Masalsı bir kara polisiye

2002'de sinema diye bir başlık açıp 'kimler geldi kimler geçti'nin faturası yazılacaksa, iyi çıkış yapanlar arasına Pitof'u da eklemek lazım.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

2002'de sinema diye bir başlık açıp 'kimler geldi kimler geçti'nin faturası yazılacaksa, iyi çıkış yapanlar arasına Pitof'u da eklemek lazım. Zira yönetmen olarak imza attığı ilk filmi Vidocq'la, bir zamanlar Number One programında Ömer Karacan'ın sıkça dediği gibi "büyyükk sükse yaptı". Harbiden yaşamış şahıs, ünlü Fransız dedektif Vidocq üzerinden, katiyen yaşanmamış bir olayı anlatan film, bu yılın kalburüstü filmlerinden From Hell / Cehennemden Gelen'le birtakım ortak tatları paylaşıyor. İki filmin de bünyesinde endüstri devrimi sonrasının kalabalıklaşmış, kaotik, tekinsiz 19. yüzyıl Avrupa başkentleri; son derece 'stilize' biçimde işlenen, gizemli seri cinayetler; katili bulmak adına kendini ateşe atan genç adamlar var. Ve her iki film de geçtiği dönem ve mekânı kullanışıyla atmosferik bir surete bürünüyor.
Ancak Vidocq'un Paris'i, From Hell'in Londrası'ndan çok daha gerçek dışı. Olabildiğince estetize edilmiş, masalsı bir kara polisiye öyküsü anlatıyor Vidocq. Leş sokaklarında, çok pis tehlike arz eder görünümlü kimselerin ortamın yabancılarının üzerine yürüdüğü, kasvetin hükmettiği, 'melon şapkalı', dipsiz kuyu misali bir 'eski Paris' ne çağrıştırıyorsa, Vidocq topunun birden altını kalın kalın çiziyor. Kenti, olduğu şeyden daha çok, zihinlerdeki izdüşümüyle sunuyor. Bu güçlü etkinin ardında epey bereketli bir bileşim var. Marc Caro'nun (Şarküteri, Kayıp Çocuklar Kenti) elinin değdiği her yerinden belli olan karanlık ve masalsı tasarım anlayışı ile safkan dijital görüntüler. (Star Wars: Episode II'deki dijital tekniklerin tıpkısına başvurulmuş.)
Çok sık kullanılan yakın çekimlerde, ön plandaki görüntüyle arka plandaki görüntüler kukla tiyatrosunun dekorları gibi farklı katmanlar olarak birbirinden ayrılıyor. Filmin kareleri tek başına çizgi romanların çarpıcı estetiğinin, hem aceleci hem de kontrollü biçimde süzülen (arada 'pike' yapan) kamera ile planların birbirine bağlanış şekli 'tipine düşkün' bilgisayar oyunlarının soluğunu taşıyor. Gerçeküstü bir hava yaratan tüm bu unsurlar, filmin hikâyesinde halihazırda bir miktar bulunan fantastik tonu çok iyi besliyor.
Vidocq'un benzerlik sergiledikleri, anımsattıkları, şu ana kadar bahsi geçenlerle sınırlı değil. 'Kanlı'lık oranından bağımsız, hakiki bir vahşet duygusunu yakalayan dövüş sahnelerinde de, Uzakdoğulu teknikleri mazideki Batı'ya taşıyan Kurtların Kardeşliği'ni anabilirsiniz mesela. Buna rağmen Vidocq sıradan bir trend takipçisi değil. Tanıdık unsurlardan kendine ait bir tat, tamamen özgün değilse de gerçekten iyi bir tat yaratmayı başarıyor. Başka bir deyişle film, popüler kumaşlardan, süslü, ama asla rüküş olmayan bir giysi biçmiş kendine. Üstelik kumaşların rengi ve dokusu da birbirine iyi gidiyor.
Filmin ustalık sergilediği alanlardan biri de, hikâyesini kurgulayış biçimi. Klasik bir "bu ana nasıl gelindi?"yle başlayıp flashback içinde flashback'lere de başvururken, yolunu kaybetmeden tempolu ve merak uyandıran bir yapı kurabiliyor. Polisiye olay örgüsünün dahiyane olduğunu iddia edemeyeceğim film, bütün şıklığı içinde karakterleri ve hikâyesinden mümkün olanın maksimumunu almaya fırsat bulamıyor. Belki de Vidocq'un kıymetinden bir miktar çalan da bu. Ama beri yandan, öyle ya da böyle değdiği temalar hayli zengin ve dikkate değer. Dedektif Vidocq'u peşine düşüren simyacı seri katil, tek başına bile filmi ilginç kılmak için kafi. Biraz açmak gerekirse: Söz konusu katil, psikolojik gerilim klasiği Peeping Tom'un (1960) kahramanı gibi, kurbanlarına kendi ölümlerini seyrettirmek ve böylece korkularına tavan yaptırmak üzere bir ayna kullanıyor. Gençliğini muhafaza etmek uğruna ise, tarihe 'en gerçek' vampirlerden biri olarak geçen, Dracula'nın hakkını yediği meşhur Kontes Bathory ile benzer yöntemleri paylaşıyor. İkisi de "Genç kız kanı iyidir," kanaatindeler.



VIDOCQ
Yönetmen: Pitof
Senaryo: Pitof, Jean -Christophe Grange
Oyuncular: Gerard Depardieu, Guillaume Canet, Ines Sastre, Moussa Maaskri, Andre Dussollier
Görüntü: Jean - Pierre Sauvaire, Jean-Claude Thibaut
Müzik: Bruno Coulais Süre: 100 dk.
Film gerçeklikle pek az şey paylaşıyorsa da, Vidocq gerçek bir karakter. En azından, 'yaşamışlığı' ve hapisten çıktıktan sonra balistik alanında öncü bir dedektife dönüştüğü doğru. Hikâye, 1830 yılında Paris'te cereyan ediyor. Kentin en ünlü dedektifi Vidocq, yüzünde aynadan bir maskeyle dolaşan seri katil 'Simyacı'nın izini sürerken ölüyor (Telaşa mahal yok, filmin herhangi bir sırrını ifşa etmedik.) Vidocq'un biyografisini yazmaya çalışan genç bir gazeteci ise, müthiş tehlikeli 'Simyacı'nın kimliğini ortaya çıkarmak için Paris'in altından girip üstünden çıkıyor. Vidocq'la ilk kez yönetmenliğe soyunan Pitof, daha önce aralarında Jean d'Arc ve Alien: Resurrection'ın da bulunduğu birçok filmin görsel efektlerine imza atmıştı. Vidocq'un senaryosunu onunla birlikte yazan Grange ise, Kızıl Nehirler, Leyleklerin Uçuşu ve Taş Meclisi adlı çok satan kitaplarıyla Türk okurlarının da yakından tanıdığı bir isim.