Masal değil gerçek: Mardin

Masal değil gerçek: Mardin
Masal değil gerçek: Mardin
Tam da gündemin içimizi iyice kararttığı bugünlerde iki günlük Mardin ziyareti umut aşılıyor yeniden. Artık bir kez daha eminiz; "güneş doğudan yükselir."
Haber: NESLİHAN AKDAŞ - nesli.akdas@gmail.com / Arşivi

“Eşim, burada sadece kadınlar olduğu için gelmeme izin veriyor…” Böyle anlatıyor İpek Yolu Misafir Evi’nin çalışanlarından bir kadın . Bir yandan meyan kökü şerbeti ikram ediyor. Mardin’deyiz. Tarihi asırlara dayanan, sokaklarında tükenmekte olan kültürleri, dinleri, dilleri soluduğunuz doğunun hüzünlü ama mağrur şehrinde. Misafir evinin terasından önümüze uçsuz bucaksız Mezopotamya uzanıyor, bulutlar tam da tepemizde, aşağıda başka bir binanın terasında bir erkek güruhu taburelere oturmuş çay içiyor, sağımızda dalları çiçeklenmiş ağaçların arasında bir kilisenin kulesi bize selam çakıyor. Bu rengarenk tablonun baş kahramanı ise birazdan hikâyesini anlatacağımız Mardinli kadınlar.

“Kadın Liderliğinde Sürdürülebilir Turizm Girişimlerinin Yaratılması Projesi" bir araya getirmiş buradaki kadınları. Önce izbe bina onarılmış, yaşanacak bir alan haline getirilmiş, dokuz odalı bir misafirhaneye çevrilmiş. Sonra da kadınlara mekânı nasıl işletecekleri öğretilmiş. Şu ana kadar 50 kadın proje kapsamında eğitim almış. Turizm sektöründe kadın girişimciliğini destekleyen projeyi  Anadolu Efes, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) birlikte yürütüyor.

MEKANDAKİ TEK ERKEK; GECE BEKÇİSİ!
Aynı zamanda İpek Yolu Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi üyeleri de olan kadınlar, dar gelirli ailelerden geliyor. Bazıları için kocasından izin almak, evden çıkmak hiç de kolay olmamış. Kadınlar, sırayla misafirhanede kahvaltı hazırlıyor, mekânı temizliyor, derdest ediyor, gelen yerli-yabancı turistleri ağırlıyorlar. Bu becerileriyle aile bütçesine destek oluyorlar. Yüzlerindeki haklı mutluluğun sebebi de bu. Çalışırken çocuklarını kooperatifin kreşine bırakıyorlar. Mekândaki tek erkek ise gece bekçisi.   

‘Sürdürülebilir Turizm’ projesi kapsamında çalışan kadınlar diğer marifetlerini ise sabun atölyesinde sergiliyor. Kahveden, gülden, lavantadan, keçi sütünden hatta eşek sütünden yaptıkları sabunları ise eski Mardin’in ana caddesindeki Nahıl Dükkan’da satıyorlar. Sabunların hepsi doğal, kimyasal madde yok ve hepsi kadın elinden çıkmış. Onların cümleleriyle anlatalım, “sevgiyle köpürüyor” bu sabunlar. Atölyeden belleğimizde uzun süre kalacak saf sabun kokuları ve emekçi kadınların “Yine gelin” sözleriyle ayrılıyoruz. Sırada iki günlük ziyaretin yeni keşifleri var. Bundan sonrası Mardin’e ilk kez yolu düşenler için. 

SÜRYANİSİ, ERMENİSİ, KÜRDÜ, MÜSLÜMANI...
Şanslıyız ki yanımızda seyahat yazarı, tarihçi Saffet Emre Tonguç var. Yukarıda adını yazdığımız marka ve kurumların desteklediği ‘Gelecek Turizmde’ projesinin dijital platformu ‘dunyalarsenin.com’ bloguna öncülük ediyor Tonguç. Onunla ve projenin diğer bloggerları Stylboom ve Billur Saatçi ile  Mardin sokaklarını arşınlamak, tarihini dinlemek, bu etkileyici kültürün lezzetlerini tatmak daha da keyifli bir hal alıyor. Vaktinde Süryanisi, Müslümanı, Ermenisi, Kürdü, Yezidisinin birlikte yaşadığı sokaklarda bugün Arapça, Kürtçe, Türkçe konuşuluyor. Şanslıysanız Süryanice konuşan Mardinlilere de rastlıyorsunuz. “Keşke 100 yıl öncesine gitmek mümkün olsa da o günün Mardin’ini de yaşasaydık” diyorsunuz. Kuşkusuz o zaman makinesiyle yörenin gerçek sahiplerinin evlerini  nasıl, neden terk etmek zorunda kaldıklarını da şahitlik edeceğiz başımız yerde!

Kısa Mardin turunda bize kalan güzellikleri hızla paylaşalım:

Mardin’e turizmin kapılarını açmış, girişimci, cesur bir kadın olan Cercis Murat Konağı’nın sahibi Ebru Baybara. Yörenin mutfağını, müziğini, kültürünü konuklarına tüm cömertliğiyle sunan mekânı özel kılan bir diğer yanı ise Süryanilerden kalma binası. Konağın hikâyesini ve asıl önemlisi Ebru Hanım’ın mücadelesini mümkünse ondan dinleyin. Çalışanlarıyla artık aile gibi olmuş Ebru Hanım, başarı hikayesini anlatırken duygulanmamak ise mümkün değil.

Şehir merkezine 5 km uzaklıktaki Deyrulzefaran Manastırı’nı görmeden sakın ama sakın Mardin’den dönmeyin. Hıristiyanlığı kabul eden ilk kavim olan Süryanilerin yüzyıllardır kutsal mekânı burası. Kilit taş sistemiyle inşa edilen bölümleri, mezar odasında yüzleri doğuya dönük üzerlerinde kıyafetleriyle oturtularak gömülmüş metropolitlerin bulunduğu mezar odası, organik tarımın yapıldığı bahçesi, duvarlarında hâlâ dünyanın ilk yazılı alfabesi Aramiceden örneklerin bulunduğu manastırda, günümüzde eğitim gören din adamları var. Manastır asırlarca Süryani Cemaati’nin merkezi patrikhanesiymiş. Ancak patrikhanenin merkezi 1932’de Şam’a taşınıyor maalesef. (Bu arada öğreniyoruz ki biz manastırı gezdiğimiz saatlerde Midyat İlçesi'nde faaliyet gösteren Mardin Süryani Birliği Derneği, tüzüğünde yer alan 'Eşbaşkanlık' ve isminde geçen, 'birlik' kavramlarının kanuna aykırı olduğu gerekçeleri ile feshedilmiş.)

DARA KENTİ NEREYE DÜŞER?
Turistik turlarda yer almayan Dara Antik kentini gezen şanslı azınlıktan biri olmaya ne dersiniz? Mardin’in 30 km güneydoğusundaki bin 500 yıllık bir geçmişe sahip Dara. ‘Büyüleyici’ kelimesinin hakkını tam anlamıyla veriyor. Rehberimiz orada doğup büyüyen 26 yaşındaki Mehmet Kara’ydı. Dara’yı, şehrin henüz gün ışığına çıkmamış kısmını anlatırken kendi hayat öyküsünü de paylaştı bizimle Mehmet; parlayan gözleri, zeka kokan esprileri eşliğinde. Sonra evinin altındaki 5’inci yüzyılda inşa edilen sarnıcı gösterdi. Bu arada 2008’e kadar yani ilk kazı çalışmalarına kadar bu sarnıçtan habersizlermiş ailecek. Bölgede arkeolojik kazılar ise sadece üç yıl sürmüş. Devam edememesinin nedeni ise ödenek olmaması.

Şehir merkezine dönüyoruz. Bağdadi’de bir kez daha Mardin’in tadı damağımzda kalan lezzetlerini tadıyoruz ardında. Ve ardından 93 yaşında, Mardin’in sembollerinden Nasra Teyze’nin evine gidiyoruz. Babasından el alan Nasra Şimmes, neredeyse 80 yıldır kök boyalarla kumaş boyuyor. Türkçe bilmeyen Süryanice ya da Arapça konuşmayı  tercih eden Nasra Teyze’nin evi atölyesi aynı zamanda. Eskisi kadar ziyaretçi kabul etmese de yaptığı bez ikonalara Mardin’in sokaklarında, kiliselerinde rastlamanız mümkün.

Nasra Teyze’yi ziyaretten dönerken Mehmet Amca kesiyor önümüzü. Mardin’den ayrılmaya sayılı dakikalar kalmışken son fotoğrafları çekme telaşındayız. “Kızım paralel sokağa çık fotoğraf çekmek için” diye uyarıyor. Annesi Kürt, babası Arap Mehmet Amca’nın. Çay ocağına davet ediyor; ancak vakit dar. “Gelecek sefere” diyerek söz veriyoruz onu ziyaret edeceğimizi.


Mardin’den güneş batmadan az önce ayrılıyoruz. Ancak bu bir veda değil. Mezopotamya’nın sıcacık insanlarıyla, büyüsülü atmosferi, enerjisiyle tekrar tekrar buluşmak şart. Tam da gündemin içimizi kararttığı bugünlerde iki günlük Mardin ziyareti umut aşılıyor yeniden. Artık bir kez daha eminiz; “güneş doğudan yükselir”.   

Fotoğraflar: Müslüm Baybars