Mardin'e gitmek için iyi bir sebep daha

Mardin'e gitmek için iyi bir sebep daha
Mardin'e gitmek için iyi bir sebep daha
'19. Asrın bu ünlü Hollandalı ressamını tanımak istiyorsanız, Mardin'e gitmek zorundasınız'. İşte bu, Türkiye'de hiç de alışık olmadığımız yepyeni bir cümle.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Marius Bauer’in Mardin’deki sergisine girdiğinizde sizi sanatçının yaptığı doğu seyahatlerinin haritası karşılıyor. Pek çok batılı sanatçı gibi o da ilhamı bu coğrafyada aramış ve kendisine bir ömür boyu yetecek kadar bulmuş. Yirmili yaşlarının hemen başından itibaren beş uzun seyahat yapmış. İstanbul , İzmir ve pek çok Anadolu kentiyle birlikte Suriye ve Filistin’i de gezmiş. Son seyahatini 1911’de, 40’lı yaşlarındayken gerçekleştirip ölünceye kadar doğudan sahneleri resimlemiş. İlk dönemlerinde biraz ‘Rembrandt’a da benzetilen ışık oyunları, büyük gölgeler ve karanlık, gizemli sahneler anlatan resimleriyle ülkesinde ve Avrupa’da ün kazanmış. Bugün de hala pek çok önemli müze ve kişisel koleksiyonda eserleri var.

Kendi gördüklerini çizdi
Aslında Bauer, ünlü Fransız ya da İngiliz oryantalist ressamlardan epey farklı bir sanatçı. 18. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar gelen o görkemli, ışıkla ve renklerle yıkanmış, doğu fantezilerine hiç benzemiyor Mardin’de gördüğümüz resimler. Tablolarında empresyonist bir etki, figürlerin ve sahnelerin soyutlandığı deforme olduğu, sanatçının kendi hayallerini değil ama kendi algısını işin içine kattığı bir dünya söz konusu. Serginin ağırlığını oluşturan desen ve özgün baskılar ise bambaşka bir alem. Bazıları küçücük bir alanda, adeta seyyah sanatçının eskiz defterinden sahneler izliyoruz. Yani bir nevi, Bauer’in doğu gezilerine eşlik ediyoruz. Bu sahnelerde kervanlar, kent sokakları, satıcılar, mezarlıklar, yelkenliler ama neredeyse hemen hepsinde doğunun insanları yer alıyor. Bauer, o meşhur oryantalist ressamlardan farklı olarak çoğunluklar kendi gördüklerini çizmiş. Sergiyi hazırlayanlar, Nazan Ölçer ve Hollandalı meslektaşı Diana A. Wind tematik bir düzenleme yapmışlar. Eserleri sokaklar, şehir manzaraları, rıhtımda, camiler, pazar ve çarşılar gibi başlıklar etrafında toplayarak yerleştirmişler.
Tabii Bauer de çoğunlukla gözlemlerini resimlemiş olsa bile, göremedği pek çok şeyi de kendi hayal dünyasında üreterek kağıda aktarmış. Saray hayatına, sultanlara dair ve özellikle Binbir Gece Masallarına ilişkin pek çok resim yapmış. Sergide bu resimlerden de var. Mesela Bauer’in özel bir Birbir Gece Masalları edisyonu için yaptığı resimler bu türün ilginç örnekleri.
Sanatçının resimleri kadar yazdıkları da onu pek çok diğer isimden farklı bir yere taşıyor. Özellikle doğu seyahatleri boyunca kaleme aldığı mektupları, gözlemleriyle birlikte duygularını, ilk izlenimlerini anlamamızı sağlıyor. Nitekim, sergideki tematik bölümlere hep Bauer’in kendi sözleri eşlik ediyor ve sanatçının resmiyle sözleri birbirini tamamlıyor.


Bizim kendi doğumuz
Çarşamba günü Mardin’de açılışı yapan Güler Sabancı’nın ‘Doğunun en doğusunda batının en yüksek standartlarında bir sergi’sözü üzerinde düşünmeye değer bir cümleydi. Hakikaten Mardin, bir yanıyla bizim ‘oryant’ımız. Coğrafi olarak Türkiye ’nin en doğusu değil belki ama kendine ait mimarisiyle, kültürüyle, dar sokakları, evleri, konakları, cami, kilise ve manastırlarıyla bizim doğu düşlerimizi ve merakımızı kışkırtan bir kent. Türkiye’nin her yerinden insanların gidip gezdiği, şaşırıp etkilendiği bir yer. Bir anlamda güzel olduğuna inandığımız o geçmiş günlerin gizemini yaşatan ve bu yanıyla kendi romantizmini üreten bir yer. Sabancı Üniversitesi’nin burada bir kent müzesi açması o nedenle önemli. Her yıl Mardin’i gezmeye giden yüz binin üzerinde turistin mutlaka uğradığı bu müzedeki Dilek Sabancı Galerisi ise tıpkı İstanbul’daki diğer kurumlar gibi üst düzeyde sergiler ağırlıyor. İstanbul Sabancı Müzesi’nde halen süren Oryantalizmin 1001 Yüzü başlıklı sergide de Marius Bauer’in birkaç işi var. Ama bu hiç tanımadığımız sanatçıyı bize takdim eden serginin açıldığı yer Mardin. Bir nevi İstanbul’daki o büyük sergi kendi içindeki bir detayı genişletip yeni bir sergiye dönüştürerek bize sunmuş durumda. Ama bu serginin Mardin’de açılmasının cesur hatta meydan okuyan bir yanı olduğu da ortada. Birincisi Mardin’deki müze ve galerinin uluslararası standartlarda bir sergiyi ağırlayabilecek düzeyde olduğunu göstermesi bakımından öyle. İkincisi ise ‘Maurice Bauer’le tanışma fırsatını İstanbullu sanatseverlerden önce Mardin’de yaşayanlara, ya da bu kenti ziyaret edenlere vermesinen dolayı.
Özetle ‘19. Asrın bu ünlü Hollandalı ressamını tanımak istiyorsanız, Mardin’e gitmek zorundasınız’. İşte bu, Türkiye’de hiç de alışık olmadığımız yepyeni bir cümle.