Louvre Müzesi'nde ruh çağırma

Louvre Müzesi'nde ruh çağırma
Louvre Müzesi'nde ruh çağırma
Lirik, epik, trajik, erotik, travmatik, formu ne olursa olsun geçmişin hayaletleri hep vardır bir yerlerde. Unutturmazlar kendilerini. Beklenmedik anlarda belirirler. Tıpkı 20 Aralık'ta Louvre Müzesi'nde beliren ve 18 Mart'a kadar orayı işgal edecek olan 22 Enki Bilal hayaleti gibi.
Haber: NİHAN AŞICI / Arşivi

"İlkel zamanlar lirik, antik zamanlar epik ve modern zamanlar ise dramatiktir" demiş Victor Hugo.
Herkesin geçmişi, bugünü ve geleceği algılama ve yorumlama biçimi farklıdır muhakkak. Kimi epik boyutunu muhafaza eder ya da yaratır kimi ise geçmiş savaşları, yangınları, depremleri hep taze tutar, onun acelesi ve endişesiyle bugünü ve geleceği gücü yettiğince sömürür. Tıpkı sürekli savaşın gölgesinde yaşayan toplumlar gibi.
Lirik, epik, trajik, erotik, travmatik, formu ne olursa olsun geçmişin hayaletleri hep vardır bir yerlerde. Unutturmazlar kendilerini. Beklenmedik anlarda belirirler.
Tıpkı 20 Aralık’ta Louvre Müzesi’nde beliren ve 18 Mart’a kadar orayı işgal edecek olan 22 Enki Bilal hayaleti gibi.
Enki Bilal’i tanıtma kısmına fazla girmek istemiyorum, kendisi malum 28 Mart-14 Haziran 2009’da İstanbul ’da sergilendi ve oldukça da ilgi gördü. Yine kısaca değinmek gerekirse, Enes Bilal 7 Ekim 1951’de Belgrad’da doğdu. Yugoslav olan babası o dönem Mareşal Tito’nun terziliğini yapıyordu.
Enes 9 yaşına gelince Bilal ailesi Paris’e taşındı.
Paris’te hep çizdi. Denedi. Uğraştı. Dergiler tarafından önce reddedildi, daha sonra aynı dergiler tarafından ödüllendirildi. Kısa bir, Güzel Sanatlar Fakültesi deneyiminden sonra ilk hikayesini yazdı, çizdi ve yayınladı.
Ardından gelen ödüller ve yeniliklere olan merakı onu Alain Resnais’nin bir çok filminin afişi dahil olmak üzere bir sürü farklı projeye yöneltti.
Ve son olarak Louvre Müzesi’ne, her birinin hikayesini şahsen uydurduğu, 22 hayaleti saldı. Nasıl mı?
Öncelikle Louvre Müzesi bir kaç gece üst üste kapanış saatlerinden sonra kendisine tahsis edildi. İçinde dilediğince, tek başına gezdi, ruhlarını aradı, çağırdı.
400 tane fotoğraf çekti. Tuvallerin, heykellerin, salonların, koridorların, ona ilham veren her şeyin fotoğrafını çekti. Bu fotoğraflardan 22 tanesini seçip başladı çizmeye, önce acrylic daha sonra pastel boyaları ile.
Hayaletlerini yarattıktan sonra onlara hikaye uydurma kısmına geldi, gayriihtiyari neredeyse bütün hikayelerin korkunç ölümlerle sonuçlandığını fark etti yarattıktan sonra.
Kadınlar, çocuklar, adamlar. Uzun zaman önce ölmüşler onlarda, çoğu zaman dehşet verici şekillerde. İçlerinde ilham perileri, alman askerleri, Romalı lejyonerler ve daha niceleri. Hepsinin dramatik bir geçmişi olmuş Louvre’da bulunan eserler ve onların yaratıcıları ile.
Bu eserlerin arasında, Mona Lisa, Samothrace zaferi, Uzanan Isa Heykeli’ni bulmak mümkün.
Bilal’in çizimleri orijinal eserleri arka planda bırakmış çoğu zaman. Fiktif hikayeleri ve tarihsel gerçekler iç içe girmiş bu hayaletlerin biyografilerinde. Boylarından kilolarına, doğum saatlerinden ölüm saatlerine, psikanalizlerine, hastalıklarına kadar her şeyi düşünmüş Bilal hayaletleri ile ilgili.
Yarattığı her bir hayalet, ölmeden önce içine entegre edildiği eser ya da o eserin yaratıcısı ile bir olay yasamış ve bundan sağ kurtulamamış.
Örneğin Louvre’da yer alan Goya’nin “Del Carpio Kontesi” isimli tuvaline yerleştirdiği Degobedeses ikizleri.
İspanyol ve kleptoman ikizler olarak nitelendirdiği bu iki kardeş, Kontes’in at arabasının altında ezilip can vermişler sanatçının hayal gücünde.
Bir diğer hikaye ise 18. yy’den kalma İspanyol “Uzanan Isa Heykeli”nden çıkan Angelus Hayaleti. Gözleri doğuştan şaşı olan bu hayaletin görevi Isa son nefesini verene kadar yanında durmakmış. Isa çarmıha gerilip üzerine oklar atıldığında kalbine saplanan ok, İsa’nın kanını Angelus’un gözüne fışkırtmış ve Angelus’un şaşı gözleri bir anda normal aksını bulmuş.
Mona Lisa’nın yanında beliren mavi saçlı hayalet ise Leonardo da Vinci’nin sevgilisi Antonio Di Acquila imiş, Mona Lisa’ya olan kıskançlığından ona geceleri kalın kaşlar çizip onunla dalga geçermiş.
Sergi herkes tarafından ayni merak ve heyecanla karşılanmıyor elbette.
Bazı püristleri puro ve pipolarının altından “skandal” diye çemkirten sadece bir çizgi roman yazarı ve çizerinin Louvre’a davet edilmesi değil üstüne üstlük Louvre’da yer alan koleksiyonun üzerine kendi çizimlerini yerleştirmesi. Her ne kadar fotoğraflarının üzerine olsa dahi bu onlar için kabul edilemez bir usulsüzlük hatta sanat ahlakının dışında bir şey. Genç nesiller ise büyük bir ilgiyle karşılıyor bu harmanlamayı, hatta belki de Enki Bilal olmasa Louvre’a ne yazık ki gitmeyecek bir dolu genç olduğundan şüphem yok. Bildiğimizi zannettiğimiz ya da yıllar önce Louvre’u gezdiğimizde karşımıza çıkan eserleri tekrar ve başka bir açıdan görmemizi sağlıyor bu sergi. Onları yeni bir hayat , yeni bir hikaye etrafında tekrar değerlendirmeyi ve hatırlamayı. Sonu korkunç bitse bile eğlenceli olduğunu inkar etmek haksızlık olur.
Bu cesur ve buna rağmen mütevazi, çok köklü ve köksüz adamın Louvre’da ki yolculuğunu ve bize sunduğu hayalet hikayelerini bir görün ve dinleyin derim Paris’e yolunuz düşerse.
“Ruh diye bir şey yoktur. Bu küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş bir şey, öcü gibi, Michael Jackson gibi.” Demiş Bart Simpson.