Leman, Ceren'i görse 'Aman çekil' der

Leman, Ceren'i görse 'Aman çekil' der
Leman, Ceren'i görse 'Aman çekil' der
Geçen cuma vizyona giren 'Celal ile Ceren'de daha öncekilerden farklı bir rolle karşımıza çıkan Ezgi Mola: "Maymun iştahlı bir oyuncuyum, böyle alternatif bir iş geldiğinde heyecanla yaklaştım."
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Aslında Ezgi Mola’yı her çeşit karakterde ve birbirinden farklı anlatılarda görmeye çoktan hazırlıklıydık. ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde evcil ama şeytani genç kadın, ‘Dedemin İnsanları’nda acılı muhacir anne, TV dizisi ‘Kötü Yol’da Orhan Kemal’in kaleminden çıkma bir femme-fatale... Ama bu rol çeşitliliği bile bazıları için Ezgi Mola’yı bir Şahan Gökbakar filminde görmenin şaşırtıcılığını azaltmadı. Belki Gökbakar’ın beyazperde macerasında da tek-adam show’una odaklanmasından, belki de Ezgi Mola’yla Şahan Gökbakar yan yana çok resmedilmediğinden... Ama Mola, aslında Gökbakar’la 2009’dan beri tanışıyor ve onunla başrolü paylaştığı ‘Celal ile Ceren’ son dönem en heyecanlandığı işlerden. 

Tipik bir soru olacak ama ‘Celal ile Ceren’e nasıl dahil oldunuz?
İlk kez geçen sene Şahan’la konuştuk. Böyle bir projeden bahsetti bana. Fakat ben de geçen sene tam Şahan bundan bahsetmeden bir ay önce bir TV dizisi için el sıkışmıştım. Tarihler çakışıyordu. Sonra onlar başka oyuncu arayışına girdiler. Daha sonra benim yaptığım o iş, ‘Bir Ömür Yetmez’ bitince 15 – 20 gün sonra Şahan, “Bu projeyi bizimle yapmak ister misin?” diye bir kez daha sordu. Ben de seve seve kabul ettim. Çünkü ilk buluşmamızda yönetmen Togan’la (Gökbakar) birlikte bana hikâyeyi anlattığında çok eğlenmiştim. Kanımız ısındı derler ya... O yüzden hiçbir aksilik, problem olmadan bu hikâye çıktı ortaya. 

Hikâyeye kanınızı ısındıran neydi?
Ben oynayacağım filmdeki oyuncuyu, yönetmeni, yapımcıyı hepsini beraber bir zincir gibi değerlendiriyorum. Bu projede de aynı şey oldu. Teklifi getiren Şahan’dı. Şahan’la 2009’da ‘Kolay Gelsin’ diye doğaçlama bir sitcom projesinde beraber çalışmıştık. Uğur Abi de (Yücel) işin moderatörü olarak bize komutları veriyordu. Hiçbir oyuncu da birbirinin komutunu duymuyordu ve sahne üzerinde doğaçlama yapıyordu. Şahan’la da sahne üzerinde aslında hiç birbirimizi tanımadan, merhaba deyip el sıkışıp doğaçlama yaptık. Doğaçlama, insanlar birbirini iyi tanıdığında daha rahat yapılabilen bir şeydir. Ama Şahan’la bunu çok rahat yakalayabildik tanıştığımızdan itibaren. Çünkü çok pozitif ve eğlenceli bir adam. Ve sonrasında bu proje geldiğinde onu tanıyor olmak benim için artıydı. Togan’la da tanıştım bu vesileyle. Enerjilerimiz acayip tuttu. Net cevap veren bir yönetmen, oyuncu için bulunmaz Hint kumaşıdır. Dolayısıyla benim yapmam gereken tek şey vardı: Oynamak... Üzerine eğlencem de işin tadı tuzu oldu. 

Şahan Gökbakar’la 2009’da tanıştınız. Sonrasında geldiği yer sizi şaşırttı mı?
Yoo şaşırtmadı. ‘Zoka’dan beri Şahan’ı seyirci olarak takip ediyordum. Ve çok komik buluyordum. Sonrasında ‘Dikkat Şahan Çıkabilir’i takip ettim ‘Recep İvedik’ çıkana kadar. Hiç şaşırmadım. Benim gibi gülen milyonlarca insan varmış demek ki Şahan’a... Sevindim de, “Yalnız değilmişim, oh be” diye. Böyle olacağı da belliydi zaten. Şahan’ı ‘Zoka’dan beri izleyen bir kitlesi vardı ama ‘Recep İvedik’le berber katlandı. 

İlk kez Şahan Gökbakar’ın bir filminde onun kadar tanınan bir isim oynuyor. Bu filmde oynama kararınızı çevrenize duyurduğunuzda nasıl tepkiler aldınız?
Genelde herkes üç aşağı beş yukarı komediyi sevdiğimi biliyor, seyirciler de, arkadaşlarım da... Dolayısıyla böyle bir projeye dahil olduğumu söylediğim andan itibaren tepkiler çok olumluydu. Olumsuz hiçbir şey duymadığım gibi “Oh be, çok iyi yapmışsın” diyen de oldu. Kulağıma “Acayip gülüyorum Şahan’a” diyenler de çıktı. Kimisi sesli söyleyemiyordu, kimisi “Abi ben zaten ölüyorum ona” diyordu. Bu iki kesim de güzel ve olumlu şeyler söylediler. 

Fısıldayanlar niye Şahan Gökbakar’ı sevdiklerini sesli söyleyemiyorlardı sizce?
Ne bileyim belki polemikler çıktı ya zamanında, ondan dolayı olabilir. Tahminde bulunuyorum şu anda. Belki de o sırada gerçekten sessiz konuşması gerekiyor da olabilir. (Gülüyor) Daha doğrusu seyirci bir ara ikiye bölünür gibi oldu ya, hatta sinemacılar bile bölündü seven ve sevmeyen diye... Belki ondan dolayı olabilir ama benim duyduğum her şey olumluydu. Zaten bir filmi seven de olmalı, sevmeyen de olmalı... Herkes severse ya da sevmezse, o zaman orada bir sıkıntı var demektir. Bu, bir yemeği herkesin sevip sevmemesi gibi göreceli bir şey anlayacağınız.

Şimdiye kadar canlandırdığınız karakterlerde hep kendini belli eden, ‘çıkıntı’ bir şeyler var. Ceren’deki çıkıntılık nedir?
Ben zaten ‘Canım Ailem’den sonra ona heves ettim. “Artık yapmadığım bir şeyler yapayım” demek çok net bir oyuncu psikolojisidir. Değişmeye çalışırsın motive olmak için... Zaten bir kadın olarak da belli yaşlarda buna ihtiyacı vardır ya herkesin. Ben iş anlamında da çok açgözlü ve maymun iştahlı bir oyuncuyum, bunu hep söylüyorum. Dolayısıyla böyle alternatifler bana geldiğinde heyecanla yaklaştım. Bir yerleri ‘atan’ karakterler... En kaba tabiriyle söylüyorum bu karakterlerde “Bu ne manyak kadın ya” dedirtecek bir şeyler var hep. Son zamanlarda oynadığım karakterler hep böyle oldu, çok da keyif aldım, iyi ki yaptım dedim. Geçen sene şubat ayında Uğur Yücel’in filmi ‘Buz Dağı’nda oynadım, Kars’ta çektik. Sonra Onur Ünlü’nün filmi geldi; ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’... Tam Şahan’la birlikte ‘Ceren ile Celal’e başladık, benim boş bir günüm vardı. ‘Sen Aydınlatırsın Gece’deki sahnelerim çok kısaydı, onların çekimi yapıldı. Sonra İstanbul ’a ‘Celal ile Ceren’ setine döndüm. Bu filmdeki karakterimden bahsedecek olursak hep görebileceğimiz, standarda yakın, çok iğreti, sivri özelliklere rastlayamayacağımız o kızlardan. Altı yıldır düzenli giden bir ilişkisi var. Böyle ilişkilerde o kızların beklediği “Artık evlenelim, çoluğumuz çocuğumuz olsun” gibi şeylerdir. Ceren de bir yapı markette reyon görevlisi olarak çalışan, gayet orta halli, pozitif, tatlı bir kız. 

Ceren, o kadar da sakin değilmiş gibi filmde aslında...
Zaten Şahan söylüyor, bu filmi yazarken çocukluğumdan beri tanıdığı kız arkadaşlarına, tanıdıklarına bakıyor. Ve o dünya tatlısı, melek gibi kızların, erkek arkadaşlarıyla bir sorun yaşayınca nasıl canavarlaştığını ve buradan yola çıkarak yazdığını anlatıyor. (Gülüyor) Ceren’in de böyle anları oluyor tabii. Önce ‘canım’ diye sevdiği, sonra “Onun saçını başını yolmak istiyorum” dediği hallerini görüyoruz filmde.

Film, Ceren’in tarafında mı Celal’in tarafında mı?
Valla o kadar güzel dengelemiş ki ben seyirci olarak şöyle hissederdim: Önce “Celal de şimdi ne yaptı?” deyip dakikalar geçtikçe onun tarafına geçebilirdim. İki taraf da rolleri değişecek. Eğer bu bir müsabaka gibi ele alınırsa izleyiciler hem Ceren’in hem de Celal’in tarafını tutacaklar. 

‘Kötü Yol’da 50’lerin femme fatale kadınından yapı markette reyon görevlisi bir genç kadına adım atmak nasıl bir deneyimdi?
Kıyaslanamayacak karakterler ikisi de, aynen... Ceren, ‘Kötü Yol’daki Leman’ı gerçek hayatta görse “Nesi var bu kadının?” diye sorup kafasını çevirir. Ya da Leman, Ceren’i gördüğünde “Aman çekil kızım” deyip yoluna devam eder. Onu fark etmez. İkisinden de acayip keyif alıyordum. Ama ‘Ceren ile Celal’ ileride iyi ki yapmışım diyeceğim bir sinema filmi.

Yoğun bir seneydi sizin için. Nasıl geçti?
2012 zor ama iyi bir yıldı. Belki yaşla alakalıdır benim için zorluğu... Olaylara biraz daha farklı bakmaya başladığım bir yaştayım. Ondan dolayı zor diyebilirim. Çok keyifliydi çünkü çok içime sinen işler yaptım. Uğur Abi’nin filmi ‘Buz Dağı’, ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’, ‘Kötü Yol’, ‘Celal ile Ceren’... Dört proje de iyi ki de yaptım ben bu işleri dediğim işler oldu.