Lav Diaz: Filipinler adını bile İspanyollar koymuş

Lav Diaz: Filipinler adını bile İspanyollar koymuş
Lav Diaz: Filipinler adını bile İspanyollar koymuş
Geçen yıl Cannes'da baştacı edilen Dostoyevski'nin 'Suç ve Ceza'sından esinlenen, 'Tarihin Sonu' adlı filmi İstanbul Film Festivali'nde 'Mayınlı Bölge' bölümünde gösterilecek Filipinli yönetmen Lav Diaz, Nuri Bilge Ceylan filmlerinin hayranı.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Arşivi

Entelektüel ve ayrıcalıklı olan cinayetten yakasını kurtarır, yerine fakir ve sıradan olan masum adam hapse girer; ‘Tarihin Sonu’nda tüm zamanların romanı ‘Suç ve Ceza ’dan esinlenen Lav Diaz, zaten filmlerinde dön dolaş Dostoyevski’nin meselelerini önemsiyor. Sekiz saatlik ‘Melancholia’ gibi uzun filmleri var. Dört saatlik bu yeni filminde de uzun ve sabit memleket manzaralarının ortasında yine insanlık var, kadim vicdan ve varoluş açmazı üzerinden memleket tarihini yazıyor. Yeni Filipinler sinemasının öncüsü olarak anılan, yaşayan en özgün ve önemli yönetmenlerden birisi olan 55 yaşındaki Diaz’ı sıkı sinefiller dışında bizde de tanıyan pek kimse yok. 15’inci filmi olan ‘Tarihin Sonu’nun geçen yıl Cannes’da baştacı edilmesiyle bu makûs talihi aşan Diaz, meditasyon misali zaman ve mekân algımızı değiştiririyor, sabrımızı mükafatlandırıyor. İnsan ilişkilerindeki hakikati arama biçimiyle Nuri Bilge Ceylan filmlerini beğeniyor, Tarkovski’den bahis açıyor.

Dostoyevski’yi ne zaman keşfettiniz? Annem ve babam idealist, eğitimi önemseyen, kitap okumayı seven eğitimcilerdi. Biz medeniyetten uzak bir yerde, doğanın içinde yaşıyorduk. Ama sinemadan da uzak kalmadık, kitaptan da. Özellikle Rus edebiyatı okurduk. Dostoyevski aklımı başımdan aldı. ‘Suç ve Ceza’ kusursuz yazılmış bir eser. Gerisi filmlerimde.

Filmdeki iki karakterin zıtlığı, öncelikle aralarındaki sınıfsal farklardan kaynaklıyor. Filme adını veren Kuzey bölgesi ise başkent Manila’dan çok uzak ve farklı sanırım değil mi?Kuzey tarafı ülkedeki faşizmin başladığı yer. Diktatör Ferdinand Marcos’un memleketi. Hâlâ da iktidardalar, kızı mesela vali. Yobaz Hıristiyanlığın baştacı edildiği yer. Çaresiz insanlar maalesef radikal inançlarının her derde deva olacağına inanıyor. Fakir insanların yaşadığı, yurtdışında çalışıp ailelerine para göndermek zorunda olduğu yani yüzeysel ve göstermelik bir gelişmenin yaşandığı bir bölge. Bu nedenle filmin adının başına ‘Kuzey’ (Norte, hangganan ng kasasayan) koydum. Güney’de ise radikal İslamcılar var. Yani her yönde kavga sürüyor, çok tehlikeli. Çoğunda yaşanmasa da yedi bin adadan oluşan dağınık bir ülkeyiz, sayısız diyalekt var, müthiş bir kopukluk içindeyiz, birlik değiliz, tarihimiz ortada. Sömürgeler ve diktatörlerle baskı altına alınmışız. Filipinler adını bile İspanyollar koymuş. Zaten filmlerimde hep tarihin insanlık üzerine etkilerinden, farkında olsak da olmasak da insan olarak bizi nasıl şekillendirdiğinden bahsediyorum. Birey olarak da bu devasa tarih içinde birer mikrokozmoz olduğumuzundan söz ediyorum.

Entelektüel Fabian bozuk düzenin ancak şiddet yoluyla yok edilebileceğini düşünüyor. Hapse düşen köylü Joaquin ise kendince bir aydınlanma yaşıyor. Peki sizce ‘kurtuluş’ nerede?Hayatım boyunca bunu arıyorum. İyi insanların başına kötü şeyler gelir ve belki de kurtuluş yoktur. Fabian ise bir nevi diktatör, kendi bildiği dışında bir şey kabul etmiyor, halkı küçümsüyor. Günün sonunda hepimiz faniyiz. Önemli olan belki de sadece budur.


Zaman algımızı değiştiren uzun filmler yapıyorsunuz, yine de sonunda ‘bitmiş’ hissediyor musunuz?Hayır, bitirmek zorunda olduğum için bitiriyorum. Her filmde şüphelerle kıvranırım. Hikâyeyi doğru anlatmak, sinemaya ve seyirciye samimiliğimi geçirmek adına endişelenirim. Bu her yaratım süreci için, siz yazı yazarken de geçerli. İçiniz içinizi yer ve şüphe duyarsınız. Zaman algısında bize dayatılanla ilgilenmiyorum. Bizler faniyiz ve ölümlü olduğumuz gerçeği zamanı belirliyor. İnsanın yaşamındaki en büyük sorundur zaman. Ama bunu Batılı gibi algılıyoruz ve kendimizi yapacağımız işlere, saatlere göre ayarlıyoruz.

Zamanla aranız nasıl?Malaya kültüründe Güneş’e ve Ay’a göre, bir ağacın büyümesiyle algılanır zaman. Acele gerek yok! Etrafımıza bakalım, neler olup bitiyor, görelim, anlamaya çalışalım. Zaman ancak mekânla, yaşadığımız çevreyle bir arada varolabilir. Tek başına zaman diye bir şey yok ki. Filmlerim de etrafımı, hayatı, insan ilişkilerini anlama çabası. Anaakım sinema zamanı manipüle etmeyi seviyor, ha bire kısa planlar ve hızlı kurguyla baş döndürüyor. Ama bu zaman değil ki, hareket.

Sinemacılarımızdan tanıdığınız var mı?Ceylan’ı (Nuri Bilge) çok beğeniyorum. Belli ki insanı önemsiyor. İlişkiler arası dinamiği anlamaya çalışıyor. İnsan ilişkilerindeki hakikati arama biçimini kendime benzetiyorum. İkimiz de Tarkovski’den esinlenmişiz, sanıyorum.

16 Nisan 21.30 Atlas 3
20Nisan 21.30 Beyoğlu