Londra'da bir Türk 'terörist'

Londra'da bir Türk 'terörist'
Londra'da bir Türk 'terörist'

KAPALI DEVRE

Türkiyeli bir teröristin Londra'yı kana bulamasının ardından yaşananları anlatan John Crowley imzalı 'Kapalı Devre' haftanın iyilerinden.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

İrlandalı yönetmen John Crowley’in 2003 tarihli ‘Yanlış Hesap’ (Intermission) filmi, dönemin ruhuna çok uygun bir şekilde ‘kesişen hayatlar’ hikâyesi anlatıyordu. Cillian Murphy ve Colin Farrell ikilisini buluşturan yapım hayli övgü almıştı. Ama rüştünü tam olarak ispatlaması için 2007’de çektiği ‘Boy A’yı beklemesi gerekti. Film, yedi dalda aday olduğu BAFTA ödüllerinin dördünü topladı. Berlin’de ‘Ekümenik Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Bir yıl sonra yeniden yönetmen koltuğuna geçtiği ‘Is Anybody There?’ ise beklenen ilgiyi yaratmaktan uzaktı.
Sinemaya beş yıl ara veren Crowley, bu kez ‘ada’ sınırlarını aşarak işin içine ABD ’nin de girdiği ortak ve daha büyük bütçeli bir yapımla karşımızda. ‘Kapalı Devre’ (Closed Circuit) daha yola çıkarken avantajları olan bir film. Londra’da geçen bu politik gerilim; John Crowley gibi yükselen bir yönetmene ve aralarında ‘Kirli Tatlı Şeyler’, ‘Şark Vaatleri’ gibi filmlerin de yer aldığı senaryoları kaleme alan Steven Knight’a emanet edilmiş. Buna bir de Eric Bana ve Rebecca Hall gibi oyuncuları eklediğinizde ‘iyi bir kamp dönemi’ olduğu su götürmez.
‘Kapalı Devre’, adıyla müsemma kapalı devre yayın yapan ve Londra’nın dört bir yanında bulunan MOBESE kameralarının görüntüleriyle açılıyor. Sonra birden bu görüntülere tanımlanamayan bir araç giriyor ve bulunduğu pazaryerini kana buluyor. Bu bombalama eyleminden sonra Faruk Erdoğan adlı bir Türkiye vatandaşı gözaltına alınıyor. Türkiye-Irak sınırında doğan, Almanya, ardından da Londra’ya yerleşen Faruk’u savunmak için devlet tarafından iki avukat atanıyor. 

Kapalı devre dolaplar!

Burada bir parantez açalım: İki avukat uygulamasıyla İngiliz adalet sisteminin farklı çalıştığını anlıyoruz. Avukatların birbirlerini mahkeme dışında görmeleri yasak. İkisi de kendi delillerini topluyor. Böylece ‘terörist’ de olsa sanığın güçlü bir şekilde savunulmasının yolu açılıyor. Başsavcı dava için Claudia Simmons’u atarken, hükümetin tercihi Martin Rose’dan yana oluyor. ‘İngiltere tarihinin bu en önemli davası’nın parçası olma fırsatını kaçırmayan bu iki isim, eskiden sevgili olduklarını mahkemeden saklayarak bağımsız bir şekilde araştırmalarını yapmaya başlıyorlar. Ancak deliller ve tanıklar ortaya çıktıkça meselenin görünenden çok daha karışık olduğu, Faruk Erdoğan’ın ilişkilerinin ‘ulusun güvenliğini tehlikeye atacak’ kadar derin noktalara ulaştığı ortaya çıkar. (Bu da ayrı bir parantez: Bizde olsa ‘devletin güvenliği’ kavramı kullanılırdı, İngilizler ise ‘ulusun güvenliği’ni öne çıkarıyor. Batı demokrasisi işte!) İngiliz gizli servisi MI5’in de olaya müdahil olmasıyla sağlam bir ‘kovalamaca’ başlar.
Sinemada çok az film, isminin karşılığını bu kadar verebilir. ‘Kapalı Devre’, bir yandan adalet sisteminin gerektiğinde sorunları nasıl da hasır altı ettiğini; ‘ulusal güvenlik ’ söz konusu olduğunda adalet duygusunun bir anda rafa kalkabileceğini göstermekten imtina etmiyor. Öte yandan, ‘Soğuk Savaş’ sonrası ‘terör’ konseptli istihbarat anlayışının bazı uygulamalarının uygulayıcılarının ayaklarına dolandığını da gösteriyor. Bir de tabii, Claudia ve Rose’un ‘kapalı devre’ ilişkileri var. Filmin Londra’yı dikizleyen kameralarla açılması da manidar. Her şeyin göz önünde olmasının görünür olduğu anlamına gelmediğini, birilerinin neyin görülüp neyin görülmeyeceğine karar verdiğini ve bunun da o ‘kapalı devre’ ilişkiler içinde kalmaya mahkûm olduğunu anlıyoruz bir yandan. Tabii bütün bunların başarılmasında ‘İngiliz soğukkanlılığı’nın payını da unutmayalım…
Filmin gerilim kıvamının da hayli yerinde olduğunun altını çizelim. Bir yandan ‘zamanla yarışarak’ yürütülmek istenen adalet koşturmacası, öte yandan kahramanlarımızın beden sağlığını koruyup koruyamayacağına dair merak ve tabii ki Faruk Erdoğan’ın oğlu Emir’in akıbeti gerilimi hep yüksek tutarken kendi içinde de fazla açık vermiyor. Böylece son yıllarda izlediğimiz en iyi ‘politik/gerilim’ filmlerinden birisi (Tinker Tailor Soldier Spy’ın yeri ayrı) çıkıyor ortaya.
Peki ‘Kapalı Devre’nin sıkıntıları neler? Bir sinema ürünü olarak beklentiyi karşılasa da, altını çizdiği söyleme dair birkaç eleştiri sunabiliriz. Çünkü film gösterdiği ‘hukukdışı’ durumun ancak vatandaşların ‘iyi niyet’ ya da sorumluluğuyla görünür olabileceğini söylüyor. “Sistemin sizlere sağladığı demokratik haklarınıza sahip çıkın” derken, filmdeki bir MI5 ajanının söylediği gibi o hakları korumanın yollarından birinin de filmdeki gibi ‘ulusun güvenliği için hukuk dışına çıkmak’ olduğunu es geçiyor. Ha bir de her şeye rağmen parlamenter sisteme güvenmek gerektiğini salık vererek sandığı işaret ediyor!
Nihayetinde ‘Kapalı Devre’, bu tür ‘derin okumalı’ sorunlarını bir yana koyarsak; politik gerilimin hakkını veren, izleyicisini kendisine bağlamayı bilen Eric Bana-Rebecca Hall ikilisinin dışında Jim Broadbent ve Ciarán Hinds gibi ustalarla gücüne güç katan bir film olarak haftanın iyilerinden birisi. Pınar Öğün’ün de Faruk Erdoğan’ın karısı rolünde kısaca göründüğünü belirtelim.