasılıkla. İlk film neresinden bakılsa, ünlü yıldızlar birliğinden öte gerçek bir tayfa olan 'sıçan sürüsü'nü ilk kez bir araya getirmesi, onların da yapım süreci boyunca, antolojilere geçecek kadar 'kemirgenlik' sergilemiş olması ve Las Vegas'a düzdüğü methiyeyle kült bir kimliğe sahip (özellikle de Las Vegas tutkunları için).
Bu ilk versiyon, 'sıçanlar' sayesinde edepsizliğin tavan yaptığı prodüksiyonlardan biriyken, yeni Ocean's Eleven da bir prodüksiyon harikası olarak sinema tarihine geçecek herhalde. Normal şartlarda güç bela ve kısıtlı aralıklar için set olarak kullanılmasına izin verilen kumarhaneler, kapılarını sonuna kadar açmış, akla gelebilecek her türlü kolaylık sağlanmış vs. Oyuncuların hemen hepsinin ücret düşürmüş olması da cabası.
Prodüksiyonun bu kısmı, Soderbergh'in ne denli itibar gördüğünün kanıtı. Ama Ocean's Eleven, yönetmeninin itibar filmlerinden biri değil. Aşk ve Para'yla birlikte başlayan süreçte, giderek daha 'mainstream' bir anlayışla film çeken Soderbergh, Ocean's Eleven'ı da bir deneme gibi görmüş sanki. Kendi kendine şu soruyu sormuş olsa gerek:
"Acaba benim gibi yaratıcı bir yönetmen, yıldızları tarafından sürüklenen, ticari bir film çekmeye ve tamamen bir türün kalıplarına
sığmaya çalışırsa n'olur?" Olur ve olmuş da. Hatta set röportajlarından anlaşıldığı kadarıyla, film ekibi 'sıçan sürüsü'ne yetişmek istercesine bol bol da eğlenmiş.
Fikir filmden cazip
Ne var ki bu, aynı şeyin bizim için de geçerli olacağı anlamına gelmiyor. Seyircinin payına düşen eğlence porsiyonu, biraz daha orta halli (Gerçi İngiliz ve Amerikan basını zevkten çıldırdı). İlk saniyesinden sonuna kadar dev bir parti atmosferinde geçse de, Ocean's Eleven, Soderbergh'in 'mainstream'in içine eşi benzeri olmayan pırıltılardan serpiştirdiği filmlerinden değil. Ocean's Eleven'ı, Clooney ve Pitt'i yanına alarak Soderbergh'in
yeniden çekmesi fikri, filmin kendisinden daha heyecan verici.